Seçim Değil Çanakkale Zaferiydi
Evet, gün İslamiyet'in günüdür, zafer günü...

Hep söyledim; 'Bu seçim senin partin, benim partim, o görüş, bu görüş, şu görüş değil, bu seçim, İsrail'e 'Hayır' İslamiyet'e 'Evet'in seçimidir'

Ne fırtınalı, ne kasırgalı, ne entrikalarla dolu biz süreç yaşadık; ülkece, milletçe.

Ağacın kurdu kendi içinde olurmuş ya hep; evet, bizi kemiren parazitlerimiz kendi içimizdeydi ne yazık ki...

Canımız acıdı, öfkemiz feryadı figan etti ama içimize gömdük çığlıklarımızı, sadece ciğerlerimizden 'Allah' dedik ve sükutu giyindik üstümüze. Bize yakışan buydu zira...

 

Neler mi yaşadık? Neler yaşamadık ki!

Meseleyi iki ağaca bağlayıp, gezi parkı pazarı kuruldular; vatan, millet, kardeşlik, din, iman gezi pazarı tezgahında satışa sunuldu...

Terör olmanın, vuruculuğun, kırıcılığın, saldırıcılığın, küfürbazlığın, dayatmanın eğitimi alınmıştı ve deli divane gibi etrafa saldıranlar görevlerini çok iyi biliyordu...

Daha ilk izleyişimde, neyin ne olduğu, eylemcilerin öğrenci olduklarını aynı şemada harekat ettiklerini, aynı kılıkta olduklarını şuuruma resmetmiştim, resmetmiştik belleklerimize...

İkinci günü birde ne görelim; Masonizm sülalesi gezi parkı yürüyüşünde, İslamiyet'i çiğnetmek için çiğneyenlerin imdadına yetişivermişler...

Resim tamda şuydu; dört bir taraftan saldıran ne olduğu belirsiz yabancı uyruklu birçok düşman, boynunda haçlı kadınlar, kırmızı ve pembe saçlı kızlar, satanistler, ateistler, renkli pantolonlu erkekler, geyler, travestiler, ayyaşlar, çıplak memeleri üstüne yapılmış Türk bayrağı resmi, zıvanadan çıkmış kadınlar, Masonizme hizmet edip, 'Bana ün ver, karşılığında rol kes' diyen sözde sanatçı ve oyuncu takımı, üst kürenin baş rol kahramanı olan basın medya vs...

Hani bakıldığında zıvanadan çıkmışlığın ve hainliğin resmi tamam da; 'Bu akıllının da ne işi var?' diyebileceğin tek akıllı yok aralarında. Hepsi aynı...

Öğrenciler masum ama onlarda canlı bomba halini almış durumdalar(dı)...

Ağladım. Ülkem insanının dış güçlere nasıl böylesi bir resmi verdiğine, kendi içimizde nasıl bu kadar parçalandığımıza ağladım. Harbiden ağladım.

Peki bunlar ne istiyorlardı? Özgürlük? Ne özgürlük mü? Öyleymiş!

İyide dedelerimizin kanıyla rengini alan bayrağın başımızda dalgalanması gerekirken tehi bir kadının çıplaklığı üstünde olması nasıl bir özgürlük anlayışı? Bu hangi mantığın şuuruydu böyle? Tek dertleri bu muymuş? İyide çıplaklar kampına uğrayıverseymişler; onların istediği özgürlük anlayışı tamda Beach tabelalarının üstünde yazılı...

Camilerimize ayaklarıyla basıp yüreğimize bastılar, içkiler içtiler, zıvanadan çıkıp seviştiler, yeryüzü sofralarında oruçla alay edip Ezan öncesi iftar açtılar, yada sözüm ona oruç tutmuşlardı da iftarlarını içkiyle açtılar...

MHP CHP BDP bir olup, Atatürk'ün ve Öcalan'ın posterleriyle el ele kol kola yürüdüler.

Bu millet şunu dedi;

'Hani biri ülkücüydü? Hadi ordan, bu koltukçuymuş...'

'Hani bir cumhuriyetçiydi? Hadi ordan; bu minderciymiş...'

Diğeri malumdu da o bile yanlarında masum kadı. Dün tüm Kürt kardeşlerimizi PKK'lı gözüyle gören ve küçümseyenler, bugün kendileri eşkıya olup şehre inmişlerdi...

Aralarında ne fark vardı ki? Biz sadece önce 'Allah' sonra 'Erdoğan' dedik...

Bitmedi... 17 Aralık başladı, birbirin peşin sıra operasyonlar...

İftira üstüne iftira, yalan üstüne yalan...

