Çevre Bilinci
Çevre bilincinin ilk olarak Fransa ve İngiltere de ortaya çıktığından bahisle ülkemizde bunun ancak 1970'li yıllarda ortaya çıktığı yazılır-çizilir. Birçok insana belki garip gelebilir ama ben hiç de öyle düşünmediğimi anlatmaya çalışacağım.

Tüm milletlerin tarihlerinden gelen ve günümüzde hala daha devam eden birçok gelenek ve görenekleri olduğu bir gerçektir. Yedinci Yüzyıldan itibaren tarih incelendiği zaman Müslüman toplumlarla, Hıristiyan Avrupa toplumu arasında temizlik açısından çok büyük farklar mevcuttur. Tarihten bugüne kadar Çevre konusunda dünyaya bakarken 'İnsanın kendi dış yüzeyinden itibaren tüm duyu organları ile erişebildiği her yeri ve şeyi' ÇEVRE olarak görüp değerlendirmek gerektiğine inananlardanım.

Bir defa Müslüman toplumlarda günde beş defa abdest alınması, Müslüman'ın bulunduğu mekânın temiz olması, pislikten kaçınması, sularını temiz tutması inancı gereğidir. Yine Müslüman'ın ağaç ve bitki konusunda, canlılar konusunda inancından gelen hassasiyetleri mevcuttur. Müslüman toplumlar da tuvalet mecburiyeti inancı gereğidir. Her canlının yaratılışının bir anlamı ve o canlının dünyada bir görevi olduğuna Müslüman toplumlar inanır.

Anadolu'ya gelen Müslüman Türk toplumları Gerek Selçuklu döneminde gerekse Osmanlı döneminde Çevre sorunu ile karşılaşmamış ve rahatsızlık duymamış ama sanayi Devrimini yapmış Avrupa devletleri başta Fransa ve İngiltere ciddi çevre sorunları ile 12.ci Yüzyıldan itibaren yüz yüze gelmiş ve toplu ölümlere maruz kalmıştır. Hatta o yıllarda çevre ile yasal mecburiyetler getirmişlerdir.

Türk Milleti 1960'lı 1970'li yıllarda şehirleşmenin hızlandığı ve şehirlere göçün yoğun olduğu yıllarda çevre sorunları ile ciddi bir şekilde karşı karşıya kalmıştır. Büyük şehirlerimizde ilk sanayileşme başlamış ve sık ve yoğun yerleşim yerlerinde zamanında alınmayan önlemler sonucunda yıllar içinde bulundukları yerlerin kirletilmesi ve genişleyen yerleşim yerleri nedeniyle doğanın insan eliyle tahribi başlamıştır.

Ben çocukluğumu hatırlıyorum. Köyümüzde gerek hayvansal gerek insana ait hiçbir pislik ve atık boşa atılmaz tarlaya dökülür dağıtılır ve sürülür gübre olarak değerlendirilirdi. Mümkün olduğu kadar çok ağaç dikimi yapılır ve çevre ağaçlandırılırdı. Sulak arazilerin dört bir tarafı çit ve duvar yerine ağaç dikilerek koruma altına alınır ve sınırları belirlenirdi.

Köyümüzde, 7-8 yaşlarında iken Bahçemizin çevresinde bulunan merada yetişmiş Geven dikenlerini yakmam yüzünden, Babam (Allah Rahmet eylesin, Mekânı Cennet olsun) beni o Geven dikeninin üzerine oturtarak cezalandırmıştı. 'Bunların içinde binlerce Börtü- Böcek, Karınca yaşıyor, onların canını biz vermedik' deyip gevenin altını açıp bizzat göstermişti.

Bütün bunlar Anadolu insanının ve Milletimizin inancından, tarihinden, örf ve adetlerinden gelen gelenekleriydi.

Anadolu'muz da koruculuk sistemi çok eskidir. Köylerimizin Çoğunluğunda özellikle iç Anadolu'muz da her köyün Meşe, Pelit ve Palamut ağaçlarından oluşmuş küçük de olsa koruları vardır. Bu korular Devletin eli silahlı korucuları tarafından kesilmemesi için korunurdu. 70'li yıllardan sonra gevşetilen koruma sistemlerinden sonra çok korularımız kesile kesile tarlaya dönüştürülmüştür.

'Sanayinin kontrolsüz gelişmesi, teknolojinin bilinçsiz kullanımı çevrenin kirlenmesini ve katledilmesini tetiklemiştir'Yıllardır aklı evveller bu söylemin arkasına sığınmışlar ama bu sözün bilimsel açılımını yaparak, toplumlarımızdaki yozlaşmaya çare arayıp insanımızın bilincinin gelişmesi ve nefsinin arınması için çare üretmemişlerdir.

 Bugün insanlar kendi ettiklerini biçmektedirler. Bir gün kendilerinin hoyratça yaptıkları hataların kendilerine zarar olarak geri döneceğinin insanlık hesabını yapamamıştır. Artık, Tüm dünyada olduğu gibi Ülkemizde de kendi ellerimizle kirlettiğimiz yeraltı ve yer üstü sularımızı arıtmak, yok ettiğimiz ormanlarımızı yeniden dikmek ve kirlettiğimiz havayı temizlemek için tüm insanlarımızı seferber edip milyarlarca lira para harcamak zorunda kalıyoruz.

Bugün en küçük yerleşim yerlerimizde bile çevre Dostları özveri ile çalışarak topluma çevre bilincini aşılamak için çalışmaktadırlar.

Ben on yıl önce çevreye ümitsiz bir gözle bakıyordum ama bu gün çok büyük bir ümitle bakıyorum. Hem Devlet kurumlarımızın hem de Çevreyi Koruma adına kurulmuş Sivil Toplum Kuruluşlarımızın çalışmaları ile halkımızın çevreye bakışı olumlu yönde çok gelişmiştir. Organize Sanayi bölgeleri ülkemizde bunun en güzel örneklerinden biridir.

Çevre dostlarını gönülden kutluyorum ve diyorum ki; gelin kendi elimizle kendimize zarar vermeyelim ve önce kendimizden başlayarak tüm çevremizin temiz tutulması ve yeşilin korunması için yaşamımızın her devresinde üzerimize düşeni yapalım

ALLAH'A EMANET OLUN



2014-06-05