Ekmek Peynir Gibi Botox
Geçen gün bir hastanedeyim; bir yakınım ameliyat oldu ve ben de refakatçi olarak kalıyorum yanında. Canım çok sıkıldı; malum nede olsa hastane...

Ben sadece sağlık sorunları için hastanelere gidildiğini bilirdim, de, şimdi anlıyorum ki ben kağıda kaleme düşüp birçok şeyden bihaber olduğum gibi, dünya bir başka dönmeye dönmüş. Dönen dönene, dönen dönene. Katları dolaşıyorum.

Evet, burası dünyaya henüz gözlerini açan bebeklerin ve yeni annelerin katı olsa gerek.

Cıvıl cıvıl bir kat; kapılarda pembe mavi bebek süslemeleri. İçim açılıyor.

Merak ediyor bir iki turluyorum, baştanbaşa.

Yeni baba adayı geliyor, bir alkış, bir coşku ile karşılıyor yakınları.

Bir iki tur daha atmaya prensibim el vermiyor. Ara kata insem iyi olacak.

Oda ne? Bir dudağı yerde, bir dudağı gökte devlerin masal dünyasına mı inmişim ne?

İçimden de geçiriyorum; 'Bunlar dönmemi acaba?

Dikkatli bakmaya utanıyorum; ya öyleyse nemelazım incitmiş olmayayım.

Sonra sükutu giyinerek oturuyorum yanlarında.

Kendi arlarında geçen konuşmalarına kulak misafiri oluyorum; evet sesleri oldukça kalın ama bunlar bayan. Hııım emin oluyorum bunlar bayan olmasına bayan da, neden hem ses, hem görüntü erkek? Dudaklarını, oralarını buralarını şişirdikleri için, hormonal bir şok değişimi olabilir mi acep? Ne bileyim ben, neyse ne! Dur daha başıma ne gelecek duuur.

Aslında hastama dönsem iyi olacakta, ne olduğunu anlamadan dönemiyorum işte...

Kendi kendimle konuşup cebeleşiyorum...

'İyi otur madem'

'Vallaha desende demesen de oturup anlayacağım...'

Bunlar konuşuyorlar kendi aralarında; anlıyorum ki bu yaptırdıkları şişliklerin birde adları varmış; Sıralıyorlar;

Yok, kök hücre dolgusu, yok o, yok bu, yok botoks...

Yanımdakine soruyorum; 'Yüzünüze yaptırdığınız botoks mu?

'Hayır' diyor ve devam ediyor; 'Daha evvel botoks yaptırıyordum ama son yaptırdığım kök hücre.'

'Kök hücre nasıl oluyor?

'Kendi yağından alıp dolgu yapıyorlar. Esasında ben botokstan memnundum, doktorum nasıl aklımı çeldiyse' diyor.

Derken derken ben;

'Botoks tam olarak nedir, nasıl yapılır?' dedim. Hay dilime eşek arısı soksaydı da demez olsaydım. Bu hayretler içinde kalmaz mı anacım;

'Aaaa siz botoksun ne olduğunu bilmiyor musunuz?' İçimden 'He bilmiyorum' diyorum da dışımdan;

'Hayır, duymuşluğum varda, siz böyle alternatifleri sıralayınca detayını merak ettim sadece' dedim.

'Ohooo botoksu herkes bilir canım, o artık ekmek peynir gibi olmuş da, nasıl olurda siz hala bilmesiniz?

Hadi bir söyledin,  hadi iki söyledin, hadi üçü de söyledin; anacım bu kurulu saat gibi döne döne tekrar etmez mi! Bununla kalsa da iyi, birde duyurmak için gitgide sesini yükselterek etrafa da duyurmaya çalışıyor. Allah'ım bu kadın rezil edecek beni! Ne iş ettim? Nerden de sordum? Tabiri caizse bu işlerin cahili gördü ki öyleyim de zaten; ben ki saç rengimi değiştirmemiş bir insanım, ne anlarım botokstan motokstan... Sonra Allah'ımın beni yarattığı suretime şükrediyorum; dolayısıyla ilgi alanıma girmediği için, bilgi alanımın da oldukça dışında kalmış bu gibi şeyler. Bizimki guguklu saat gibi, hala hayretlerini 'Ses'e vurmakta...

