Bu sayfadaki içerik, Adobe Flash Player'ın daha yeni bir sürümünü gerektiriyor.

Adobe Flash player Edinin


GÜNDEM POLİTİKA DÜNYA EKONOMİ SPOR 18 Ocak 2018
Ahmet LAZ
Ahmet LAZ kimdir?
1956 da Kilis'te doğdum. İlk orta ve lise eğitimimi Kilis'te, Lisans eğitimimi de Hacettepe Ünv. Matematik mezunu olarak Ankara'da tamamladım. Afşin/Elbistan termik santral montajında planlamacı, Türkiye Diyanet Vakfında Bilgi İşlem Müdürü, Kendi işimde ise yönetici olarak Bilgisayar ve Yazarkasa sektöründe çalıştım. Emeklilik hayatımı Kilis'te yaşıyorum. Yerel Kilisinsesi gazetesinde ( www.kilisinsesi.com.tr ) yazıyorum.
Email: ahmetlaz@hotmail.com.tr
  YAZARIN SAYFASI
Para, Para, Para!!!
Ülkeleri, şehirleri ve hatta aileleri bir arada tutan en önemli etkenlerden biri hiç şüphesiz ekonomidir. Ekonomisi iyi yönetilemeyen ülkeler, şehir veya aileler, kısa sürede çökerler. Bizim en önemli dualarımızdan birinin de, ‘ya rabbi bizi açlıkla imtihan etme' şeklinde olması da ekonomik durumumuz ile ilgilidir. Açlığa mahkûm edilen bir kişi, hırsızlık ve arsızlık için potansiyel bir tehlikedir. Bugün dünyanın çeşitli bölgelerinde çıkan huzursuzlukların en önemli nedenlerinin başında, ekonomik sebepler gelir. Ülkeler gibi insanlar da birbirleri arasındaki stratejiyi, dostluğu ve işbirliğini de çoğunlukla ekonomik ilişkiler üzerine inşa eder, gerektiğinde yardımlarda bulunur, gerektiğinde de birbirlerine ambargolar koyalar.

Ülkelerin ekonomisinde söz sahibi olan bağımsız kurumlar vardır. Bu kurumlar, aldıkları kararları ülkenin siyasi yapısı nasıl olursa olsun, bağımsız olarak alır ve uygularlar. Bu durum, uluslar arası anlaşmalarla da güvence altına alınmıştır. Bu kurumlar, alacakları kararlar için herhangi bir siyasi merciden emir almazlar. Almamaları da gerekir. Çünkü alırlarsa güvenilirlikleri ortadan kalkar.  Mesela Türkiye'de politika faizlerini belirleme yetkisi Merkez Bankasındadır. Özellikle enflasyon rakamlarını açıklama yetkisi, Devlet İstatistik Enstitüsündedir. DİE, gerekli araştırma, tespit ve analizleri yaparak gerçek değerleri hesaplar ve bulduğu değerleri kamuoyuna açıklar. Hangi mevkide olurlarsa olsunlar, eğer siyasiler bu değerlere müdahale edecek olurlarsa, ülkemizde ne enflasyon kalır, ne de faiz. Hatta kişi başına düşen gelirimiz de 100 bin dolarlar seviyesine bir ifadeyle hemen çıkar.

Dünyanın ekonomik açıdan önemli ülkelerinden biri hiç şüphesiz Japonya'dır. Bütçe açığının hep pozitif seyrettiği, enflasyonun sıfırın üstüne çıkamadığı Japonya'da, mevduatlara faiz verilmez. Aksine bankalar parayı muhafaza bedeli olarak, açılan hesaplardan para alırlar. Orada tüm ticari faaliyetler, kiralar hep bankalar aracılığı ile yapılır. Bu nedenlerle bankalar, para verecek, kredi açacak birçok yollar ararlar.