Köşeme yazdığım bugünkü konu yazım bitmeden ertesi günü o yazım güncelliğini çoktaaan kaybediyor o gün çok daha başka şoook bir savaş çıkıyordu...

Biz önce 'Allah' sonra 'Erdoğan' dedik...

Erdoğan ise oy kaygısı taşımaksızın ülkeyi çakıldan taştan ayırmaya kararlı ve bir o kadarda istikrarlıydı. 'Dersaneler kapatılsın' dedi oysa seçim arifesinde hiçbir siyaset adamının gündeme getirecek cesarette bir durum değildi bu ama o bir dava adamıydı, o bir dünya lideriydi; onun bu küçük siyaset oyunlarıyla muhasebesi yoktu elbet.

O büyük düşünüyordu; ya büyük kazanacak, yada büyük kaybedecekti...

Kimileri; 'Bu adam delirdi mi?' dedi ama ona inananlar neden ve niçin yaptığını çok iyi biliyordu...

Fettullah'ın gerçek yüzünü baskıya çıkartırken, çok dişlerde gördü bedeninde ve etinde... Ama o dava adamının işi doğruluktu ve o doğru bildiği yolda ilerlemeye, o yolda ilerlerken o yolu çakılından, taşından, çer çöpünden taramaya kararlıydı...

 

Biz vatan sever, tek derdi vatan olan ve doğruluğun izinden giden kalemlerin işi hiçte öyle kolay değildi... Evet, bir kez daha vurgulamak gerekirse, genleştirerek ağ oluşturdukları stratejileri şuydu; 'AKP'yi destekliyorsan gericisin, CHP'yi destekliyorsan medenisin' Oysa gerçek hiçte öyle değildi. Gerici olan, vatan haini olan, demokrasinin 'D'sinden anlamayan CHP'nin ta kendisiydi. Bu stratejileri çürütmek ise kalemlere düşüyordu ve dünden bugüne 'Kral Çıplak' diye bağıran o çocuk olarak yine bağırdım çıplaklıklarını, yine haykırdım...

 
Ha kim bu Çıplak Kral? Hep söyledim, yine söylüyorum ve hepte söyleyeceğim.

Bizler düşünmeyi sevmeyen bir toplumuz; hepimizin bir düşünürü, yani bir kralı var. Düşünürümüz, yani kralımız ne yöndeyse, bizlerde o yandayız.  

Bu krallarımız ya
 ya siyasi görüşlerimizin öncüleri, ya bir köşe yazarı, ya bir oyuncu, ya bir şarkıcı, ya bir roman yazarı... 

Ve hatta çemberi daraltarak bakacak olursak; ya bakkal Ahmet efendi, ya kahveci Mehmet bey, ya bakırcı Ali usta, ya keçeci veli usta vs...

Ben o yüzden dedim ki, diyorum ki ve diyeceğimde; 

'Ya güvendiğiniz krallarınız terzisine güvenen çıplak kralsa? Ya siz Çıplak Kral'a güvenen yandaşlarıysanız, bu durumda sadece kral değil, kendisinin olduğu kadar yandaşları da çıplak olmayacak mı?

Ben o nedenle diyorum ki;  

'Sadece Kralları Değil, Yandaşları da Çıplak!' 


Biz millet olarak bu stratejik fenomenlere inanmasak da, yinede iş konuşmaya yada yazmaya geldi miydi strateji terzilerinin bizlere biçtikleri rollerimizi galiba oynuyor ve istedikleri gibi sükutu içiyor sessiz kalıyorduk. Bizlerden istenilen tamda buydu. Ama kendileri ve satın aldıkları yandaş kalemleri adeta çığlıktı ve o nedenle çığlıklarını provokasyonlara çevirip masum halkı da yanlarına alabiliyorlardı.  Biz konuşan ve yazan kalemler ise azınlıktık ve bu tabuyu yıkmalıydık. Kişilerin yüzlerini kendilerine çevirip düşündürmeliydik, dünden bugüne klişeleştirdikleri stratejilerin tam aksi olduğunu yani CHP zihniyetinin gerici ve vatan haini olduğunu göstermeliydik ve gösterdikte. Elimizden geldiğinde, dilimiz döndüğünce...

Her yazımızda Çanakkale mevzilerinde soluk aldık, Sarıkamış'ta donduk, Sakarya'da Yemen'de öldük ama dirildik. Ama bugün Çanakkale zaferi var üstümüzde.

Bugün günlerden Zafer...

Bugün günlerden Çanakkale...

Bugün günlerden Erdoğan...

Bugün biz hepimiz Çanakkale'yiz...

Sevgilerimle. Dilek EJDER  

 

 


2014-04-06