Unutuyorum bütün kelimeleri
Tavaf ediyor her yanımızda mazlumların feryadı. Ve baktığımız her yeri kefene sarıyor gözlerimiz. Adını koyamayız belki acılarımızın, ne kalem nede kelam anlatabilir çektiklerimizi. Çünkü biz unutuyoruz bütün kelimeleri. Okurken gözlerini; Filistin, Mısır ve Suriyeli çocuğun.

İçimizde durmadan büyüyen acılarımız ve öfkeden sıktığımız avuçlarımızda utancımız var... Biliyorum gözyaşlarımızla kokar toprak ve kanımızdır kesen ay ışığını. Esen gam yüklü rüzgârlar, kurutuyor soluğumuzu. Zulüm hala kapımızda ve ayakuçlarımızdan başlayan derin yaralarımız var... Bunun adı yürümektir, adım-adım çaresizliği...

Umut iklimlerimiz kurak kaldı yine ve kınalı sözlerin yazıldığı o minik ellerde buluyoruz şehadeti... Biz kaç kez üşüdük söyleyin, yanan Gazze'de? Kaç kez dirildik Adeviyye'de?

Ve kaç kez öptük toprağı, Suriyeli çocuğun alnı yerine?

Mevlaya şikâyetimsin der gibi bakıyor şimdi her biri. Derin, acı ve çaresiz bakışlarıma değen gam yüklü bakışlar. Bir boşluk kadar anlamsız isteklerimize kuşandık kılıç-kalkanı. Savaştık anlamsızca, tüm anlamları katlederek...

Avuçlarımıza akıttığımız gözyaşlarımızda, kim bilir kaç acıyı öldürdük. Ama hiç dirilmedik!

Hatırlayın şimdi! Yeniden iman et diyen o ayeti. Hatırlayın, yeniden dirilmek gibi!

Yüzümüzün kıvrımlarından akan yaşlar taş kesildi sinemizde. Vur elini sadrına, Vur kardeşim! Ya imanını bu yolda katık edersin, Ya da ne varsa elinde kaybedersin!

Sen! kaybedemezsin!

Şöyle kardeşim; Hangi karanlık durabildi ki Şafağın karşısında? Ve hangi küfür durabilir ki, Tevhidin varlığında! Bırakma sakın hiçbir tenhada, Ayet-ayet işlenmiş fikirleri...

Ve şimdi, eğil koy secdeye ram olmuş başını, dururken alnında makes'i kuranın...


2014-04-12