İl olduk da şehir olabildik mi?
Osmanlı zamanında, iklim, kültür, gelenek ve görenekleri açısından Halep vilayeti ile hemhâl olmuş olan Kilis, Cumhuriyetimizin kurulması ile birlikte, Gaziantep'e bağlı bir ilçe olmayı bir türlü içine sindirememişti. O günlerden itibaren, uzun yıllar il olmanın hayaliyle yaşamıştık.

Rahmetli Nedim Ökmen ile hızlanan bu tatlı hayalimiz, XIX. Dönem Gaziantep DP milletvekili Hannan ağanın (Özüberk) milletvekilliği döneminde gerçekleşti. Eskiden gurbette hemşerilerimiz, kendilerine 'nerelisin?' diye sorulduğunda 'Gaziantepliyim' demez de, 'Kilisliyim' derlerdi. Zaman ne kadar da çabuk geçiyor. Kilis'in il olmasının üzerinden tam 19 yıl geçmiş.

Bu zaman içinde ilimizde epey değişiklikler oldu. En önemli değişiklik de 7 Aralık Üniversitesinin kurulması ve gelişmesiyle oldu. Sayıları on bini geçen öğrencisi ve hatırı sayılır bir akademisyen kadrosu ile üniversitemiz, ekonomik olarak da bazı sektörlerde hareketlilik yaşattı.

Üniversitemizin, Kilis'in gelişimine daha fazla katkı sağlaması için, ilimizin yöneticileriyle ve halkımızla daha sıkı bir ilişkide olmasını arzu etmekteyiz. 'İl olduk da ne oldu?' diye bir soruyu her zaman kendimize sorabiliriz. Bu unvanımızla birlikte, küçük sanat erbabımız ve esnafımız, maliye açısından sıkıntılara düştü. Çoğunlukla götürü olarak vergilendirilenler, il olmamızla birlikte deftere tabi oldular.

Alışmadıkları bir düzene geçmek, birçoğumuza dükkân kapattırdı. Bir ara birçoğumuz, 'keşke il olmasaydık' diye feryat ettik. Müdürlerimiz, şeflerimiz ve memur sayılarımız arttı, ama bunların birçoğunu Kilis'te ikamet bile ettiremedik, ettiremiyoruz. Çevreleri, çocuklarının okulları Gaziantep'te olanlar, git gel yaparak hayatlarını sürdürüyorlar.

Ya ilçelerimiz! 3-5 bini bile bulmayan nüfusları ile hala gelişemediler. Oralardaki memurların çoğu da Kilis'te ikamet ediyorlar. Çünkü oralarda kiralık ev bile bulamıyorlar. İl olduk, ama yollarımız genişlemedi. Son zamanlarda kaldırımları genişlettik ama kaldırım işgallerini önleyemedik. Trafik sinyalizasyon sistemini tam kuramadık. Siyanürle çalışan kuyumcu atölyelerimizi, motosiklet tamircilerimizi, gıda toptancılarımızı, küçük sanayi bölgesine henüz taşıyamadık. Harabe halindeki çarşılarımızı, pasajlarımızı ve hatta şehrimizin ortasında, Kadı camii yanındaki meşhur beton bina iskeletinin kötü görüntüsünü düzeltemedik.

Tarihi eserlerimizi kapatmak, boğmak ve yok etmek için elimizden geleni yaptık ve yapmaya da devam ediyoruz. Şehirleşmemizi yanlış yöne doğru yaptık. Küçük sanayimizi, hastanemizi her yönüyle yanlış yerlere inşa ettik. İl olduk ama alt yapımızı kökten halledemedik. Henüz tam olarak faaliyete geçiremediğimiz temiz su şebekemiz, arıtma tesislerimiz ve su depolarımız var. Atık su altyapımızda hiçbir gelişme olmadı.

Gerçi İstanbul, Ankara, İzmir ve Gaziantep gibi büyük şehirlerimiz de sel suları ile henüz başa çıkamıyorlar. Çörtenlerden akan yağmur suları, havada uçuşan çöp poşetleri, pencerelerden fırlatılan atıklar, sofra ve çarşaflarındaki kırıntı ve tozlarını kaldırımlarda yürüyenlerin başına silkeleyenler, çevremizde hep karşılaştığımız manzaralar.

Düğünlerimizde sokak kapatmalar, rastgele silah kullanmalar, çıkardığımız gürültüler hiç azalmadı. Yöneticilerimize, 'pisliklerden, gürültülerden rahatsız oluyoruz' dediğimizde, 'ben de rahatsız oluyorum' cevabını alıyoruz. O zaman gazeteciler olarak, vatandaşlar olarak yüksek sesle, 'yönetici koltuğunu bırak da git o zaman' diye bağırmamız lazım ama bunu sadece içimizden diyebiliyoruz. Kısaca, rahmetli Belediye Başkanı Dr. Burhan Kerküklü'nün öldürülmesi ile ortaya çıkan seçim rüşvetini vererek il olduk. Ama ne yazık ki geçtiğimiz 19 yılda şehir olamadık.

Yakın gelecekte, 'Teknopark örneğinde olduğu gibi' başına bir olumsuz durum gelmezse, Polateli-Şahinbey organize sanayi bölgemizin faaliyete geçmesiyle birlikte, Cumhuriyet döneminde hızla gelişen Gaziantep ile birleşerek Amerikalıların deyişi ile, Türkiye'de ilk 'twin cities' (ikiz şehirler) oluşturabileceğiz. Bize hiçbir faydası olmayacak bir Estonya ile ilgileneceğimize, bugünden itibaren 'AntepKilis iki Gazi kardeş, tek şehre doğru el ele' gibi bir slogan ile birlikteliğimize başlayabiliriz.

Böyle bir gelişmeyi sağlayabilmemiz için, Antepli-Kilisli çekişmesini aşabilmemiz lazım. Hâlâ köylü-şehirli ayrımı yapan yöneticilerimiz varken, bunu daha uzun bir süre aşmamız da zor gözükmüyor mu dostlar? Daha temiz bir çevrede sükûnetle yaşayabilmek için kalın sağlıkla...

Ahmet Laz

[email protected]



2014-06-10