Sırf susturmak için;

 'Anladım anladım hııım' desem de yok anacım kadının duracağı yok, Vallahi de yok, Billahi de yok!

Hani desem ki ben okuma yazma bilmiyorum bu kadar hayret tepkisi almazdım...

Baktım olacağı yok yavaştan yavaştan benim sigortalarda gevşemeye başlamasın mı; eyvah ki ne eyvah, birazdan attı atacak! Tüm patlamış sigortalarımı elimin tersiyle bir yana iterek;

'Han fendi siz bu konuda o kadar çığır açmışsınız ki yaptırdığınız dolguların adını bilmesem de suretinize bakınca şişliklerinizi görebiliyorum...

Hııım denizin dalga vurduğunu anladı haspam. Her sabrın da bir sınırı var öyle değil mi ca-nım? Bu durgun gördüğü denizin, sert dalgasını görünce kendisi bir yumuşak göl oldu ki sormayın gitsin. Eski resmini gösteriyor bana, yaptırdıklarından pişman olduğunu, doktorunu şikayet edercesine hem de. Çok da güzelmiş, acı acı sitemlerine devam ediyor;

'Eski kendimi istiyorum; şimdi Bülent Ersoy gibi bööööyle kaldım'

Böööyle kadım derken bi gözünüzde canlandırın bakalım; hakikaten böööyle beton gibi kalmış. Yazık, yazık! Hem ne yazık! Şimdi ben durmuyorum, rüzgarını üstüme saldığı denizimden; sen miydin beni botoks cahili gösteren ca-nım?

Bir defa atmış sigortalar, durdurmak ne mümkün!

'Görüyorum ki bir enkaz altına düşmüş ve çığlık atıyorsunuz. Enkazının adı ne biliyorsunuz öyle değil mi? Ne olacak booool para, yahu Allahtan korkun be madem bu kadar bol paranız var, madem nereye harcayacağınızı bilmezsiniz bari kendinize bu kötülüğü yapmayın.

Bir insan kendisine nasıl böyle bir kötülük yapar ki? Sonucu şansa bırakıp nasıl riske edebilir ki yaradılışını? Paran mı çok; burs ver, öksüzlere yardım et, hatta öküzlere ot al yardım et, hayvanlara elini uzat, ama bu kadar nefsine paranoyak olma...

Genetiği değiştirilmiş bir pazarda hissettim kendimi; pazarın botokssuz yani organik olanı da benim zaar...

Haydaaa şimdi birde bir gurup dönme geldi; galiba dönme; şimdi bide bunların ne olduğunu sorarmışım... Yok yok ben tövbemi aldım, neme lazım. Bilmemek değil artık, bilmediğini sormak rezillik. Belli ki biz bu alemin cahiliyiz, iyi ki de cahiliymişiz ya.

Burada daha fazla kalmaya tahammülüm yok ama az daha beklesem iyi olacak, hem bu adamlar neden gelmiş onu da öğrenmiş olurum.  Demı yani!

Yemin billah dışarı da görsen 'Maço' dersin. Bizim maço sandıklarımızın yavaş yavaş değişime geldikleri de belli. Hele şükür bunu anladım.

Yanımda oturan hemen yanına evrak düşürmüş; soruyorum;

'Beyefendi, o evrak size ait herhalde?' Bu bağırmaz mı;

'Beyefendiymiş, güzelliğimi mi kıskandın ayol; yoksa kör müsün, bayan var karşında!' Demez mi... Abbooooo bayan mı?  Nasılda çirkef anlatamam.

