Hamidiye Alayları Ve Şeyx Seid Hareketi
(Şeyx Sêid Kıyamına Hamidiye Alaylarının Dolaylı Etkisi Sosyolojik Değerlendirme Açısından Denem)

Resmi tarihin zihinlerde oluşturduğu kirliliği ortadan kaldırabilmenin temel şartı yerel tarihin yerel hafızadan beslenerek yeni değerlendirmelere tabi tutulup ortaya çıkarılan sonuçların paylaşılmasına bağlıdır. Bu anlamda Kürdistan tarihinde önemli yer işgal eden iki olgusal duruma ait olaylar dizisinin birbirleri üzerindeki etkilerine odaklanılması gerektiği kanaatindeyim. Bu olgusal durumlar Hamidiye alaylarının kurulmadığı/kurulamadığı bir yerde/yörede Şeyx Sêid Kıyamının devlet zorlamasıyla erken patlak vermesidir.

İki durum arasında kurulması gereken bağlantılar doğru veriler ve analitik biçimle gerçekleştirilebilirse Kürdistan sorununda Türk devlet aklının hangi veriler üzerinden çalıştığı ve konuyu nasıl değerlendirdiği daha kolay anlaşılacaktır.

a)  Şeyx Sêid kıyamının gerçekleştiği yöresel alanın toplamına bakıldığında Varto, Karlıova ve Hınıs'ın belli yerleri dışında Hamidiye alaylarının oluşturulmadığı görülmektedir. Bingöl, Palu, Hani, Lice, Piran Ergani ve Genç gibi yerler Hamidiye alaylarının oluşturulmadığı alanlardır.

b)  Devlet aklının Şeyx Sêid'i Piran'da kıyama zorladığı dikkate alınırsa seçilen yerin eski/Hamidiye alayları askeri deneyimine sahip olmayan aşiretlerin yerleşik olmasını devlet aklı açısından nasıl okumalıyız.

c)  Kıyamın gerçekleştiği alanın büyük bölümünün Kırd/Zaza bölgesi olmasına özel bir anlam yüklemek mümkün müdür? Eğer mümkün ise devlet aklının bu alanı seçmesinde hangi argümanların aranması gerekir.

Şeyx Seid kıyamının daha iyi anlaşılması açısından ele aldığımız ve sorgulanması gereken bu üç noktayı ayrı ayrı gerekçeleriyle birlikte ele alarak konuyu Sosyolojik değerlendirmeye tabi tutmaya çalışacağız.

a)  Hamidiye Alaylarının Osmanlı açısından kuruluş gerekçeleri ve Şeyx Sêid Kıyamının gerçekleştiği yörelerden kurulmayışının nedenleri şöyle sıralanabilir.

Kürdlerin yoğun olarak yaşadığı sınır bölgelerinde sınırların kontrolünü sağlamak. Özellikle sınırlarda yaşayan yerleşik ahaliye yönelik baskınların devletlerarasında (Osmanlı, İran, Rusya) soruna yol açacak nitelikte olması. Ki bu üçgendeki ülke sınırlarının her iki tarafında da çoğunlukla Kürdler yaşamaktaydılar. Osmanlı kendi sınırları içerisinde kalan Kürdleri denetleme ihtiyacı duyuyordu.

Göçebe yaşayan Kürd aşiretlerinin kayıt altına alınarak hem askerlik yapmalarını olanaklı hale getirmek hem de vergilerinin alınmasını sağlamak. Ki tarihsel süreçte bağımsız yaşamış ya da özerk olarak varlığını sürdüren Kürdlerin 19. Yüzyılda gelişen bağımsızlık düşüncesinden arındırılması da önemli bir etken olmuştur. Böylece devlete bağlı kuvvetler aracılığıyla denetim sağlanacaktı. Günümüz koruculuk sistemi de bu mantığa dayanmaktadır.

İran ve Osmanlı saflarında düzenli ordularla Rusya'ya karşı savaşanlardan daha ziyade Kürd aşiretlerinin baskınları Ruslar için problem oluşturuyordu. Bu durum devletlerarası sorun oluştururken buna Rusya din faktörünü ön plana çıkartarak Ermeniler ve Yezidiler üzerinden içten vurmanın yollarını aramaya başladı. Gelen tehlikenin büyümesini önlemek için Kürd aşiretlerinin disipline edilip buna karşı kullanmak amacıyla bu yapılanma gerekli görüldü.

Bağımsızlık isteklerinin doruğa çıkmaya başladığı bir ortamda Osmanlı Kürd aşiretleriyle olan ilişkilerinin düzelmesini bu alaylarla sağlamaya çalıştı. Böylece hem Kürdlerin denetimi sağlanacak hem de Kürdler olası bir Ermeni isyanında rahatlıkla devreye sokulacak askeri birlikler oluşturulmuş oluyordu. (Ferman 6 Nisan 1308 Yaveri Ekrem Hazreti Şehriyarı 4. Ordu Müşiri M. Zeki Paşa Y.PRK. MYD.11/66.1310.M.10-3.8.1892 Hamidiye Alayları teşkilatının, Ermeni fesatlarının ve orada fesat uyandırmak isteyen bazı ecnebilerin melun niyetlerine çelikten bir set olduğunu ilk önce yüksek zatınız takdir buyurursunuz.)

