Dershaneler Bir Kez Daha Düşünülmeli
Dershaneler Konusu Bir Kez Daha Düşünülmelidir

Ülkemizde özel dershaneler 1980'li yıllarda merhum Cumhur Başkanımız Turgut Özal döneminde açılmaya başladı. Önce büyük şehirlerde açıldı, ardından Anadolu'nun her köşesine doğru artan bir ivmeyle yayıldı. Dershanelerin artışı beraberinde rekabet ve kalite getirdi.

Fiyatları makul düzeye inen dershanelerden artık çok sayıda öğrenci faydalanır hale geldi. Dershaneler, okullara alternatif olarak değil, okullardaki eğitim eksiklerini takviye etmeye yönelik hizmet geliştirdiler. Böylece öğrenim konularındaki eksikliklerini takviye eden öğrenciler, hedefledikleri üniversite bölümlerine kolayca girer hale geldiler. Burada yaşı kırkı geçmiş arkadaşlarımızın hatırlayacağı bir gerçekten bahsedelim.

1980 öncesinde üniversite okumak, sadece varlıklı bir zümreye haizdi. Üniversite demek, imkân demekti ve geniş kitleler için imkânsızlıklar söz konusuydu. Üniversite tahsili görenler maalesef varlıklı zümreden çıkıyordu.

Doktor, vali, kaymakam, ataşe, avukat, mühendis hep aynı zümrenin insanlarıydı. Halkımızın değerlerine yabancı olan bu zümre insanları, TRT televizyonu ekranından halka sesleniyor, yurt dışı seyahatleri yapıyor ve günlük hayatta onlarla görüşmek pek az insana nasip oluyordu. Taşra insanı, bu insanlara sebze yetiştiriyor, inşaatlarında çalışıyor, köyden bir sepet içinde yumurta getiriyor, havuzlu ve kamelyalı bahçelerinde bahçıvanlık yapıyordu.

Üstelik her şey Yeşilçam filmlerindeki kadar masum ve renkli de değildi. Bu gerçeği ancak geçtiğimiz seçim dönemlerinde öğrenebildik. 'Göbeğini kaşıyan adam, bidon kafalılar ve dağdaki çobanın oyu' aşağılamaları, aynı zümrenin şuuraltı müktesebatının yansımalarıydı. Abartılı bulabilirsiniz fakat gerçek maalesef böyleydi. Sonra ne oldu? Dağdaki çobanın çocuğu okudu kaymakam oldu.

Bahçıvanın çocuğu okudu doktor oldu. Bakkal Mehmet Amcanın çocuğu okudu mühendis oldu. İlerleyen yıllarda milletvekili oldular ve Meclis sıralarını doldurdular. Allah, bu milletin çocuklarına dershanelerin sunduğu eğitim hizmetleri vesilesiyle eskiden hayal olan her makamı nasip etti. Dershaneler yine bu çocuklara başarı bursu adı altında imkânlar sundular. Zaten ücretleri makul seviyeye inmişti.

Mesela İstanbul'da 2012-2013 yılında bulunduğum ilçedeki dershane fiyatları aynen şöyleydi: 8.sınıf SBS hazırlık kursu fiyatı 3500 TL (12 taksit) 12.sınıf LYS hazırlık kursu fiyatı 4500 TL (12 taksit) Üstelik bu fiyatlar sabit olmayıp pek çok öğrenci ya kardeş indiriminden ya eski öğrenci indiriminden veya başarı bursu adı altında başka indirimlerden yararlanıyormuş. Fiyatlara pazarlık payı da eklenince tam ücret ödeyen öğrenci sayısı % 10 u geçmiyormuş. Tam burs alan öğrenci sayısı da az değilmiş.

Dershaneler halkı sömürüyor mu? Cevabı başka bir soru ile verelim. Halkı sömürmek için Hakkâri'ye dershane açar mısınız? Şırnak'a veya Iğdır'a yahut Ağrı'ya, Siirt'e, Kars da olabilir. Yozgat veya Afyon da olabilir. Hele ilçelere kadar iner misiniz? Yatırımlarınızı Silvan'a açacağınız bir dershane ile değerlendirir misiniz? Hangi aklın karı bir düşüncedir bu? O zaman sömürü tabiri ne kadar doğrudur, diye başka bir soru akla gelmez mi? Hayır, böyle düşünmek, binlerce eğitimci hakkında suizanda bulunmaktan öteye bir ifade olmaz.

