Yüreğimiz Yanmadan...
  Yüreğimiz Yanmadan Çocuklarımıza Sahip Çıkalım

Son günlerdeki çocuk kaçırma ve hunharca ölüm haberleri, Türkiye gündemini sürekli meşgul etmektedir. Her gün, çocuk kaçırma ve ölümlerinde vahim artışlar olmaktadır. Her bir çocuğun ölüm haberiyle yıkıldığımız, ah-vah ettiğimiz, belki binlerce beddua ve küfürlerde bulunduğumuz şu günlerde, artık çocuk kaçırmaları ve akabinde genellikle ölümlerle sonuçlanması sinirlerimizi alt üst etti. Artık kime, nasıl güveneceğimize, nasıl hareket edeceğimize ve nasıl davranacağımıza bir türlü karar veremiyoruz, kestiremiyoruz.

Gaddar, cani ve zalim olan, kim/kimler bu ufacık çocuklardan ne isterler.

Gündemi sürekli meşgul eden çocuk kaçırma ve ölümlerini duymakla, görmekle, 'artık insanlık kalmadı, insanlar zıvanadan çıktı, bu dünyanın çivisi çıktı 'demekten kendimizi alıkoyamıyoruz.

Sonrasında ne/neler mi yapıyoruz?

Üzülüyoruz, sinir katsayımız yükseliyor, kızıyoruz...

Sonra...!

 Malum, bir sonraki muhtemel çocuk kaçırma veya ölüm haberini duyma anına kadar unutuveriyoruz.

Günlük yaşantımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Olaydan hemen sonra, kendimizi ve çocuklarımız güvende hissediyoruz, öyle düşünüyoruz, belki öyle düşünmek istiyoruz.

Belki doğru yapıyoruz, çünkü hayat devam diyor: ama nereye kadar?

Hiç düşünüyor muyuz?..

Başımıza gelmedikçe, hiçbir önlem almıyor, çözümler aşamasında girişimlerde bulunmuyoruz.

Hepimiz çocuklarımız en başta okula, misafirliğe, markete, fırına, kasaba, oraya-buraya gönderiyoruz.

Belki mecburiyetten, belki özgüvenlerini kazansınlar diye.

Peki, ne kadar güven içerisinde olduklarını düşünüyoruz?

Ne kadar gözetim altında tutabiliyoruz?

Yazılı, görsel ve işitsel medyada  hep görüyoruz işte!..

İç çekerek, 'aman yarabbi!' diyerek istemeden de olsa izliyoruz.

Kin, intikam için çocuklar kaçırılıyor, belki tecavüz ediliyor, sonrasında yapılanlar ortaya çıkmasın diye öldürülüyor. Artık neyin kini, intikamıysa...

Olanları gördükçe içimiz kararıyor, yüreğimizi bir korku sarıyor, güven bunalımı yaşıyoruz, etrafımıza zanla, şüpheyle bakıyoruz, yaklaşıyoruz.

İkircikli ve vesveseli bir ruhiyet-i halle, çocuklarımızı birçok tehlikeden koruma ve kollama adına, korunaklı duvarlar örmeye çalışıyoruz.

Belki olanlar münferit olaylar olarak görülebilir, ama olanlardan ders alma adına, çok dikkat etmek ve gerekli tedbirleri almak gerekir. Yoksa başa geldikten sonra, telafisi çok zor olduğundan,  son pişmanlık fayda etmiyor. Taciz, tecavüz gibi olayların birçoğunun geç farkına varılıyor. O zaman da kimi zaman depresyon gibi psikolojik ve fizyolojik çeşitli sağlık problemleri, belki cinayetler ortaya çıkabiliyor.

Mümkün olduğunca çocuklarımızı göndereceğimiz yerlere yalnız göndermeyelim. Özellikle tercihler yapamayacak yaşta olan küçük çocuklarımızı gözetim altında tutmak için çaba sarf edelim.

Nereye gönderiyorsak, haberimiz olmalıdır.

Yabancılardan bir şey almamalarını, sözlerine kanmamalarını öğretmeliyiz.

Nerede, ne zaman, nasıl bir olayın olacağı, başımıza neyin geleceği belli değildir.

Her an, her şey olabilir, unutmayın!

Bunu çocuklarımıza anlatmalı, onları bilgilendirmeli, yönlendirmeliyiz. Gerekirse psikologlardan, konunun uzmanlarından bilgi almalıyız.

Saf, masum, savunmasız, küçük çocuk kaçırılmalarını, işkence, bıçaklama, boğmaya yeltenme, taciz ve tecavüzlerin yaşanmasını, sonrasında canice ve hunharca ölümler yaşayarak, yüreğimizin yanmasını istemiyorsak; daha dikkatli ve seçici davranmalıyız. Yürek, yangın yerine döndü mü vakit geç olabilir! Dikkatli olun!!!



2014-05-02