Şems & Kimya
Itri günlerin akıyla, kendi postunda yetiştirdi Mevlana, manevi kızı Kimya'yı. Kimya öylesine güzel bir hatun ki cennetteki hurileri kıskandıracak kadar hem de. Nur yüzlü, bahar bakışlı, Saliha bir hatundu o. Mevlana'nın küçük oğlu da Kimya'yı seviyor fakat bir türlü dile getiremiyordu. Mevlana kızı Kimya'yı Şems'le evlendirmek istiyordu. Ki böylece Şems de bir daha Konya'yı terk etmesindi. Hem Şems de seviyordu Kimya'yı fakat rahmani aşktan başka cismani aşk tanımamıştı ki Şems! Sırlar çoğu zaman insanın isminde olur ya; Kimya Şems'in aşk tablosunun son parçasıydı belki de. Belki de ruh ve beden kimyasının eksik olan tarafı ve parçasıydı. Tablonun eksik ve son parçası yani! Şems isteyecekti Kimya'yı istemesine de lakin o hiçbir kadına dokunmamıştı ki. O hiç dünyevi aşkları tanımayıp ve de tatmadığı gibi cismani aşkları da tanımamış ve tatmamıştı ki! Ammavelakin karşısında yüreği menekşe rayihalı, bir cennet gülşeni vardı. Şems Kimya'da cennetin huzurlu bakışlarını görüyordu. İyi de Şems bir kadına dokunamayacak kadar nefsini öldürmüş, bedeninin arzu dilini lal etmişti etmiştide, seviyordu artık yüreği ama uzaktan sevmek yaradılıştan kimyasıydı onun. Belli etmemekte. Onun içindir ki o insanları çok sevse de boş taraflarını doldurmak için hırçın davranırdı hep.

Acaba Kimya Hatun evliliğinde uzaktan sevilmekle yetinecek miydi? Oysa onun içinde de Şems yatmaktaydı. Azametli, alımlı, çalımlı, yeri göğü inleten Şems! Ama bakmaz ki Kimya'ya. Oralı bile olmaz. Üzülür Kimya aşkı karşılıksız ya. Oysa bilmez ki ruh ruha kavuşmuş, yanar can cana. Şems, Mevlana'dan manevi kızı Kimya'yı Allah'ın emriyle istedi. Huriler ve melekler kanat çırptı. Mevlana büyük bir memnuniyetle verdi Kimya'yı Şems'e. Şems ve Kimya bir alyansın içine düşerek evlendiler. Mevlana, kış olduğu için holün sofasında bir yer hazırlattı Kimya ve Şems'e. El ayak çekildi, Şems ve Kimya baş başa kaldı. Şems Kimya'nın yüzündeki peçeyi kaldırıp alnından öptü. İlk defa dudakları bir kadının tenine değdi ama nefsi değildi tene değen. Aşkın aşka öpücüğüydü sadece. Şems ve Kimya namaz kıldıktan sonra bir süre sessiz kaldılar. Şems Kimya'nın o nur saçan gözlerine baktı ve düşünceleri konuştu sonra. Aşk öpmek, dokunmak için değil, en çok da uzaktan bakıp yakından sevmek içindi. Aşkın hakikatinde öncelikle muhabbet vardı, nefesini duymakla bile doymak. Yoksa o aşk, aşk aşk mıydı ki?
Şems ve Kimya, resamla tablosunun karşılıklı başışıp kilitlenmesi gibi, aşkla ruhun, dille lalın karşılıklı bakışıp kilitlenmesi gibi kilitlndi ve sessiz lisanın diliyle konuştular.

Şems;

'Aşkın içinde aşk yoksa nefs vardır. Nefsin içinde sadece dokunmak, öpmek, koklamak!'

Kimya;

 'Aşk öteki yüzdür; içtir; dışın bakışını ta içe çevirmektir; astardır.

Aşk dıştır; için bakışını ta dışa çevirmektir; yüzdür.'

Şems;

'Aşkın öyle kalkan kanatları vardır ki, o kapıdır, surdur.'

Kimya;

'Aşk dizlerinin dibinde oturup ellerini avuçlarına alıp göz göze bakıp özü konuşmaktır. İçini.'

Şems;

'Aşk yakından bakarken uzağı görmek, uzaktan bakarken yakını görmektir.'

Kimya;

'Aşk en çok da uzaktan bakmaktır. İç içe geçmek şart mıdır? Şartsa bile o nefsin şartıdır. Aşkın değil. Aşkın yasasında önce yürek cevap vermiyorsa beden de karşılık vermezdir. Demek ki aşk neftsen önceliklidir. Önce aşk.'