Dershaneler, Şişli, Bakırköy, Kadıköy Moda, Ataköy veya Taksim de hizmet veren müesseseler olsaydı belki öyle düşünülebilirdi. Fakat saydığım ilçelerdeki dershane oranı %1 bile değildir. Zaten bu ilçe sakinleri çocuklarını dershaneye göndermek yerine evlerine getirdikleri öğretmenlerden özel ders aldırıyorlar. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da hizmet veren yüzlerce dershaneyi kapatmak neye hizmet edecektir?

Hatırlıyorum, bu bölgelerdeki ilk dershaneler 1980 sonrası kurulmuştu. Terörün kanserli hücreler gibi hızla yayıldığı o günlerde, çocuklar kandırılıp dağa çıkarılıyordu. Köyler yakılıp yıkılıyor, aşiret büyükleri faili meçhul kurbanı oluyor; halk ve devlet karşı karşıya getirilmek isteniyordu. İşte o karanlık günlerde, bir grup serdengeçti, ışık süvarisi olarak dershane hizmeti başlattılar.

Kollarını makas gibi açarak 'durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak!' dediler. Çocuklara üniversite kapılarını gösterdiler. Gözü yaşlı analara mendil uzatıp, 'Budan sonra çocuklarınız bize emanet' dediler. İnanın, o acılı günlerde şu ifadeyi çok duyduk. 'Şimdiye kadar neredeydiniz, iki ay önce gelseydiniz bir oğlumu daha kurtaracaktınız.'

Mühim bir tespit ve Hakkâri'ye açılan ilk dershane
1991 yılında Van da bulunan bir özel eğitim kurumunda vazife yapıyordum. O yaz kurum müdürüm Bahattin Bey, elime Fen Lisesi sınavlarında-şimdiki SBS- ilk on bine girmiş öğrencilerin listesini tutuşturdu ve 'Hocam şu listeyi bir tarayın bakalım, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde kaç öğrenci sınav kazanmış?' dedi. Listeyi taradığımda gördüğüm tablo aynı zamanda mühim bir tespitten ibaretti! İlk on binde öğrencisi olmayan iller vardı bu listede. Fakat şaşılacak bir şeyin olmadığını görmem çok sürmedi.

Ağrı, Bingöl, Muş ve diğer komşu illeri gezerken Doğu Anadolu Bölgesinin zoraki şartlarının eğitime nasıl yansıdığını gördüm. Kışın kapanan yollar, öğretmensiz okullar, kerpiç duvarlı sınıflar ve imkânsızlıkların belirlediği hayatlar gördüm. Sebepleri sadece saydığımız şartlara bağlamak galiba haksızlık olur. Yıllarca sürgün beldesi olmuş bu illerde, ideolojinin öğrenci dimağlarındaki tahribatı da saydığımız şartlar kadar etkiliydi sanırım.

Bölgede tezgâhlanan kirli oyunları ise zaten haber bültenlerinden öğreniyorsunuz. Evet, elimdeki listede Van, Malatya ve Elazığ gibi illerde sınav kazanmış öğrenciler bulunuyordu. Tabii ki bunun sebebi belliydi. Daha birkaç sene öncesinde açılan hizmet endeksli dershaneler bu başarının müsebbibiydi.

Fakat Bingöl, Muş, Ağrı ve Hakkâri gibi dershanesi olmayan illerin bu listede esamesi okunmuyordu. İşte bu tespit bana göre çok mühimdi. Belki de bu yönüyle 1991 yılı tarihe milat olarak kaydedilmeliydi. Çünkü Van'da kaldığım sonraki on dört yıl içersinde ismini zikrettiğim illerin makûs talihlerinin nasıl değiştiğini ve eğitimde ne çabuk çağ atladıklarının şahidi oldum. Şuan bu illerde çok sayıda hizmet veren dershane ve okul bulunuyor. Bahar aylarında papatyalarının her yeri kuşatması gibi bölgeye yayılan bu dershaneler, eğitim yarışında hiç de geride değiller. Gazete haberlerine dikkat ederseniz onların muhteşem başarılarını görürsünüz. SBS ve üniversite sınavlarında dereceler, olimpiyat ve proje yarışmalarında madalyalar alan bu iller şimdilerde göz kamaştırıyor ve batıda hizmet veren birçok okulun ilgisini çekiyorlar.