Tövbe tövbe, Allah'ım İnşaallah bu bir rüyadır;

Hadi kurban olduğum güzel Allah'ım, bu rüyadan tez uyandır beni.

Hadi canım ciğerim Allah'ım, ne olur bu kabustan uyandır beni.

Allah'ım ne günah işledim, ne iş etimde bugün bu alemle karşılaştırdın beni...

Yok yok bu rüya değil; benim bugün çekecek günahım varmış. Terk ediyorum orayı, tabi gözlerim kararmış şaşkın ördek yavruları gibi hızlı adımlarla ilerliyorum derken bir amcayla çarpışmaz mıyım; 'Kusura bakmayın amca' desem, ya buda teyze çıkarsa?

Çıkar mı çıkar, temkinli ol! Arkana bakmadan kaç kızım kaç, sakın ha dönme kaç; az biraz dur dinlen yine daha kaç

Vay anam vay, öyle bir ahir zamanda doğurmuşsun ki beni; dünya dönüyor ama dönenler ondan daha bir hızlı dönüyor be anam...

Anam anam eski anam, bari sen kal eski, istemem yeni anam!

İnsanın psikolojisi bir yarım saatte bozulur mu? Bozulurmuş Vallahi.

Hastamın yanına vardığımda psikolojim sıfır, allak bullak olmuşum; hem gördüğüm herkesi inceliyorum; 'Bunda da botoks var mı, yada acaba buda mı dönmede yada dönmüş bile?' Evet, nerdeyse herkeste botoks varmış; meğer gerçekten ekmek peynir gibiymiş botoks...

Botok ekmek peynir olduysa ben ekmek zeytinde kalmak istiyorum.

Bize bir rimel, bir göz kalemi, bide hafifi ruj yeter, üstü kalsın.

Halimize, verdiğin suretimize şükür, Sen ne suretle vermişten o süretle al Yarabbim.

 

Durma dünya durma dön, sadece sen değil, dönen dönene, bari en hızlı sen dön...  Dilek EJDER

 Geçen gün bir hastanedeyim; bir yakınım ameliyat oldu ve ben de refakatçi olarak kalıyorum yanında. Canım çok sıkıldı; malum nede olsa hastane...

Ben sadece sağlık sorunları için hastanelere gidildiğini bilirdim, de, şimdi anlıyorum ki ben kağıda kaleme düşüp birçok şeyden bihaber olduğum gibi, dünya bir başka dönmeye dönmüş. Dönen dönene, dönen dönene. Katları dolaşıyorum.

Evet, burası dünyaya henüz gözlerini açan bebeklerin ve yeni annelerin katı olsa gerek.

Cıvıl cıvıl bir kat; kapılarda pembe mavi bebek süslemeleri. İçim açılıyor.

Merak ediyor bir iki turluyorum, baştanbaşa.

Yeni baba adayı geliyor, bir alkış, bir coşku ile karşılıyor yakınları.

Bir iki tur daha atmaya prensibim el vermiyor. Ara kata insem iyi olacak.

Oda ne? Bir dudağı yerde, bir dudağı gökte devlerin masal dünyasına mı inmişim ne?

İçimden de geçiriyorum; 'Bunlar dönmemi acaba?

Dikkatli bakmaya utanıyorum; ya öyleyse nemelazım incitmiş olmayayım.

Sonra sükutu giyinerek oturuyorum yanlarında.

Kendi arlarında geçen konuşmalarına kulak misafiri oluyorum; evet sesleri oldukça kalın ama bunlar bayan. Hııım emin oluyorum bunlar bayan olmasına bayan da, neden hem ses, hem görüntü erkek? Dudaklarını, oralarını buralarını şişirdikleri için, hormonal bir şok değişimi olabilir mi acep? Ne bileyim ben, neyse ne! Dur daha başıma ne gelecek duuur.

Aslında hastama dönsem iyi olacakta, ne olduğunu anlamadan dönemiyorum işte...

