Kabul Olunmuş Dua
'Sizler benim kabul olunmuş dualarımsınız.'
Bu sözler Merhum Alim ve Şair Ali Ulvi Kurucu Ağabeyimize aittir. Ali Ulvi Ağabey, Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin Tarihçe-i Hayat isimli eserinin önsözünü yazan kişidir. Yine Peygamber Efendimize (asm) yazdığı şiirlerle bilinir. Ali Ulvi Ağabeyin ilkin 1988 yılında söylediği 'kabul olmuş dua' sözün hikayesini sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu hatırayı merhum Ağabeyimizden dinlediğim kadarıyla, yine kendi ifadelerimle aktaracağım. Bir kusur varsa şahsıma aittir.


Çocukken dedem Hacı Veyis Efendiden Kur'an dersi aldım. Bu derse ilk başlarda mahallemizde bulununan başka çocuklar da iştirak ediyordu. Fakat zamanla sayı azaldı ve bir zaman sonra tek talebesi bendim. Sebebi belliydi; insanlar çekiniyordu ve bu yüzden çocuklarını göndermiyorlardı. Tabi bu duruma en fazla üzülen yine dedemdi. Kur'an eğitiminden sonra mektebe başladık.

Mektebe gittiğim günlerden birinde okul bahçesinde dolaşırken, uzaktan ihata duvarının dışında dedemi gördüm. Merak ettim ve koşarak yanına gittim. Fakat o an dedemde gördüğüm hali hayatım boyunca unutmadım. Dedem ağlayarak dua ediyordu. Gözyaşları yanaklarından süzülerek sakalını ıslatırken dedem şöyle diyordu: 'Allah'ım bu çocuklara merhamet et. Senin dinini öğrenmeden yetişiyorlar ve Havzın başında Peygamber Efendimizin mübarek elinden Kevser suyunu içemeyecekler, diye çok korkuyorum.'


Bir süre sonra dini ilimleri tahsil edebilmem için ailem beni Mısır El Ezher Üniversitesine gönderdi. Derslerime çok çalışıyor ve vakit buldukça gazete okumaya çalışıyordum. Bir gün İhvan-ı Müslimin yazarlarından birinin makalesi bana çok tesir etti. Yazar makalede bir grup şuurlu gençten bahsediyor ve şöyle diyordu: 'O gençler ateşin içindeler fakat ateş onları yakmıyor.' İşte bu vurucu cümleden sonra okumayı bıraktım ve kaldığım odanın balkonuna çıkıp derin derin düşündüm. Sonra Namazımı eda edip Rabbime yalvarmaya başladım. Allah'ım diyordum, benim ülkemde de gençler ateş içindeler. Nolur Allah'ım ateş onları da yakmasın. Hem ağlıyor hem de dua ediyordum. Neden sonra kendimden geçmiş ve seccademin üzerinde yığılıp kalmıştım.

Rüya görmeye başladım. Mahşeri bir kalabalık görmüştüm. İnsanlar bir yere doğru koşuyorlardı. Onlardan birine, nereye gidiyorsunuz, diye sordum. Dedi ki; Peygamber Efendimiz (asm) gelmiş O'nu ziyarete gidiyoruz. Heyecanlandım ve bende kalabalıkla beraber koşmaya başladım. Bir süre sonra yine kalabalığın çevrelediği bir yere geldik. Herkes ayak parmakları üzerinde yükselerek görmeye çalışıyordu. Fakat ben zorlanmadan kalabalığın önüne geçtim ve gördüğüm manzaranın ihtişamı ile hayrete düştüm. Az ötede Peygamber Efendimiz Havzın başında duruyor ve mübarek elleriyle birine kevser suyundan ikram ediyordu. O kişi dedem, Hacı Veyis Efendiydi.

El Ezher sonrası bir müddet medine de vazife yapan Ali Ulvi Ağabey, seksenli yıllarda ülkemize gelip gitmeye başladı. İşte 1988 yılında İstanbul'a geldiği bir gün Fatih Draman da bulunan Fatih Kolejini ziyaret ediyor. Bu ziyaret sırasında kendini dinleyen alnı secdeli talebeleri görünce heyecanlanıyor ve onlara, 'Sizler benim kabul olmuş dualarımsınız' diyor.

Ali Ulvi Ağabey, 2 şubat 2002 tarihinde Medine-i Münevvere de Hak'ka yürüdü. Yine Cennet'ül Baki de Kurb-u Resulullah'a defnedildi. Allah mekanını cennet etsin. Sözlerimi, Efendimiz'e yazdığı bir beyit ile bitirmek istiyorum:

Ruhum sana aşık, sana hayrandır Efendim,

Bir ben değil, sana alem kubandır Efendim. (asm)

@kimyaci64



2014-03-30