Venizelos ve Lloyd George
Yıl 1918! 1.Dünya savaşı sona ermek üzere. İtilaf devletleri zafere koşuyor. Savaşın yenikleri arasında yer alan Osmanlı İmparatorluğu, İtilaf devletlerinin gözünde bitmiş! Yıkılmaya hazır; bölünmeye müsait, hatta tarihin en derin vadisine: üzerine yanmış kireç dökülerek gömülmesi gereken hasta bir adam. Osmanlı İmparatorluğu ve İtilaf Devletleri arasında Mondros Bırakışmasının imzalanmasıyla 1.Dünya Savaşı'nın sona erdiği resmen açıklanmış.

3 Kıta'ya hükmeden İmparatorluğun Başkenti İstanbul, 13 Kasım 1918'de itilaf devletlerine ait Müttefiklerin 55 parçalık gemileriyle,  İstanbul'a 3500 asker çıkartmasıyla resmen işgal edilmiş.

İngiliz Albayı Muerpi'nin İstanbul'a gelişiyle, İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar, bu güçleri takip etmiş...

465 yıllık başkent İstanbul'a yabancılar ilk kez askeriyle birlikte girmiş. İstanbul'da yaşayan Türk milleti  de esaretle yakından tanışmış.

Dönemin Hadisat gazetesi yazarı  Süleyman Nazif'in ifadesiyle ' Kara Gün' 13 Kasımda başlamış. Nazif'e göre, Türk milleti daha önce böyle bir işgal de hiç görmemiş...

Bu kısa tarihi hatırlatmayı neden yaptığımı zannediyorum çoktan fark ettiniz.

Yazıyı kaleme aldığımda 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramına bir gün vardı.

Soma'da meydana gelen felaket Türk Milletini acıya gark etmeseydi; Üniversiteli  '1919 GENÇ' 17-18-19 Mayıs 2014 tarihinde Samsun'dan Ankara'ya yürüyecekti.

Ata'nın huzuruna çıkacak, kendisine şükranlarını sunacak, teşekkür edecek ve 'Çankaya'ya Samsundan çıkılır 'diyecekti.

Gençlerin düşünceleri zihinlerine,  eylemleri getirilen yasağa takılı kaldı. Sözleri boğazlarında düğümlendi.

Düşünüyorum da son yıllarda kutlamak istediğimiz milli bayramlardan önce mutlaka Vatanımızın, Milletimizin mavi gökyüzüne, musibet bir karabulut gelip çöküyor...

Acı, gözyaşı, keder birbirini kovalarken; coşkuyla kutlamamız gereken milli bayramlarımız o karabulutun gölgesinde, birilerinin arzuladığı gibi kaybolup gidiyor.

19 Mayıs'lar, 30 Ağustos'lar, 29 Ekim'ler Milletimiz ocağına düşen yangını söndürmeye çalışırken, unutuluyor, kaynayıp gidiyor.

Sormalıyım,

Mustafa Kemal daha Atatürk soyadını almadan, 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkmasa; 13 Kasım 1918'de Ülkemizi işgal eden güç, 6 Ekim 1923'de Atatürk'ün ifadesiyle 'Geldikleri gibi Gidecekler miydi'?

Her fırsatta Milli bayramları kutlamamak için yasak koyanlar da düşünmeli...

Bayram diye Kutladığımız günler, şimdi  yaşanan acıdan daha çok  yürek yaralayan, gözyaşına sebep olan acıların bitmesi adına, Türk milletinin hürriyetini galibiyetini kazanması anısına   kutlanmıyor mu?

Okuma araştırma alışkanlığı kazanmamış olan nesil için küçük bir hatırlatma yapmak isterim.

Türkiye Cumhuriyeti  'Kurtuluş Savaşında Toplam 15.055 (on beş bin elli beş) şehit vermiş. (Vikipedi özgür ansiklopedi) 

Elinizi vicdanınıza koyun ve düşünün!

Kutladığımız '23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos ve de 29 Ekim' bayramları her fırsatta ertelenmesi, okul bahçesine hapsedilmesi gereken bayramlar mı?

15.055 (on beş bin elli beş) şehit, her fırsatta Milli Bayramlara yasak getirenlerin huzuru mahşerde yakasından tutmayacak mı?

Soma'da yaşadığımız acı 76 Milyon Türk Milletinin yüreğini yakan ateşe, eleme saygımız sonsuz.

Elbette yaşamını yitiren işçimizin kaybı büyük acımız, onun acısıyla yanıp kavrulan ailelerinin kederi bizim de kederimiz.

Buna rağmen Milli Bayramlarımızın kutlanmama kararı Milletimizin içine sinmiyor.

Dahası da var!

Yasakların dönemin Yunanistan başbakanı Venizelos'un, İngiltere başbakanı Lloyd George ve de diğer işkâl güçlerinin mezarda ruhları şen olacak, İstiklal savaşının Muzaffer komutanı Büyük Atatürk'ün ruhu incinecektir diye düşünmekten millet  kendini alamıyor.



2014-05-18