Oyunu AK Parti'ye vermeyen vatan haini mi?
Oyunu AK Parti'ye vermeyen vatan haini mi sayılacak?

Bu seneki yerel seçimler tam bir genel seçim havasında bol gök gürültüsü ve yıldırım düşmeleri şeklinde seyrediyor. Tehditlerin ardı arkası kesilmiyor. Başbakan yaptığı son hamlelerle kendisini iyice padişahlık tahtına oturtmuş, kendince çıkan isyanları bastırıyor. 

 Ortamdaki ortaçağ havasından etkilenmiş olmalıyım ki gece bir kâbus gördüm. Kâbusumda,  bir saraydayım.. Belli ki Padişahım. Şaşaalı bir odada, burnumdan solurken, kaftanım bir o yana bir bu yana uçuyor. Vezirime sesleniyorum: -Durum nedir? 

-Padişahım, Devletlûm, tüm vilayetlerde isyanlar başladı. İsyanları bastırmak için tüm gücümüzle üzerlerine gidiyoruz. Her şey kontrolümüz altında.

-Sebep? Diye bir bağırıyorum, kendi sesimden korkuyorum valla.

-Devletin sizin malınız olmasından çıkmasını istiyorlar efendim. 

-Bu ne cüret! Ben tüm Türkiye'nin başbakanıyım! Ben seçilmişim! Benim olmayacak da kimin olacak?

-Efendim seçildiğiniz doğru pek tabi, fakat seçilmiş gibi, herkes gibi kanunlara uygun davranmadığınızı; kanunları, davranışlarınıza uydurduğunuzu ortalıkta dillendiriyorlar. 

-Yeter! Bunlar eski düzene dönmek istiyorlar milleti soyup, soğana çevirenleri ne çabuk unuttular?

-Bazıları unuttu efendim ama bazıları Allah'tan bizim en azından hizmet ettiğimizi de görüyorlar. 

-Yani?

-Yani efendim, çalsalar da en azından çalışıyorlar, diyorlar bizim için.

-E, ne çalması bre vezir!? Biz kimsenin ekmeğini elinden almadık, kimsenin bahçesine girmedik. Bize ganimet geldiyse, ne yapalım yani? Millet padişahına ve haremine teveccühte bulunduysa bunu halkımın âli cenaplığına veririm ben. Hem fetvasız iş yapmadık ki! 

Sonra penceremin önünde, dışarıdan sesler geliyor.. Büyük kalabalık hep bir ağızdan bağırıyorlar. Beynim uğulduyor sanki: Ben örgüt üyesi değilim! Ben haşhaşî değilim, Ben örgütçü değilim... 

Kendi sesimde boğuluyorum sanki, 'Tiz şu hocayı bana getirinnnnnn!' 

Kan revan içinde uyanmışım.. Allah'ıma binlerce şükrettim. Şu anda başbakanın yerinde olmadığım için...  

Onun yerinde olmadığıma bir yandan şükrederken, onun kendini iyiden iyiye padişahlık koltuğunda gördüğünü (üstelik rüyada bile değil) görmek akılla izah edilir gibi değil. Ortaçağ geçeli yüz yıllar olmuş. Milletler, devletler yok olmuş. İdeolojiler üretilmiş ve tüketilmiş. Daha demokratik daha fazla hukuk düzeni tüm dünyada yerini alırken, her kurumum matrix bir yapı ile denetimi arttırılırken, Türkiye Recep Tayyip Erdoğan'la birlikte bir girdabın içine doğru sürükleniyor. 

Yerel seçim dendiği zaman eskiden partiden öte mahallede, beldede, ilçede belediyecilik adına en iyi hizmeti vereceğine inandığımız falanın oğlu, filancılardan bildiğimiz kişiler akla gelirdi. 

Hangi partiden olursa olsun tanıyıp bildiğimiz için oyumuzu bu kişilere verirdik. Yerel seçimlerde siyasi parti önemli değildi.. Eskiden.. Son belki de üç seçimdir böyle olmadığını gördük. Gördük ki Ak Parti, tabanın kimi sevip kimi istediğini düşünmeksizin, kendi tercihlerini parti 'reis'inin garantisi  altında sahaya sürdü. Sonuç? CHP'nin geri aldığı belediyeler ve Ak partiden olduğu için seçilen belediye başkanlarının ardından yaşanan hüsran... 

Belediyelerini geri alan CHP'lilerin belediye başkanları AK partiye tekrar kaptırmamak için çok çalışıyorlar hatta eski belediye başkanlarını yeni kanlarla değiştirip, işi daha da ciddiye aldıklarını gösteriyorlar.

Peki , Ak parti ne yapıyor? Rahmetli Hoca (Necmettin Erbakan) RP'ye oyunu vermeyenlerin 'Patates dininden'  olduklarını söylerdi. Erdoğan da vatan haini diyor. Kendisini padişah yerine koyarsa tabi her isyanı vatana yapılmış bir hareket olarak görür. 

Çok partili siyasi rejimlerin olduğu demokratik ülkelerde her partinin, iktidar partisi kadar oy alma hakkı vardır ve kimse kimseyi başka bir siyasi partiye oy verdiği için vatan hainliği ile suçlayamaz... 

 Ak partiye oy vermeyeceğimi beyan ettiğim için seçim sonunda, kendi belirlediği başarılı olma kriterlerini yakalarlarsa selamette olacağımı kim garanti edecek? 

 


2014-03-21