İbretlik Gerçek bir Hikaye
Üniversite hazırlık dönemimde üç arkadaş bir şaka tertiplemiştik.

Güya ben üç harflilerin dostu olmuşum, onlar bana gaipten haber veriyorlar. Öyle ki benim olmadığım bir odada daha evvel hiç görmediğim sınav testinin herhangi bir sorusu rastgele açılıyor, cevabı tespit ediliyor. Sonra odaya ben giriyorum, soruyu gösteriyorlar, cevabını soruyorlar, ben de derhal hiç düşünmeden doğru cevabı veriyorum. Bu hadiseye şahit olan herkes hayretler içinde kalıyor.

Çok kısa bir sürede bendeki bu meziyete kutsiyet naspedenler ders çalıştığımı gördüklerinde; "Manyak mısın, neden ders çalışıyorsun, nasıl olsa cevapları biliyorsun" babında tepkiler verdikleri için gizli gizli ders çalışmak zorunda kalıyordum. Derken bu esrarengiz olay dersanede hızlıca yayıldı. Bir felsefe hocamız, böyle bir şeyin olamayacağına hükmederek durumu test etmeye yeltendi. Bir arkadaşın nezaretinde sınıf dışına çıkarıldım. Sonra içeri davet ettiler ve bana hangi sırayı belirlediklerini sordular. Ben yine hiç tereddüt etmeden derhal benden gizledikleri sırayı buldum. Hayretini gizleyemeyen felsefe hocamız, tamamen emin olmak için benle birlikte bütün öğrencileri sınıftan çıkardı ve sırf kendisi bir sıra belirledi. Hep birlikte sınıfa döndük ve bana o sıra soruldu. Ve ben doğru sırayı buldum.

Çok meraklandırmayayım, bu iş nasıl oldu?

Şöyle oldu...

Bir arkadaşımız organizatördü. Genelde onun kontrolünde oyun tertiplenirdi. Ve olan bitene en çok karşı çıkan ve hayret eden de o olurdu: "Böyle bir şey olamaz, bu işte bir hile var" gibi tepkiler verip hem şüpheleri dağıtıyor hem de inandırıcılığımızı sağlamlaştırıyordu.

Bir diğer arkadaşımız ise benim şifredaşımdı. Cevapları şifre usulü ondan almaktaydım. Benim olmadığım ortamda cevabı tespit ediyorlar, ben içeri girdiğimde bu arkadaşımın işaretine göre cevap vermekteydim. Arkadaşla her şıkkın cevap karşılığında bir hareket şekli belirlemiştik. Mesela sağ eli cepte ise cevap A'dır. Farzımuhal sol eli cepte ise cevap B'dir gibi 1'den 20'ye kadar, baştan sona, sağdan sola şeklinde çeşitli durumları şifreledik ve şifreleri ezberledik.

Neticede birinci arkadaşımız inandırıcılığımızı sağlıyor, ikinci arkadaşımız benim doğruluğumu sağlamlaştırıyordu. Biz bu işi yaklaşık bir ay kadar sürdürdük. Çok gülmüş, eğlenmiştik. Halen bir araya geldiğimizde bu hikâyeden bahseder, güler-eğleniriz.

Diyeceksiniz, peki felsefe hocanız hepinizi sınıftan çıkardığında doğru sırayı nasıl buldunuz? Valla ona ben de şaşırdım. Çünkü tamamen atmasyondu. Tutmuş işte. Fakat garip olan şu; bu olaydan sonra işbirlikçi arkadaşlarımız da tereddütte kaldı; "Sahi sende bi haller mi var? Yirmi sıradan doğrusunu nasıl buldun?" tarzında şaşkınlık tepkileri vermeye başladılar. Daha da beteri ben dahi "acaba" deme noktasına gelmiştim. Hâsılı kutsallığı kapmama ramak kalmıştı.

Şimdi ben bu hikâyeyi neden anlattım?

Anlattım çünkü, bu hikayeden çıkartılacak çok dersler, inanç hikayelerimize dair çok manidar numuneler var. Fakat ben o dersleri sıralayıp okurlarıma fikir satmak istemem. Çok şükür okurlarımın her biri hissesine düşeni keşfedebilecek mertebededir.

Muhabbetle kalın...

Ahmet ÇİÇEK

[email protected]



2014-03-26