Dünya ekonomi sözlüğünde, ‘carry trade' diye bir kavram vardır. Birçok ekonomistin de bilmediği bu deyimi bir örnekle açıklayalım. Japonya gibi enflasyonunu ve politika faizlerini sıfırlamış olan ülkelerde uygulanan bu ticaret şekli, şöyle çalışır. Hükümet, emekli olmuş vatandaşlarını mutlu etmek için onlara seyahatlerde kullanabilecekleri faizsiz krediler açar. Güvenilir kurumlar aracılığı ile büyük miktarlardaki kredileri bu vatandaşlarına verir. Kurumlar kişiler adına aldıkları bu kredileri, Türkiye gibi yüksek faiz ödemesi yapan ülkelerde, devlet tahvili gibi yollarla değerlendirirler. Mesela, bizim ülkemizde bir kişi için kullanılan 100 bin doların getirisi, yıllık en az 5 bin dolardır. Bu faiz gelirinin bin dolarını yol, bin dolarını da konaklama olarak düşünürsek, kalan 3 bin dolar da harçlık olarak Japon emeklisinin cebine girer. Yani bir Japon emeklisi, bu krediyi kullanarak her yıl farklı bir ülkede, bir hafta yer, içer, tatil yapar, üstüne de görüp beğendiği ürünlerden alıp memleketine döner. İşte bu olaya ‘carry trade' denir. Bu organizasyon, Japonya gibi bir ülkenin kendi emeklilerine yaptığı sosyal bir hizmettir.

Japon emeklilerinin, bizden aldıkları faiz ile ülkemizde bir hafta dört dörtlük tatil yapmalarını bizim turizmciler keyifle karşılarlar. En çok para harcayan ve kültür turizmi yapan Japon emeklileri için çok methiyeler düzer, onlara kapılarımızı ardına kadar açarız. Bu durum, elbette kötü değildir. Ancak, ülkemizin ekonomistlerine ve siyasilerimize düşen görev, bu tür organizasyonlarla ülkemize giren anaparaları, tüketime veya borç ödemeye yönlendirmek değil, üretime ve ürünlerimize katma değer sağlamaya yönlendirmek olmalıdır. Bunu sağlamak içinse, dört işlem dahi yapamayacak, kişiliksiz ve dandik kişileri, ekonominin önemli mevkilerine atamak yerine, liyakate önem vererek gerçek ekonomistleri gerekli makamlarda değerlendirmek gerekir. Aksi takdirde yabancılar, bizim ödediğimiz faizlerle bizi kendilerine hizmetçi yaparlar.

Cumhurbaşkanımız, sık sık ‘faiz'e karşı olduğunu ve Türkiye'deki faizlerin çok yüksek tutulduğunu ifade eder. Cumhurbaşkanımızın bu söylemine katılmamak mümkün değildir. Zaten her Müslüman için de faiz yaklaşımı böyle olmalıdır. İnançları ve yönetim şekilleri ne olursa olsun faiz, ülkeleri bağımlı kılar. Ancak Cumhurbaşkanımız, her politika faizlerinin tespit edileceği dönemde, ‘ben faize karşıyım', ‘faizler yüksek' veya ‘faizleri aşağı çekin' diye kurumlara baskı yapmak yerine, ekonomi danışmanlarını ve müşavirlerini gerçek ekonomistlerden seçse hem aldatılmayacak, hem de faizlerin düşürülmesi için daha çok zemin hazırlamış olacaktır.

Daha müreffeh bir dünyada yaşamak üzere kalın sağlıkla...

 

Ahmet Laz

ahmetlaz@hotmail.com.tr



   
2018-01-08
YORUM YAP
Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayına verilecektir. Uygun görülmeyen yorumlarınız yayınlanmayacaktır. Yasal zorunluluk olarak yorum yapan ziyaretçilerimizin IP bilgileri kayıt altına alınacaktır. Teşekkürler...

  Bu yazıya ilk yorumu yapmak ister misiniz?



yazarın diğer yazıları