Çatışma Yaşamı ve Madenciler!
Maden işçiliği insanlık tarihinin en derin fotoğrafıdır. Latin Amerika'dan Afrika'ya, sanayi devriminin başlangıcı sonrasında yayılan madencilik, insan emeğinin en hor kullanıldığı alanlardan biri olmuştur. Madenlere ulaşma hırsı sadece insan ömrünü değil, çevreyi de tüketen önü alınması zor bir süreçtir. Bugün bile dünyanın akciğeri olarak kabul edilen yeryüzündeki bütün oksijenin tek başına beşte birini üreten Amazon ormanları saatte 250 metrekare küçülmektedir. Bunun başlıca nedeni maden işletmeciliğidir.
Özellikle 18. yüzyıl boyunca madenlerde çalışanların ortalama ömrü 35 ila 40'ı geçmemiştir. Bir maden işçisi yerin altında ortalama 7 yıl çalıştıktan sonra yaşamını yitiriyordu.
Bugün uygar dünyanın görsel zenginliklerinde biraz da o maden işçilerinin kanı var dersek abartmış olmayız.
İnsan hakları kavramı geliştikçe madende çalışanlar da en az ölçülerde olmasına karşın bundan payını aldı. 18. yüzyılda günde ortalama 15 saati bulan maden mesaisi, adım adım azaltıldı, çalışma koşulları iyileştirildi, teknolojinin gelişimiyle birlikte de kol emeğinin yerini robotlar aldı.

***

Soma faciasıyla birlikte Türkiye'deki maden işletmeciliğinin neredeyse 18. yüzyılın koşullarını anımsatacak kadar kötüleştiği ortaya çıktı. Hükümetin vahşi kapitalizmin bir parçası olarak kabul edilen taşeron işçiliğe göz yummasından ne pahasına olursa olsun üretim artışını hedeflemesine kadar bir dizi nedenle maden işçilerinin yaşamı tehdit altında. Çoğu yaşamını sürdürse bile ilerleyen yıllarda meslek hastalıklarının kurbanı oluyor.
AKP iktidarı döneminde adım adım kötüleşen çalışma yaşamı için 'çatışma yaşamı'desek abartmış olmayız.
Soma faciasının travmasını üzerinden atamayan hükümet, son çareyi maden işçilerinin çalışma koşullarını görece olarak iyileştirmekte buldu. Meclis'e getirilen son çalışmaya göre, maden işçilerinin ortalama çalışma süresi 6 saate iniyor, emeklilik yaşı 50'ye düşürülüyor.
Çalışma yaşamının öteki alanlarındaki olumsuzlukları aynen bırakıp sadece böyle bir düzenleme yapmak göz boyamak bile değil. Gelinen noktada soralım: Örneğin inşaat işçilerinin çalışma koşullarının iyileştirilmesi için bir şantiyenin çökmesi ve altında 40-50 işçinin kalması mı gerekiyor?

***

Madene giren işçilerin çalışma ve emeklilik koşullarındaki iyileştirmenin, bugünkü hükümetin mantığını benimsemiş zihniyetçe hayata nasıl geçeceğini özetleyelim...
Torpilini bulan kişiler kendilerini maden altında çalışıyormuş gibi gösterip bu haklardan yararlanacaklar, işsizlik kıskacındaki insanlar o işçiler adına madene girip yine en kötü koşullara razı olarak çalışacaklar...
Eğer çalışanlar arasında böylesi dengesizlikler yaratırsanız, doğuracağı sonuç bundan başka bir şey değildir.
Yukarıdaki öngörümüz masa başında oturup olsa olsa diye yaptığımız bir tahmin değil. Yakın geçmişte çalışma koşullarından kaynaklanan ücret farklılaştırması verdiğimiz örnekteki gibi torpillenmişti.
Altını çizmek gerekirse önceki hükümetler de çalışma yaşamındaki insan haklarına aykırı farklılıklara kalıcı çözümler getiremediler. Örneğin aynı özelliklere sahip iki mühendis Merkez Bankası'nda farklı, Köyişleri'nde farklı ücret alıyordu. AKP hükümeti bunları düzeltmek yerine daha da bozdu ve vahşileştirdi.
Ankara'da bir devlet dairesinin orta büyüklükteki odasında çalışan ve aynı işi yapan beş memur beş ayrı statü ve ücret yapılanmasıyla görevini yapıyor.
Köklü bir personel reformundan kaçınan hükümetler bu ve benzeri sorunlara çözüm bulamadılar. AKP'nin zaten devlet çarkına saygısı olmadığı için kendine has yöntemler uygulaması elbette şaşırtıcı değil.


2014-06-04