Zorunlu Eğitime Hayır!
Eğitimin zararları var mıdır? Bu soruyu hiç kendimize sorduk mu? Eğitim öğretim alanında daha gelişme aşamasında olan bir ülke de eğitimin zararları gündeme gelmesi zordur. Önceliğimiz oturtamadığımız eğitimi oturtmak ve yaygınlaşmak tabii. Bunun doyumu olmamadan da eğitimin zararları konusu tartışma dışında kalacaktır. Ama olsun önemli olan faydası olan her şeyin zararının da olabileceğini bilmektir. Eğitimin bireylere kazandırdıklarının yanında bireylerden alıp götürdüklerini düşünmek ve önlemler almak gerekiyor. Zararlar boyutuyla yüzleştikten sonra bazı konularda dönüşüm yapmak zorlaşacaktır.  

Siz hala eğitimin zararlarını düşünmediyseniz, Catherine Baker 'Zorunlu Eğitime Hayır' deyerek, sizin yerinize yeterince düşünmüş. Fransa da ilgi görmeyen, gazetecilerin ilgilenmediği, kitapçıların yayınevine sipariş vermediği 'Zorunlu Eğitime Hayır' kitabı Fransızcadan Türkçeye çevrildikten sonra üç baskı yapmış.(üçüncü basım 2006). Fransa'da ilgi görmeyen bir kitabın ülkemizde ilgi ile karşılanması ilginç bir handikap. Bir anne ve anarşist olan Baker, yararsız, zararlı olarak gördüğü okula kızı Marie'yı neden okula göndermediğini açıklamak yerine bu kitabı kaleme almış. Baker, kuramcı olmadığını, kitapta söylediklerinin hiç birinin özgün olmadığını, biraz kitap karıştırarak ve yaşamdan öğrendiklerinin toplamı bir ürünü olduğunu söylemektedir.

Baker sadece okula değil, eğitime de karşı olduğu söyledikten sonra eğitim için güdümlü nitelemesini yapmaktadır. Baker, Philipe Aries'in: 'XVII yy. sonlarında eğitim aracı olarak, çıraklığın yerini okullar almaya başladı. Bu da çocuğun yetişkinlerle birlikte olmasını ve yaşamı dolaysız yoldan ve onlarla kurduğu ilişki sırasında öğrenmesini engelledi. Öğrenme sürecinin uzamasına ve onda yaratılan çekingenlik duygularına karşın çocuk yetişkinlerden tümüyle ayrı tutuldu. Ve bir tür karantinayla toplumdan uzaklaştırıldıktan sonra dünyaya Salı verildi. Bu karantina da okul oldu. Okulların ortaya çıkmasıyla birlikte çocukların dört duvar arasına kapatıldıkları(deliler, yoksullar, fahişeler gibi) bir süreç başladı ve günümüze dek ulaştı; biz buna eğitim diyoruz.' Düşüncelerini paylaştıktan sonra, çocuklarımızı neden kapatıyoruz? Suçluları neden kapatıyorsak o yüzden dedikten sonra kapalı kaldıkları sürece 'yaramazlık yapamıyorlar' birkaç yetişkine sor göreceksin. Onda dokuzu(yine de iyi niyetliyim) 'işi olmayan' gençlerin canının sıkılacağını söyleyecektir. Tabii ki canı sıkılan bir yumurcak olsa olsa zavallı dünyanın canını okur. İşte biz de bu yüzden bir ülkeyi nasıl işgal ediyorsak, çocuklarla öyle meşgul oluyoruz, savını ileri sürmektedir.

Kitap, 'Zorunlu olan Her Şeye Hayır!', 'Düşünce modellerine Hayır', 'Adaletsizliğe Hayır', 'Korkuya Hayır', 'Yetişkinlerin Çocuklar Üstünde Kurdukları Baskıya Hayır', 'Öğretmenlere Hayır', 'Öğrenmek, Bilmek, Tanımak Arasındaki Kargaşaya Hayır', 'Çocuklara uygulanan Cinsel Baskılara Hayır', 'Yaşama Sevincini Çalanlara Hayır', 'Standartlaşmaya Hayır', 'Çünkü Seni Seviyorum' ve 'Yitirilecek Bir Şeyimiz Yok' diye on bir bölümden oluşmaktadır.

