Ortadoğu'da Küresel Güçlerin Planı...
Libya, Yugoslavya, Irak... Bu devletler batılı güçlerin yaptığı yumuşak güçlerle ve askeri müdahalelerle parçalara ayrıldı. Küresel elit yıllardır planladığı 'Tek Dünya Devleti'ne kavuşmak için sadece Ortadoğu'yu değil tüm dünyayı şekillendirmeye başladı. Ülkelerin sınırları kağıt üzerinde belirlenmişti ve bu hedefe ulaşmak için her türlü yöntem denenmeliydi... Şimdi Ortadoğu'ya baktığımızda haritaların çizildiği şekilde değilde ülkelerin kendi içinde bile parçalara ayrıldıklarını görüyoruz. İşte küresel elit tabakanın da yapmak istediği tamamen buydu. Ülkeleri tamamen bölmek, parçalara ayırmak ve böylece kolayca yönetmek. Bakın Suriye'ye, içinde yetmişten fazla Müslüman grup var ve tüm Müslüman ülkelere baktığınızda yüzlerce birbiriyle çatışan grup var. İşte batının asıl planı bu. Ülkeleri kağıt üzerinde sınırları olan bir ülke gibi göstermek ama sınırların içinde tamamen birbirine düşmüş halklar meydana getirmek. Böylece birbirine düşen halk hiçbir zaman bir bütünlük sağlayamayacak, hiçbir zaman ekonomilerini doğrultamayacak ve bu kargaşa onların içten içe çökmesine zemin hazırlayacak.

Mısır'daki darbenin de arka planına bakarsak, Batı dünyası bildiğiniz gibi yeni Mısır hükümetini tanımadığını açıkladı. Mısır'da darbe yapacak kişileri maddi olarak desteklemek, ardından da hükümeti tanımayıp Mursi'nin serbest bırakılmasını istemek son derece komiktir. Küresel güçler her zaman olduğu gibi günlerce Müslüman'ın Müslüman'ı kırıp geçirmesini sakince seyretmiş, arka planda da darbeye olabildiğince destek vermiştir. Ortadoğu'da bir üs konumunda olan Mısır hükümetinden ne İsrail ne de Amerika asla vazgeçmeyecek, yönetime kendi adamlarını getirmedikçe darbe her zaman kaçınılmaz olacaktır. Bu kimi zaman, bu sefer olduğu gibi genarellerle içeriden, kimi zamanda askeri müdahale ile dışarıdan gerçekleşecektir. Ama tabii ki para harcamadan, silah kullanmadan, askeri müdahale yapmadan Müslüman'ın Müslüman'a kırdırılması batının en hoşlandığı yöntemdir. Böylece zavallı halk katledilirken sıcak koltuklarında içkilerini yudumlayarak medyada yayılan haberleri zevkle izleyebilirler. Bir günde yüzlerce Müslüman öldürülürken onlar alay eder gibi kalkıp 'insan haklarından, eşitlikten ve özgürlükten' söz etmeye devam ederler.

Şimdi batılı güçlerin petrol ve yer altı kaynakları nedeniyle büyük bir iştahla ele geçirmeye çalıştıkları Ortadoğu ülkelerine bakarsak; bu ülkelerin son derece geri kalmış, yobaz zihniyete kitlenmiş ülkeler olduğunu görüyoruz. Sanat yok, bilim yok, estetik yok, Kuran ahlakı yok, üstün medeniyet yok, kadına değer verme yok. Tam tersine müthiş bir bağnazlık, cahillik ve gericilik hakim. İşte bu da batılı güçlerin son derece işine geliyor. Çünkü böylelikle kolayca yönetilebilecek kitleler ortaya çıkıyor. Batı istediği zaman bu ülkeleri 'bağnazlıkla, insan haklarına değer vermemekle, terörle' suçlayıp kolayca işgal edebiliyor. Böylece kürsel güçler her zaman olduğu gibi ikili oynuyor. Bir yandan Ortadoğu'nun gelişmesine, modernleşmesine, demokratik bir şekilde yönetilmesine asa izin vermezlerken bir yandan da bu yapılmadığı için şikayet ediyor, yeri geldiğinde de işgallerle en ağır darbeyi indiriyorlar.