Kendi kendimle konuşup cebeleşiyorum...

'İyi otur madem'

'Vallaha desende demesen de oturup anlayacağım...'

Bunlar konuşuyorlar kendi aralarında; anlıyorum ki bu yaptırdıkları şişliklerin birde adları varmış; Sıralıyorlar;

Yok, kök hücre dolgusu, yok o, yok bu, yok botoks...

Yanımdakine soruyorum; 'Yüzünüze yaptırdığınız botoks mu?

'Hayır' diyor ve devam ediyor; 'Daha evvel botoks yaptırıyordum ama son yaptırdığım kök hücre.'

'Kök hücre nasıl oluyor?

'Kendi yağından alıp dolgu yapıyorlar. Esasında ben botokstan memnundum, doktorum nasıl aklımı çeldiyse' diyor.

Derken derken ben;

'Botoks tam olarak nedir, nasıl yapılır?' dedim. Hay dilime eşek arısı soksaydı da demez olsaydım. Bu hayretler içinde kalmaz mı anacım;

'Aaaa siz botoksun ne olduğunu bilmiyor musunuz?' İçimden 'He bilmiyorum' diyorum da dışımdan;

'Hayır, duymuşluğum varda, siz böyle alternatifleri sıralayınca detayını merak ettim sadece' dedim.

'Ohooo botoksu herkes bilir canım, o artık ekmek peynir gibi olmuş da, nasıl olurda siz hala bilmesiniz?

Hadi bir söyledin,  hadi iki söyledin, hadi üçü de söyledin; anacım bu kurulu saat gibi döne döne tekrar etmez mi! Bununla kalsa da iyi, birde duyurmak için gitgide sesini yükselterek etrafa da duyurmaya çalışıyor. Allah'ım bu kadın rezil edecek beni! Ne iş ettim? Nerden de sordum? Tabiri caizse bu işlerin cahili gördü ki öyleyim de zaten; ben ki saç rengimi değiştirmemiş bir insanım, ne anlarım botokstan motokstan... Sonra Allah'ımın beni yarattığı suretime şükrediyorum; dolayısıyla ilgi alanıma girmediği için, bilgi alanımın da oldukça dışında kalmış bu gibi şeyler. Bizimki guguklu saat gibi, hala hayretlerini 'Ses'e vurmakta...

Sırf susturmak için;

 'Anladım anladım hııım' desem de yok anacım kadının duracağı yok, Vallahi de yok, Billahi de yok!

Hani desem ki ben okuma yazma bilmiyorum bu kadar hayret tepkisi almazdım...

Baktım olacağı yok yavaştan yavaştan benim sigortalarda gevşemeye başlamasın mı; eyvah ki ne eyvah, birazdan attı atacak! Tüm patlamış sigortalarımı elimin tersiyle bir yana iterek;

'Han fendi siz bu konuda o kadar çığır açmışsınız ki yaptırdığınız dolguların adını bilmesem de suretinize bakınca şişliklerinizi görebiliyorum...

Hııım denizin dalga vurduğunu anladı haspam. Her sabrın da bir sınırı var öyle değil mi ca-nım? Bu durgun gördüğü denizin, sert dalgasını görünce kendisi bir yumuşak göl oldu ki sormayın gitsin. Eski resmini gösteriyor bana, yaptırdıklarından pişman olduğunu, doktorunu şikayet edercesine hem de. Çok da güzelmiş, acı acı sitemlerine devam ediyor;

'Eski kendimi istiyorum; şimdi Bülent Ersoy gibi bööööyle kaldım'

Böööyle kadım derken bi gözünüzde canlandırın bakalım; hakikaten böööyle beton gibi kalmış. Yazık, yazık! Hem ne yazık! Şimdi ben durmuyorum, rüzgarını üstüme saldığı denizimden; sen miydin beni botoks cahili gösteren ca-nım?

Bir defa atmış sigortalar, durdurmak ne mümkün!