Şems;

'Aşkın içinde nefs varsa, acıkan bir çocuğun mamasında bile o hep vardır; o da acıkmak ve doymaktır.'

Kimya;

'Aşk ne gecede ne gündüzde, o seven kalbin yürek ülkesindeki güneşin tam merkezinde hep vardır. Doğanın ve insanın tabiatında önce Aşk!'

Şems'le Kimya bakışlarıyla, aşkla aşkı konuşturdular. Düşünceleri birbirininkinden farklı değildi. Ne de güzel konuşuyorlardı. Kimya Hatun oturdu Şems'in dizlerinin dibine ve bir süre hiç konuşmadan baktı o derin gözlerine. Baktıkça âşık oldu, âşık oldukça susadı Şems'ine. Gözlerinin gördüsü ve gördüsünün algısı kuvvetliydi Kimya'nın. Şems hayran hayran bakıyordu Kimya'sına. Baktıkça daha bir âşık oluyordu tene değil can diline.

O ki aşk, acıkan bir çocuğun mamasında bile vardı, acıkmak ve doymaktı aşk; Şems bu aşka doymak istemiyordu. Zira onun aşkı bedene açlık değil, muhabbete, aşka açlıktı.

Aşk gözlerinin içindeki manaya bakmaktı. Aşk konuşarak değil bakışarak konuşmak, konuşarak doymaktı. Aşk dokunarak değil, muhabbetle doymak, muhabbete varmaktı.

 

Mevlana'nın küçük oğlu Alâeddin Çelebi de her zaman Şems ve Kimya'nın bulunduğu o sofadan geçerek anne ve babasının ellerini öpüyor hal hatırlarını soruyordu? Bu elbette adaba aykırılıktı ve yerini bilmemekti. Kıskançlık dürtüleri harekete geçmiş olsa gerek ki,

'Ey gözümün nuru, her ne kadar dış ve iç edeple süslenmiş isen de bundan böyle bu holde azca gidip gelmen gerek' Öyle ya, doğrusu da oydu. Allaeddin hem gücendi hem de öfkelendi. Hemen dışarıya çıktı. Eyvah ki ne eyvah! Öfke yağmuruna tutulmuştu adeta. Dışarıda bir grup vardı, Şems'e karşı her zaman doludizgin olan bir grup. Yazık ki Alaeddin onlarla paylaştı öfkesini. O topluluğun hep içlerinden geçirdikleri planları harekete geçti şimdi. 'Bu ne iştir bilgi peşinde koşan, bilgi için çok gezen bu garip kişi kim ola ki gele hüdavendigarın evine de, onun can oğlunu kendi evine sokmaya?' dediler.

Yaya ok gerekti ya, oka da yay, fitne insanlara fırsat bu fırsattı.

Ortalık kazan oldu, kepçe oldu kimileri. Kimileri kaynattı, karıştırdı kimileri.

Şems ve Kimya'nın evliliklerinin nasıl gittiği bilinmezliği çeşitli kurgularda hayat bulduysa da gerçeği meçhuli bir sır oldu. Nasılı, niçini o ki sır, sır olarak kalması daha güzel. O ki gerçeği sır, sır olarak da kalmalı. Kalmalı, kalmalı ki pusulanın gizemine hille bulaştırmamalı. Günler günleri itelerken, çiçeği burnunda yeni evli Kimya'nın bedeninde çıbanlar çıkmaya başladı. Kimi 'Nazar' dedi. Kimi 'Aşk' dedi. Kimi 'Bu çıbanlar aşk gözüdür; aşktan çıkarlar' dedi. Aşkın gözü öyle iltihaplı olur muydu hiç? Gitmenin zamanı mı gelmişti ne? Şems'ten sonra gitse, dayanamaz ki meçhulüne. Ne var ki ölüm yanaşmıştı can kapısına da ten kapısı bizarındaydı havlusunun. Belkileri, acabaları arkasında bıkacaktı Kimya; belki Şems'in nefsani dokunuşunu hissedemediği için kahroldu bir gün kısalığında. Acaba acaba acaba? Acabalar cevapsız kalsın! Evet, bir gün kısalığında öylece göz açıp kapayana kadar oldu ve bitti aşk. Altı aylık gelin Kimya güneşle karşılıklı göz kırpışıp gün batımında kapadı gözlerini hayata. Her ikisi de yine doğacaklardı sabaha, nasılsa güneş dar-ı dünyada, Kimya dar-ı bekada. Kimya'nın ölümünden sonra iyice çılgına dönen Alaeddin Çelebi Şems'e daha neler edecekti... Büyü Aşk & Sıır-ı Alem romanımdan alıntı.

Sevgilerimle. DİLEK EJDER




2014-04-23