Çizmelerimi Çıkartın Sedye Kirlenmesin!
Sözün bittiği yer ve çok sözün başladığı cümle;

"Çizmelerimi Çıkartın Sedye Kirlenmesin."

Evet, bu cümle öylesine bir perde açtı ki yüreklerde, nabız attıkça sezonu devam edecek bir dizi oldu, ki olmalı da. 

'Çizmelerimi Çıkartın Sedye Kirlenmesin'

Kirli olan sen değilsin güzel kardeşim, kirli olan acımasız hayatın.
Sen kendini ve hayatını bu kadar mı ucuz sansın, bu kadar mı kirlettiğini sandın başka hayatları?


Sen bu kadar mı beyazın üstünde, kir gördün kendini, kara gördün, is gördün?
Böyle miydi tekrar hayata merhaba deyişin? 
Sen bu kadar mı ezildin hayatta, bu kadar mı ezdiler seni?


Bu kadar mı yer üstünde iğreti durdun hayata, beyaza, Güneş'e ve Ay'a!

Aslında bu tek cümlen hayatın tüm gelmişine geçmişine koca bir tokattı da; bilene, anlayana... 

Anladık bildik de, o tek cümle koca biz enkaz odlu da altında kaldık be gardaşım.

O sözlerinin altında acı dolu, koskoca bir hayat var.

Bir ömrün, senin sırtında kamçılanışı var, alaycı bakışları var.

Hayat sanılan, sırtındaki tuz torbasının, ruhunu ve bedenini yara bere edişi var kan revan içinde bırakışı var.

Hayata, Güneşe, Ay'a ve hatta yer üstünde iğreti duran bir insanın sitemi var;

'Çizmelerimi Çıkartmayın Sedye Kirlenmesin'

Yer altında bir çığlık var, bir acının sireni var...

 İnsanlığa, yoksulluğa 'İmdat' diyen bir soluğun çırpınışı var...

Ay'ı Güneş'i olmayan bilmediğimiz tanımadığımız bir başka dünyanın öksürüğü var...

Öksürdükçe is tüküren, duman üfleyen bir rüzgarın göz yaşı var...

Varda var, acı var, şeker yok ama, acı var...

"Çizmelerimi Çıkartın Sedye Kirlenmesin" filminden çok şey gördüm...

Evet, bu cümle öylesine bir perde açtı ki yüreklerde, nabız çalıştıkça sezonu devam edecek bir dizi oldu, ki olmalı da.  

Ben bugün gencecik bir fidanın ezik bakışlarında ihtiyar yoksulluğu gördüm;

Düşmüştü kara rengiyle beyaz bir sedye üstüne...

Ne çok ezilmişsin garip gardaşım;

Döşeğin kara, yastığın kara, dilinden dökülen sözlerin kara;    

Ben bugün perişan bir yüreği gördüm;

Düşmüştü kara çizmeleriyle bir beyaz sedye üstüne.                                                                                                        
Gardaşım ol, nasıl ağlattın bu bacını, nasıl anladım bir bilsen senin acını.          
Taradım şu Soma'nın, tel tel ince uzun, o kömür karası saçlarını;


Eğme yüreği ihtiyar, kendi gencecik fidan garip gardaşım, eğme o çilekeş başını;

Ben bugün insanlar içinde kendini yabancı gören bir canı gördüm;

Düşmüştü kara çizmeleriyle beyaz bir sedye üstüne...

Sen hayalinde, o ihtiyar genç değilsin belki.                         
Sen tertemiz mis gibi kıyafetli,


Altında araban, kirasız evin,

Ha bir de etrafında sahte de olsa eşin, dostun;

Ben bugün bu ağlayan hayallere inanmayan bakışları gördüm;  

Düşmüştü, ekmek domates yediği gazete üstüne.               
Belki kendine bir ayakkabı alacaksın ama sıra sana gelmez belki, 


Kim bilir daha kaç ayakkabı alacaksın,

Kim bilir, belki de sen gardaşa babasın;                               

Ben bugün perişan bir gençliği gördüm,

Düşmüştü, düşmüşlerdi kara çizmeleriyle beyaz sedye üstüne.

Ben bugün yüreğimi gördüm;

Düşmüştü ucuz işçilerin, ezilmişliklerinin, itilmişliklerin üstüne...

İçimiz parça, tamımız sizlersiniz kardeşlerim.

Gözyaşımız sıcak, serinliğimiz sizlersiniz kardeşlerim.

Yüreğimiz buruk, düzümüz sizlersiniz kardeşlerim...

Karanız beyazımızdır, kiriniz temizimiz...

İsiniz ahımızdır, sözünüz canımız...

"Çizmelerimi Çıkartın Sedye Kirlenmesin;"

Çizmelerinizi çıkartın, karanız değil, beyaz utansın.

"Çizmelerimi Çıkartın, Yeryüzü Kirlenmesin;"

Çizmelerinizi çıkartın, yeraltı değil, yeryüzü utansın.

"Çizmelerimi Çıkartın, İnsanlık Kirlenmesin;"

Çizmelerinizi çıkartın, siz değil, insanlık utansın.

Sözün bittiği ve çok sözün başladığı yer;

'ÇİZMELERİMİ ÇIKARTIN SEDYE KİRLENMESİN'

Sevgilerimle. Dilek EJDER

 



2014-05-15