Emeği hatırlatan tabutlar
SOMA...

BİR yanım İzmirliyse, bir yanım da Akhisarlı...İnsan Akhisarlı olunca, bir yanı Kırkağaçlı, öteki yanı da Somalı olur. Şu kadere bakın ki, çocukluğumun bu iki komşu kasabasından biri şimdi Türkiye'nin canının yandığı bir yangın yerine döndü.
Ötekini hep kavunu ile tanırdık, şimdi Türkiye'nin en büyük morguna dönüştü.
Hepimizin vicdanı orada.
Yüreği, canı orada.













BİR MADEN İŞÇİSİ ACABA NE HİSSEDER

İnsan buraya gelince her şeyin anlamı kayboluyor.
Gazeteciliğin de...
Çaresizlik herkesi eşitliyor...
Ne gördüğünüzü yazacak mecaliniz kalıyor, ne yazdığınızı görecek haliniz...
Ama bir şey var ki, fena halde yakanıza yapışıyor... O kahrolası hakikat...
Bir maden işçisi olmak nasıl bir şeydir...
1600 lira uğruna her gün, her akşam o dehlizlerde loş ışıklardan yansıyan kendi gölgenizle baş başa kalmak nasıl bir duygudur...
Öyle bir meslek ki, her vardiyası Rus ruleti gibi...

MADENİN KAPISI CANAVARIN AĞZI GİBİ GÖRÜNÜYOR

'Grizu' denen nalet, hayalet bir Azrail gibi her vardiya kapınızda bekliyor.
Öyle bir hayalet ki, geride bıraktığın 40 küsur yılda 3 bin arkadaşının canını almış.
Biliyorsun ki bugün değilse yarın, yarın değilse bir gün kapını çalacak.
Revolverin içindeki tek mermi adres sormayacak...
Dün arkadaşını vuran kör talih belki yarından da yakında gelecek, sana çatacak, senin bedeninden sekecek, geride kalan eşini, çoluk çocuğunu, anneni babanı delik deşik edecek.
Madenin kapısına bakıyorum...
Bana acımasız bir canavarın ağzı gibi görünüyor...
İster istemez düşünüyorum...
O canavarın ağzı acaba bir madenciye nasıl görünür?

EMPATİ YAPMAK MÜMKÜN DEĞİL

Yok... Bu duygunun empatisi bile yok...
Bu kadar ölümün emrine amade bir işin
empatisi olabilir mi?
Bir de o ölüm var...
Bir dehlizde kalmak...
Bir yandan alev, bir yandan havasızlık...
Öte yanda kaybolan umut...
İnsan hangisini önce ister...
Hemen ölmeyi mi...
Yoksa çıkmayan canda kaldığına inandığımız umudu mu...
Maden işçiliği... Öyle bir meslek ki...
Ecel kapıdayken sana hiç fırsat tanımaz...
Ölümlerden ölüm beğenemezsin.

Musalla taşına dönmüş kasabada ‘emek' kelimesini hatırlamak

ANLIYORUM ki insan maden işçisi olmadan, hayatını her gün o canavarla hesaplaşmaya götüren bir alın yazısı vardiyasına çevirmeden, kendini bir madencinin yerine koyamaz...
Anlayamaz o insanı...
Anlayamadığı için de burada yapabileceğimiz tek şey, son vardiyasının paydosunu Kırkağaç'ta soğuk bir depoda tamamlayan bu insanların önünde saygı duruşu yapmaktan ibaret...
Bir de uzun zamandır unuttuğumuz, ihmal ettiğimiz 'emek' kelimesini hatırlamak....
Tabii ki hatırlatmak...
Vicdanlarımıza maliyeti çok ağır olsa da, altından kalkamayacak olsak da...
Sadece bazı insanların fedakârlığından, cefasından ibaret olmadığını öğrenmek...
Ve tam şuranda, yüreğinde hissetmek... Artık içimizdeki bu kini, nefreti...
Bu kahrolası unutkanlığı...
Bu yerin dibine batası, her şeyi sadece 'bizimkilerden', 'bize oy verenlerden' ibaret sayan egoistliği terk edip, insani fabrika ayarlarına dönme zamanı geldi...
Hiç olmazsa bir baştan ötekine musalla taşına dönmüş şu hüzün kasabasında bu insani hakikati öğrenebilsek...
Ah keşke öğrenebilsek...

