Güven Bunalımı Yaşıyoruz
Kimse kimseye güvenmiyor.

Güven bunalımı yaşanınca, haliyle sonuç olarak huzursuzluk baş gösteriyor.

İnsanlar, aynı insanî değerlere sahip oluyor, düşünüyor, yorumluyor ve kararlar verebiliyorsa; birbirine güvenmekten başka bir çıkar yolu yoktur.

Nedense karşılaştığımız olumsuz her bir söylem ve davranışlar, birbirimize olan güven duygusunu zedelemekte ya da yok etmektedir.

Sonuçta yaptığımız her işte ve her söylemde hep art niyet arıyor, içten pazarlıklı olarak şüphe eder duruma geliyoruz.

İnsanın rahat, huzurlu, mutlu yaşaması/yaşayabilmesi için, yaratılışı ve doğasında var olan güvenme duygusu gereği, hep insanlara güvenmek istiyoruz.

İnsan bir kere şüphe etmeye görsün, insanın içini asalak bir kurt gibi kemirir durur.

Güvencesi olmayan hiçbir işten, güven duyulmayan hiçbir kişiden emin olmak, şüphe etmemek mümkün değildir.

Aile içerisinde, ebeveynlerin çocuklarına güvenmemesi,

Aile içerisinde, çocuklarının ebeveynlerine güvenmemesi,

İşyerlerinde, amirlerin memurlarına güvenmemesi,

Esnaflıkta, yanında çalıştırdığın insanlara güvenmemesi,

Şirketlerde, patronların müdürlerine veya işçilerine güvenmemesi,

Öğretmenin öğrencisine, öğrencinin öğretmenine güvenmemesi,

Mühendisin projesine, Şoförün arabasına ve frenlerine, sanatçının sesine, yazarın kalemine, vatandaşların hükümetlere, arkadaşa, dosta...

Hâsılı aklınıza gelebilecek her konuda, insanların birbirine güvenmemesi neticesinde; güven bunalımın ortaya çıkmasına sebep oluyor, hak hukuk, adalet mekanizması anlamını yitiriyor, adalet, dürüstlük ve vicdan müessesi zarar görüyor.

Böyle bir durumda, yaşamak anlamını yitirerek tekdüze ve sıradan, alelade bir yaşam tarzı ortaya çıkıyor.

Hâlbuki yapılan işlerde insanlar birbirine güvenmek zorundadır, yoksa işler nasıl yürüyecektir, nasıl randıman alınacaktır, nasıl sonuçlar elde edilecektir, nasıl başarılara imza atılacaktır...

Geriye dönüşün olmadığı bir güven bunalımında, insanlar başıboş ve başlarına buyruk yaşamaya başlarlar. Kaotikleşen, kısır döngü içerisindeki bir yaşam; kaoslar, krizler, dengesizlikler ve tutarsızlıklar, insanlarda korku, endişe, sinirlilik hali ortaya çıkarır.

Eğer insanlar sosyal bir çevrede yaşamak zorundaysa, güven duygusunun zedelenmemesi gerekir. 

Büyükler küçüklere, eğitimciler çocuklara, uzmanlar topluma, hâsılı bilenler bilmeyenlere güven duygusunu vermekle, devam ettirmekle sorumludurlar.

Bu konuda toplumsal birçok eksiğimiz ve sıkıntılarımız muhakkak ki vardır.

Güven bunalımının yaşandığı bir yerde, insanlar asla kendilerini, arzu, istek ve taleplerini ifade edemezler. Kendisine güvenilmeyen bir insan, haliyle başkalarını da güvenmez/güvenemez.

Güven bunalımı yaşayan insan, düşünmekten yoksun, içine kapanık tedirgin, saldırgan, endişeli, acziyet içerisinde, aidiyetten yoksun, korku içerisinde ya zarar görür veya zarar verir çevresine.

Güven bunalımının yaşanmaması konusunda toplumdaki bireylere, özellikle çocuklara, öğrencilere güven, özgüven duygusunu vermemiz lâzım. Güven, özgüven müessesesini tesis etmemiz ve süreklilik sağlamamız lâzım.

 

Kerim BAYDAK

[email protected]

 


2014-06-03