Milletvekillerinin demokratik açılım sürecine yönelik çalışmalarına dikkat ediyorum da aslında, onlardan yirmi beş yıl öncesinde bu açılım süreci başlamıştı. Cömert, Anadolu insanının katkılarıyla açılan okullar ve dershaneler bu açılıma zemin hazırlamışlardı. O günlerde gidilmeseydi herhalde şimdi açılımdan söz edemeyecektik. Belki de kirli oyunların arenasında Doğu ve Güneydoğu Bölgelerimizde hesap etmediğimiz gelişmeler yaşanacaktı, kim bilir...

Gidildi derken önden giden insanları takdir ediyor, onlara bir vefa borcumuz olduğunu ifade etmek istiyorum. Çünkü, henüz kış şartlarının yaşandığı o günlerde Doğu ve Güneydoğu bölgemize gitmek o kadar kolay değildi! Terör hadiselerinin gün be gün tırmandığı, öğretmen arkadaşlarımızın hedef tahtasına konduğu günler yaşanıyordu oralarda. Ana-babaların ciğerparelerini gönderirken işin içine şehit olma ihtimalini de hesaba katıp öyle uğurladıkları günlerden bahsediyorum. Şimdi gelin o günlere doğru mazimizde bir yolculuk yapalım ve o nurefşan günlerden manidar bulduğum, çoğu zaman hatırlayıp gözlerimin buğulandığı bir tabloyu paylaşalım...

Van'da bir kış akşamı özel bir dershanenin öğretmenleri yurt binasının salonunda oturmuş çaylarını yudumluyorlardı. Dershanenin onursal başkanı Cemil Cüneyt Bey, öğretmen arkadaşlarına bir teklifte bulundu. 'Hakkâri de bir dershanemizin bulunmayışı beni çok üzüyor. Haydi, şimdi orada bir şube açalım desem ne dersiniz?' İnanın orada bulunan öğretmenler hiç düşünmeden 'Evet' dediler. Çünkü onlar, kalbi Allah sevgisine kenetlenmiş, bıyıkları yeni terlemiş yiğitlerdi. Salonda öyle bir hava oluştu ki öyle inanıyorum melekler saf tutup alkışlamışlardı o yiğitleri. Bana göre onların 'Evet' demeleri Akabe'de Efendimizin(sav) elini tutan sahabenin 'Evet' demesine çok benziyordu. Çünkü gidip bir daha dönmemek vardı bu işte. Neticeyi kelam; o gece karar alındı ve gözü kara beş öğretmen sabahın seherinde valizlerini toplayıp yola çıktılar. Onlardan ancak bir hafta sonra haber aldık.

Mütevazı bir bina kiralanmış ve bir an önce faaliyete geçmek için çalışmalar başlatılmıştı. İlerleyen günlerde dershane açıldı ve tahmin edilen sancılar yaşanmaya başladı. Dershane mahiyetini anlamayan birilerinden tehdit mektubu aldılar önce. Sonra bir gece yarısı faili meçhul bir el tarafından camları taşlandı dershanenin. Bina sahibi vazgeçmek istedi bir dönem fakat öğretmen arkadaşlarımız çalışmalarına yılmadan devam ettiler. Bir ara Van'a geldiklerinde Cemil Cüneyt Bey, 'İsterseniz dershaneyi kapatıp dönün, sizler bize emanetisiniz. Bu işi zorlamaya gerek yok!' dedi. Cevap malumdu; 'Bizler buralara dönmek için gelmedik!' Bir yıl sonra taşlar yerine oturmuştu.