Siyah ölüm yeşil hayat demek

BAŞBAKANLIK Koordinasyon Kurumu bir otobüsün içine karargâh kurmuş. İyi bir bilgilendirme sistemi var. Buradaki en dramatik anlarımdan birini bu otobüsün önünde yaşadım. Otobüsün üzerine listeler asılmış. İçeriden çıkarılanların durumunu anlatan listeler bunlar. Herkes yakınlarının isimlerini arıyor. İsimlerin yanlarında durumları hakkında bilgi veriliyor. Bazıları için 'Taburcu', bazıları için 'Stabil' yazıyor. Bazılarının yanında ise 'Yeşil kod' ifadesi var. Bu şifre önce bana 'Öldü' demek gibi geliyor. Yanımda genç bir adam köyden arkadaşı ve tertibini arıyor. Adının karşısında 'Yeşil kod' ifadesini görünce ağlamaya başlıyor. Ancak yandaki minibüste oturan bir hemşire yardımına koşuyor. Meğer 'Yeşil kod' ayakta gelip ayakta tedavi görenlermiş.

‘SEN TEMİZLİKTE KAL' DEYİNCE

Bu arada bir kurtuluş hikâyesi dinliyoruz. Yanımıza gelen
Mehmet Emin isimli zayıf işçi anlatıyor. Sabah vardiyasına girerken kendini iyi hissetmemiş. Vardiya amiri durumuna bakıp 'Sen yukarıda kal, temizliğe bak' demiş. 'Hayatımı bu cümle kurtardı' diyor.

YERALTINDAN NOTLAR

Her vardiyada 45 dakika yürüyorlar

-Galerilerin ağzından girince 400 metre kadar direkt dağın altına yürüyorlar. Sonra sağa kıvrılıp bir o kadar daha yürüyorlar. Sonra bir dirsek yapıp aşağı doğru yürüyorlar. Girişten maden çıkardıkları yere kadar 45 dakika yürüyorlar. Çıkışta ise yürüyen bir platformla çıkıyorlar.
-SIĞINMA PLATFORMLARI Galerilerin çeşitli yerlerinde sığınma platformları var. Kurtulanların bir bölümü sağa doğru inen tünelin ilerisine geçip alev ve dumanların yan yollara yayılması ile hayatlarını kurtarmış. Aralarında paniğe kapılanlar ise dumanın arasına dalıp çıkmak isteyince boğulmuş.
-EN AZ ZAYİAT MEKANİZEDE İçerideki mekanize grupta çalışan 147 kişiden sadece bir kişi hayatını kaybetmiş.
-EĞİTİM İYİ DİYORLAR Dışarıda konuştuğum işçiler iyi eğitim aldıklarını söylüyorlar. Tam arkamızda binada aldıkları eğitimden sonra her biri Celal Bayar Üniversitesi'den sertifika almak zorundaymış. Çalıştıkları madenin güvenlik açısından iyi olduğunu anlatıyorlar.
-ÇALIŞMA KOŞULLARI AĞIR Buna karşılık çalışma koşulları ağır. Haftada 6 gün sekizer saat çalışıyorlar. Buna eve giderken geçen an az bir-bir buçuk saati eklemek gerekiyor. Yılda 14 artı 2 gün tatil hakları var. Vardiya sırasında galeride evlerinden getirdikleri yiyecekleri yiyorlar. Termosta çay getiriyorlar.


2014-05-15