Yeniçerilerin lağvedilmesiyle ortaya çıkan asker boşluğunun doldurulması için Osmanlı Kürdistan'a yönelme ihtiyacı hissederek yeni yapılanmayı bu alaylarla oluşturmayı mantıklı buldu. Düzenli orduya geçen Osmanlı devleti asker ihtiyacını tam olarak karşılayamıyor ve Kürdler de buna uygun bir ruh yapısına sahip değildi. Dolayısıyla hem asker ihtiyacı karşılanacak hem de Kürdlerin ruhuna uygun bir askeri yapılanma sağlanmış olacaktı.

Osmanlı özelikle Şeyx Ubeydullah Nehri ve Bedirxan aşireti ayaklanmaları gibi durumlarla küçük askeri birliklerle baş edemeyeceğini anlayınca Kürdleri nizami askerlik yerine kendi koşulları içerisinde denetleyecek bir formül olarak kullanmayı amaçladı. Bu manevra bir anlamda Osmanlının ulufe dağıtarak Kürdlerin birlik oluşturmasının da önüne geçmesini sağlıyordu.

Ancak bunlara rağmen Osmanlı küçük çaplı aşiretleri bu yapılanmada ya dikkate alma ihtiyacı hissetmedi ya da büyük aşiret güçleriyle denetleyebileceğini varsaydı. Özellikle de inanç ve mezhep boyutunun dikkate alındığı görülüyor. (Yezidi, Alevi, Şii ve Dürzîler müracaatlarına rağmen kabul edilmemişlerdir. Y.PRK, AZJ.18.64.1308.B.
32.3.3.1891.SALI 4. Orduyu Hümayun Müşiri M. Zeki Paşanın Başkâtibi Celilesine gönderilen mektuptur)

Bu gerekçeler dikkatli bir analize tabi tutulduğunda Palu, Bingöl, Genç, Piran, Lice, Ergani, Elazığ gibi yörelerin neden bu yapılanmaya dâhil edilmedikleri açıkça ortaya çıkıyor gibi görünmesine rağmen aslında yeterli değil. Çünkü bu yörelerde de alt yapı çalışmaları yapılmış ama tam bir mutabakat sağlanmadığına yönelik verilerin olması da dikkat çekicidir.

Ancak Hamidiye alaylarının kurulmadığı bu bölgeyi bir başka açıdan ele almak gerekir ki, kanaatimce bu daha önemli bir veridir. Osmanlının 300 yıl boyunca uğraştığı Celali isyanlarının aslında Kırd/Zaza İsyanlarıdır. Devlet açısından bir güven sorunu var gibi gelmektedir. Bir de bu yörelerde büyük çaplı aşiretler yerine ağaların egemenliğinde yaşayan daha küçük aşiretler veya bağımsız köylerin var olması olası sorunların baş göstermesi durumunda büyük aşiret güçleriyle bunlarla kolaylıkla baş edilebileceği varsayılmaktaydı.

Buda gösteriyor ki Kırd/Zaza Aşiretleri hem devlet olgusuna karşıydılar hem de yabancıydılar. Dolayısıyla ne Osmanlı onlara güveniyordu ne de onlar Osmanlıya güven duyuyorlardı. Bir diğer sorun ise Osmanlı İran savaşlarında özellikle alevi Kırd/Zazalar hep İran'dan taraf tutum sergilemişlerdi. Bu gerekçeyle devletin kendi eliyle silahlarını bunlara vermesi pek mantıklı görünmüyor. Ki Dersim aşiretlerinin müracaatlarına rağmen kabul edilmeyişleri açık bir göstergedir.

Bu yörenin devletten silah almamasını bilinçli bir tercihle açıklamak mümkün değil. Tersine göstergeler tarihsel zorunluluklara işaret etmektedir. Bu zorunluluk hem güven sorununa dayanmakta hem de Hamidiye alaylarının kurulduğu yerler dikkate alındığında Osmanlının kendisi için sorun kabul ettiği kriterlere uygunluk taşımamaktadırlar. Örneğin bu yörelerde Ermeni nüfusunun Kırd nüfusuna oranın belirgin biçimde düşüktür. Her ne kadar beli yerlerde bazı yoğunluklar olsa da pek dikkate alınmadığı görülmektedir.

Bir başka gerekçe ki kanaatime göre yörenin sarp coğrafyasıdır. Çünkü denetlenmesi zor bir bölgedir. Böyle bir yerde devletin kendi eliyle silah dağıtması ilerleyen süreçlerde olası olumsuzluklar doğuracağı endişesini de göz ardı edilmediğini göstermektedir. Kıyam sonrası bölgeye yaşatılan 1927 katliamlarının temel gerekçelerinden biri de budur.

Hamidiye Alayları ikinci meşruiyetin kabulü ile birlikte lağvedilen kurumlardır. Ancak bu süre içerisinde Aşiret mekteplerinde eğitim gören Kürd çocuklarının dünyada olup bitenleri görüp anlamaları sonucu Kürd ulusal bilincine vardıkları da bir başka olgudur.

Bir not olarak ifade etmekten imtina etmeyeceğimiz bir veriyi de ifade etmeliyim. Kürdistan Serhat'ında hiçbir yörede hiçbir dönemde Ermeni nüfusu yerleşik Kürd nüfusunu aşmamıştır.

Konuyu diğer iki başlıkla ele almaya devam edeceğiz.



2014-04-27