Arkadaşlar beraberinde öğrencileriyle geldiler. Van Kalesi ve tarihi mekânlara kültürel bir gezi düzenlemişlerdi. O ilk öğrencilerden bazıları Tıp Fakültesi, bazıları Mühendislik ve bazıları Hukuk fakültelerini kazandılar. Fakat yıllar sonra ben, o giden ilk beş kişiyi hatırlıyor, aziz hatıralarının önünde hürmetle eğiliyorum. İyi ki gidildi, iyi ki birileri bunun sancısını çekti ve şimdi oralarda, eğitim yarışında batısıyla güneyiyle at başı giden müesseseler var. Doğu insanı civanmerttir. Yapılan iyiliği takdir etmesini bilir. Çok kısa sürede Allah rızası için hizmet eden bu gönüllü öğretmen kadrosunu da takdir edip bağırlarına basmasını bildiler. Bir zamanlar, bu ilk müesseselerde eğitim görmüş terütaze nesil çabuk yetişti. Onlardan bir kısmı diplomalarını alıp hizmet etmek için memleketlerine döndüler. Çoğu akademisyen olan bu gençler geleceğe ümitle bakıyorlar. Onlardan bir kısmı şimdi bir zamanlar öğrencisi oldukları dershanelerde hizmet ediyorlar.

Geçen gün o öğrencilerden biri beni aradı. 'Hocam' dedi, 'Dershanemize acilen bir tarih öğretmeni lazım. Bildiğiniz biri var mı?' Şimdi neredesin diye sordum. Ağrı da olduğunu söyledi. Allah'a şükrettim. Daha dün talebemiz olan bu delikanlı şimdi öğretmen olmuş ve Ağrı'daki talebelerin sancısını çekiyor.

Çiçeklerden bir buket 
Eğitim öğretim hizmetlerinin meyvesi kuşkusuz öğrenciler ve nihayetinde insandır. İşte bu eşsiz meyveleri henüz ağaç dallarındaki rengârenk çiçekler iken tanıdım ve sizlere bu çiçeklerden bir buket takdim etmek istiyorum. Geçtiğimiz yıllardan birinde Van da hizmet veren bir dershanenin pilav günü programına katılmıştım. O toplantıda Ağrı'lı Halit'in hikâyesini dinlediğimde duygulanmıştım. Halit, bir dönem Van da dershaneye gitmiş, sonra büyük şehirlerimizden birinde bulunan, mühim bir üniversitenin endüstri mühendisliği bölümünü okumuştu.

Şimdi aynı şehirde özel bir firmada mühendis olarak çalışıyormuş. Halit, bizlere tesir eden hatırasını anlatmaya başladığında herkes susmuş onu dinliyordu. 'Orta üçüncü sınıfı bitirdiğim yıl, eğitim hayatımın devam edeceğinden şüpheliydim. Ailem fakirdi, babam çalışmıyor ve içki içiyordu. O yaz bir lokantada temizlikçi olarak iş bulmuştum. Yerleri süpürüyor, bulaşıkları yıkıyor, masaları siliyordum. Evin en büyük çocuğu olduğum için herkes benim getirdiğim haftalığa bakıyordu. Temmuz ayının sıcak bir öğle vakti lokantaya güzel giyimli, elinde James Bond çanta bulunan biri girdi. Ben elimdeki ıslak bezle masaları silerken gözüm bu güzel giyimli Baya takıldı. Adam, ismimi söylediğinde hepten şaşırdım!' Halit böyle dedikten sonra sol tarafına dönüp eliyle, oturmakta olan İsmail Bey'i gösterdi.