'Görüyorum ki bir enkaz altına düşmüş ve çığlık atıyorsunuz. Enkazının adı ne biliyorsunuz öyle değil mi? Ne olacak booool para, yahu Allahtan korkun be madem bu kadar bol paranız var, madem nereye harcayacağınızı bilmezsiniz bari kendinize bu kötülüğü yapmayın.

Bir insan kendisine nasıl böyle bir kötülük yapar ki? Sonucu şansa bırakıp nasıl riske edebilir ki yaradılışını? Paran mı çok; burs ver, öksüzlere yardım et, hatta öküzlere ot al yardım et, hayvanlara elini uzat, ama bu kadar nefsine paranoyak olma...

Genetiği değiştirilmiş bir pazarda hissettim kendimi; pazarın botokssuz yani organik olanı da benim zaar...

Haydaaa şimdi birde bir gurup dönme geldi; galiba dönme; şimdi bide bunların ne olduğunu sorarmışım... Yok yok ben tövbemi aldım, neme lazım. Bilmemek değil artık, bilmediğini sormak rezillik. Belli ki biz bu alemin cahiliyiz, iyi ki de cahiliymişiz ya.

Burada daha fazla kalmaya tahammülüm yok ama az daha beklesem iyi olacak, hem bu adamlar neden gelmiş onu da öğrenmiş olurum.  Demı yani!

Yemin billah dışarı da görsen 'Maço' dersin. Bizim maço sandıklarımızın yavaş yavaş değişime geldikleri de belli. Hele şükür bunu anladım.

Yanımda oturan hemen yanına evrak düşürmüş; soruyorum;

'Beyefendi, o evrak size ait herhalde?' Bu bağırmaz mı;

'Beyefendiymiş, güzelliğimi mi kıskandın ayol; yoksa kör müsün, bayan var karşında!' Demez mi... Abbooooo bayan mı?  Nasılda çirkef anlatamam.

Tövbe tövbe, Allah'ım İnşaallah bu bir rüyadır;

Hadi kurban olduğum güzel Allah'ım, bu rüyadan tez uyandır beni.

Hadi canım ciğerim Allah'ım, ne olur bu kabustan uyandır beni.

Allah'ım ne günah işledim, ne iş etimde bugün bu alemle karşılaştırdın beni...

Yok yok bu rüya değil; benim bugün çekecek günahım varmış. Terk ediyorum orayı, tabi gözlerim kararmış şaşkın ördek yavruları gibi hızlı adımlarla ilerliyorum derken bir amcayla çarpışmaz mıyım; 'Kusura bakmayın amca' desem, ya buda teyze çıkarsa?

Çıkar mı çıkar, temkinli ol! Arkana bakmadan kaç kızım kaç, sakın ha dönme kaç; az biraz dur dinlen yine daha kaç

Vay anam vay, öyle bir ahir zamanda doğurmuşsun ki beni; dünya dönüyor ama dönenler ondan daha bir hızlı dönüyor be anam...

Anam anam eski anam, bari sen kal eski, istemem yeni anam!

İnsanın psikolojisi bir yarım saatte bozulur mu? Bozulurmuş Vallahi.

Hastamın yanına vardığımda psikolojim sıfır, allak bullak olmuşum; hem gördüğüm herkesi inceliyorum; 'Bunda da botoks var mı, yada acaba buda mı dönmede yada dönmüş bile?' Evet, nerdeyse herkeste botoks varmış; meğer gerçekten ekmek peynir gibiymiş botoks...

Botok ekmek peynir olduysa ben ekmek zeytinde kalmak istiyorum.

Bize bir rimel, bir göz kalemi, bide hafifi ruj yeter, üstü kalsın.

Halimize, verdiğin suretimize şükür, Sen ne suretle vermişten o süretle al Yarabbim.

Durma dünya durma dön, sadece sen değil, dönen dönene, bari en hızlı sen dön... 




2014-06-20