İşte bugün Mısır'da da gelinen son durum on yıllar öncesinden tasarlanmış bu kapsamlı dizaynın sonuçlarından biridir. Batı, Mısır'da demokrasinin ilerlemesini seçimle başa gelen bir liderin ülkeyi yönetmesini değil, kendi beslediği Ordunun baskı politikasının devam etmesini Mısır üzerindeki kontrolü açısından önemli görüyordu. Derin Batı, her ne kadar Kuran'a uyan bir özgürlük anlayışını, herkese eşit mesafede duran bir kucaklayıcı yaklaşımı tam anlamıyla sergilemese de, entelektüel seviyesi oldukça yüksek olan İhvan hareketinin Mısır'da gelişmesini ve diğer İslam ülkelerini etkilemesini Ortadoğu'daki menfaat düzenlerine karşı bir tehdit olarak gördü. Ve derhal devlet-asker içindeki piyonlarını devreye soktu. Çünkü Mısır söylediğim gibi daima kontrolleri altında olmalıydı...

Küresel güçlerin Ortadoğu'ya, Asya'ya ve Afrika'ya verdikleri tarihi dizayn devam edeceğe benziyor. Libya, Yugoslavya ve Irak'ın ardından sıra Pakistan'a, İran'a ve Türkiye'ye de gelecek gibi duruyor. Küresel güçler dünyanın hiçbir yerinde kontrollerinden çıkmış, ekonomik özgürlüğünü kazanarak batıdan kopmuş ve güçlenmiş bir devlet görmek istemiyorlar. Bu yüzden de Türkiye ile son derece yakından ilgileniyorlar. Batılı güçler sık sık medyaya yansıttıkları olaylarla (Boston koşusunda terör saldırısı, Obama'ya yollanan mektuplar, Pakistan'da Taliban'ın kafasından vurduğu küçük kız) gerekli sinyalleri veriyor, dünya ülkelerinin tepkilerini kolluyor ve yeni işgaller için zemin işte böyle hazırlanıyor.

Şimdi Müslüman dünyasının tam karşısında Deccal cephesi olarak duran küresel güçlere karşı uygulaması gereken tek bir yöntem var. Müslüman dünyası bahsettiğim gibi paramparça, tamamen bölünmüş ve yüzlerce parçaya ayrılmış durumda. Hangi siyasi gurubu masa başına toplasanız hiçbir şekilde ortak bir noktaya varamazsınız. Çünkü hepsi birbiriyle düşmanlar, hepsi ideolojik olarak da birbirlerine karşılar. PYD, Hamas, Hizbullah aynı masada birleşmez. Bunların hepsini birleştirecek olan sevgidir, mezhep kavgalarını tamamen bitirmek, tek bir ülkü uğruna, Müslümanların bu zulümden kurtulmaları adına birleşmektir.Kuran ahlakıyla Müslümanların birbirine kenetlenmesi tek kurtuluş yoludur. Türkiye liderliğinde kurulacak büyük bir İslam Birliği tüm dünyada yaşanan bu kanlı katliamlara son verecektir. Aksi taktirde masum halk, zavallı kadınlar ve çocuklar sürekli yurtlarından sürülecek, öldürülecek ve yetim kalacaklardır.

Unutmayalım ki Atatürk liderliğindeki Türkiye'nin batılı güçler tarafından paramparça edilememesinin tek nedeni milli şuur, sıkı sıkıya bağlanılan Kuran ve derin imandı. Her taraftan saldıran batı imanla birbirine kenetlenmiş Türk milletine asla diz çöktürmeyi başaramadı. Şimdi yıllardır bu sinsi planları yapan ve ülkeleri kana bulayan küresel güçlere karşı Müslüman dünyası birlik olmalı, sevgiyle ve imanla birbirine sıkı sıkı kenetlenmelidir. Müslüman dünyasının son derece modern, Kuran ahlakıyla ahlaklanmış, sanata, bilime önem veren, kadını yücelten toplumlara dönüşerek birbirleriyle kenetlenmesi batıya verilecek en güzel cevap olacaktır. İşte o zaman Deccal ordusu yerinden kalkıp silahlarını Müslüman dünyasına doğrultacak gücü asla kendinde bulamayacaktır.

Tüm yazılarım: 
http://mertaslanoglu.blogspot.com/



2014-06-07