(İsmail Bey okuduğu dershanenin kurucu müdürüydü.) 'İşte o adam İsmail Bey'di.' Sonra duygulanıp kısa bir an sustu. Elinin tersiyle gözyaşlarını silip tekrar anlatmaya başladı. 'İsmail Bey bana, 'Seni özel bir okulda okutmak istiyoruz, ne dersin?' dediğinde, ne diyeceğimi bilemedim. Bittiğini sandığım hayallerim gerçek olmuştu!' Süleyman, Tatvanlı bir öğrencimizdi. 1993 yazında onu Tatvan'ın bir kenar mahallesinde ayakkabı boyacılığı yaparken görmüştüm. Başında Cilalı İbo tarzı bir şapka vardı. O sene girdiği sınavlarda Van Ziraat Meslek Lisesini kazanmıştı. Ona özel bir okul ve dershanede burslu bir eğitimden bahsettiğimizde heyecanlanmış ve babasını ikna etmemizi istemişti. Babası ise onu meslek lisesinde okutmak istiyordu. İmkânının olmadığını, meslek lisesini bitirince devletin teknisyen olarak iş vereceğini söylüyordu. Babasını ikna etmek kolay olmadı. 'Senin çocuğun zekidir, okuyup doktor olmasını istemez misin?' dediğimizde başını sallıyor fakat bir garanti arıyordu.

Ona,tevekkül et dedik ve Süleyman'ın gözlerindeki ışığı gösterdik. Bu çocuk imkân verilirse okur dedik. Allah'a şükür Süleyman ne bizi ne de babasını mahcup etmedi. Mezun olduğu yıl, Hacettepe Üniversitesi İngilizce Tıp Fakültesini kazandı. Şimdi başarılı bir doktor olarak hizmet ediyor. Diğer bir öğrencimiz, Molla Ahmet'in oğlu Bahattin idi. Bahattin Siirtliydi. Babası medrese icazetli imam Molla Ahmet idi. Onu Van'a 1990 yılında getirmişlerdi. O yıllarda Siirt'te dershane bulunmuyordu. Zeki bir öğrenciydi. Terbiyeli, olgun ve ciddiydi. Bahattin'in lise yılları başarılarla doluydu. Fen Lisesi sınavlarında Türkiye iki yüzüncüsü, üniversite sınavlarında ilk 500 ve Matematik Olimpiyatlarında dünya ikincisi olmayı başarmıştı.

Bahattin şimdi büyük bir üniversitede Doç. Dr. Unvanıyla hizmet veriyor. Buketimizde daha çok sayıda çiçek var. Hangi birine baksanız ayrı bir hikâyeyle karşılaşırsınız. Fakat bu rengârenk çiçekler yaban otlarından yahut el yakan dikenlerden çok farklılar. Onlar, renk renk, desen desen bu coğrafyanın zenginliğini gösteriyorlar. Ayrıca onlar, geleceğe ümitle bakıyor ve kendilerine hizmet veren kurumlara destek veriyorlar. Onların anne babaları gözü yaşlı olarak müesseselere dua ediyor 'Allah zeval vermesin' diyorlar. Dershaneler legal kurumlardır Dershaneler, Milli Eğitim Bakanlığının 625 sayılı Özel Eğitim Kurumlarına bağlı legal kurumlardır. Bakanlık müfettişleri tarafından teftiş edilir, maliyeye vergi verirler. Aynı zamanda çok sayıda insana iş kapısı olan müesseselerdir. Ülke ekonomisine katkı sağladıklarında kimsenin şüphesi yoktur.

Ayrıca binlerce öğretmeni istihdam ederek MEB üzerindeki yığılmayı önlemiş, işsizliğin azalmasına katkı sağlamışlardır. Dershaneler bu yönleri dikkate alındığında ihtiyaca cevap veren meyveli ağaca benzetilebilirler. Dershaneler hayır duası almış kurumlardır. İşçinin, memurun, köylünün çocuğunu okutmuş, yetimin elinden tutmuş kurumlardır. Gözü yaşlı ana babanın duasına mazhar olmuş bu kurumların, zamanı geldiğinde kendiliklerinden kalkacağına veya başka müesseselere dönüşeceğine inanıyorum.

Fakat o günlerin geldiğine dair emareler henüz görünmüyor. Ne zaman özel sektör devlet kapısına tercih edilir ve ne zaman üniversite okumak yegâne yol olmaktan çıkar ve ne zaman üniversiteler beklentileri karşılar, işte o gün dershaneler kendiliğinden kalkacaktır. Devlet büyüklerimiz öncelikle bunun için çalışmalıdırlar. Bugün halkımızın hala bu kurumlara ihtiyacı vardır.

2013-07-09