Ne Kadar İnsanız!
Acaba Ne Kadar İnsanız, Hiç Düşündünüz mü?  

 Her gün cinayetler, her gün tecavüzler, he gün hırsızlıklar, kapkaçlar, bitip tükenmek bilmeyen söylemler, atılan nutuklar sayfalar doldurur. Ne hikmetse, nedense hep aynı yerde takılmış, taş plak gibi manzaramız sarıp duruyor başa! Memlekette nasıl bu kadar zengin var ve nasıl bu kadar rahat uyuyabiliyorlar! Geceleri yatarken vicdanlarıyla baş başa kaldıklarında, nasıl olur da vicdan muhasebesi yapmazlar. Hedefleri hizmet olan insanları neden desteklemezler. Hep birbirlerinin bir açığını arayıp gözlerler. Zehir tacirleri; çocuklarına daha iyi bir gelecek için nasıl zehirler başka canları, acılarla doldururlar başka yürekleri.

Yok, yok sanırım başka bir şey var bu işte benim anlayamadığım, bu insan denen canlı varlıkta. Amacımız sevgi olsaydı eğer, izahımız değil kan dökmek, bir damla kan bile tutardı bizi.

Mümkün müydü evinde aç yatan varken, tok yatmak. Kışın zemheri soğukta, buz kesen ayazda, kas katı kesilmiş bir düşkün ve aciz olma ihtimali bile kaçırmaz mıydı acaba o tatlı, kuş tüyü yataklar içindeki derin uykumuzu.

Orada burada zorla pazarlanan kadınlar, organ mafyasına köle olmuş çocuklar, kimler için tutuluyor, kimler için damgalanıyor, söyleyebilir misiniz? Merak ederim hep; acaba rağbet olmasaydı, olur muydu porno siteleri, yakılır mıydı canlar, kor ateş konulur muydu yüreklere? Gerilim, korku filmleri hangi eksiğimizi tamamlıyor söyler misiniz? Hırs, intikam, nefret, bağnazlık bürümüş doymaz o gözlerimizi. Çarpıp düşürüyoruz, vurup kırıyoruz, yakıp yıkıyoruz önümüze çıkanı ve bir şeyleri başarmış olmanın sarhoşluğu içinde kutluyoruz sözde zaferimizi. Öyle ya, büyük bir iş başarmanın edası var üzerimizde!

Çok mu zor haddi aşmamak. Kabuğumuzu kırıp, artık bir şeyler yapmamız gerektiğinin farkına varmak. Çalışıp çabalamak. Uğraşıp didinmek. Bu içten içe bizi yakıp yıkan,  kasıp kavuran nefreti, benciliği, bağnazlığı ve nemelâzımcılıkla, vurdumduymazlığı söküp atmak, çok mu zor bağrımızdan... Yeryüzünde fesat çıkarmadan, barış içinde insanca yaşamak çok mu zor acaba? Ne dersiniz? Çok mu zor dostlar!

Dağ gibi yığılsa katledilmiş insanlar; ırmak gibi aksa oluk oluk kanlar, kan kırmızısına boyansa deniz deryalar, bir damla petrol, altın kaşık, gümüş kâseler için... Paha biçilmez takılar sunulsa, en güzel yiyecekler ikram edilse, vaat edilse en güzel koltuklu mevki ve makamlar...Acaba gücü yeter mi, sizce yağmursuz birkaç dal ekin yetiştirmeye? Gücü yeter mi sizce, vakti gelmişse Azrail'i gerisin geriye çevirmeye? Ne dersiniz, gücü yeter mi acaba?

Bence insan, bağışlayabildiği veya bağışlanabildiği derece kadar insandır.

Bence insan, sevebildiği, sevilebildiği derece kadar insandır.

Bence insan, paylaşabildiği, paylaşılabildiği derece kadar insandır.

Bence insan, biz diyebildiği, siz denilebildiği derece kadar insandır.

Bence, şöyle etraflıca oturup bir düşünelim? Acaba biz, evet! Acaba biz, insan denilen canlı ne kadar insanız? Bazen yaptıklarıyla hayvanlardan daha aşağı mertebelere iner, bazen yaptıklarıyla meleklerden daha iyi makamlara erişebilen canlıların en şereflisi olan ey insan!.. Söyler misiniz; nedir varlığımızın ispatı? Söyleyebilir misiniz? Acaba ne kadar insanız?

Ne kadar insanız, düşündünüz mü?

Hayvan gibi yerde, süründünüz mü?

Dost bağına girip,  göründünüz mü?

Söyle ne yapmalı, söyle ey insan!

İnsanca yaşamak ve insanca yaşamanın gereklerini yerine getirmek temennisiyle.




2014-05-20