ÖĞRETMENLERE HAYIR

 'Bir ilkokul ya da lise öğretmeni birey yetiştirmez; o olsa olsa çeşitli insan türleri yetiştirebilir', 'Öğretmenlerin onda dokuzu acınacak insanlardır.' Söylemleriyle Baker, öğretmenlere hayli kızgın ve tepkili eleştiriler yöneltiyor. Baker, başlangıçta normalde olsa, bütün bir yaşam boyunca okulun duvarları arasına sıkıştırılan bir beyin ister istemez zamanla körelir. Öğretmenlerin inanırlar ve onların bir aptallık yapmasından çekinceliklerini söylerler. Öğretmenlerin standart yaşam koşulları, öğretmenleri körelttiği; ama bunu fark etmedikleri, çocuklar üzerinde her hakka sahip anlayışları eğitimi tıkayan noktadır.

Çocuk okuldan içeriye adım attığı anda bütün duygusal dikkati ve heyecanı, cezalar ve ödüller üstünde yoğunlaştırılır. Bu da öğretmenlerin, öğrenciler arasında elemeyle işlerine yaramayanları ayıklayıp, yarayanlara karşı ayrıcalıklı davranmak oluyor. Kültürlü görünen ancak kültürsüz öğretmen kimliği öğrencilere karşı uygulamalarda birçok hataya neden olmaktadır.

Öğretmen her zaman haklıdır. En doğru yanıtı verenler zaman odur; uygulanan pedagoji buyurgan olsun olmasın, öğrenciye verilen tek mesaj, ona öğretilen tek gerçek budur. Öğretmen öğrenciyi doğru olana 'yönlendirir' bu görevi yerine getirirken kaba yöntemlere mi başvurduğunun, nazik mi davrandığının son derece aptal insan mı, yoksa Sokrates kadar akıllı mı olduğunun hiç önemi yoktur. Bu tavrın altında öğretmenlerin kendilerini sınıfın hakimi olarak görmesindendir. Görünmeyen efendi-köle iletişimi meydana gelmiştir...

Baker, öğretmenlere yönelik tepkisel düşüncelerinin doğruluk payı olsa da, salt yaşanan olumsuzlukları sıralamak tek başına yeterli değil. Birçok bölümde duygusal yaklaşımlar ortaya koyan Baker, kendini yaşanan olumsuzluklara örnek vererek haklı çıkarmaya çalışmış. Çocuk okula gönderilmediği zaman ne olacaktır? Sorusunun cevabı kitabın hiçbir yerinde yok. Çocuğu kendi haline bırakmak söylemi tek başına ne kadar anlamlı bilemiyorum.

Baker'in bütün söylediklerinden sonra birde kızı Marie ‘ye sözü vermek gerekiyor. Okulsuz yetişmenin nasıl bir şey olduğunun somut örneklerin varlığı önemlidir. Baker, kitabın sonunda 'nasıl istersen öyle yap, canım yavrum' diyerek kararı kızına bırakmış görünüyor. Ancak on dört yaşına kadar kendi kızının adına karar veren Baker, kızını isteği yöne zaten kanalize etmemiş midir ki? Artık kızı kendi haline bırakıyor. Bu çelişkinin altını çizmekte fayda vardır...

Okullara ve eğitime fazla inanmamak lazım. Çocukları da tamamen eğitimin ve öğretmenlerin kollarına bırakmamak gerekir. Ama her şeyden önce bilinçli anne babalar yetiştirilmesine özen gösterilmelidir. Anne babalar çocuklarıyla ayrı bir dünya da yaşadıkları sürece çocuklar öğretmen-okul ikilisinin kurbanı olmaya devam edilecektir. 

Künye:

Kitap: Zorunlu Eğitime Hayır

Yazar: Cahherine Baker

Yayınevi: Ayrıntı

Baskı: III, basım 2006

Çeviren: Ayşegül Sönmezay

Sayfa: 268

Osman Tatlı

[email protected]


 



2014-04-13