Yasama - Yürütme - AYM!
Anayasa Mahkemesi (AYM) Balyoz davasında verdiği kararla sadece özgürlüklerin değil, hukukun da önünü açtı. Bu, en az özgürlükler kadar önemli. AYM'nin kararı bir son değil, tam tersine yeni bir başlangıç. AYM'nin 18 Haziran'da verdiği kararın özünü şu oluşturuyor:
Adil yargılama yapılmamıştır.
Bu saptamanın da iki ana ayağı var:
1- Sanıkların savunma hakkı gözetilmemiştir.
2- Deliller sağlıklı değerlendirilmemiştir. İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (İHS) en önemli maddelerinden biri adil yargılanma hakkıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de uzun tutukluluktan sonra Türkiye'yi en çok bu konuda 'mahkûm' etmektedir.
AYM'nin daha önce Ergenekon sanıkları için verdiği kararın özü tutukluluk sürelerine ilişkindi. Tahliyeler de buna dayalı olarak geldi. Ergenekon sanıkları başvurularında uzun tutukluluğun yanı sıra adil yargılama yapılmadığına da dikkat çekmişlerdi. Mahkeme, uzun tutukluluk başvurusunu haklı bulurken adil yargılama yapılıp yapılmadığına şu aşamada bakamayacağını belirtti. Haklıydı, çünkü yargılama henüz sonuçlanmamış, Yargıtay'daki temyiz aşaması geçmemişti.

***

Balyoz'da ise Yargıtay aşaması da tamamlanmış, yerel mahkemenin kararı birkaç istisna dışında onaylanmıştı. Bir başka deyimle artık iç hukuk yollarının en sonuncusu hariç tüketilmişti. En sonuncusu da AYM idi. İşte AYM'nin kararı bu bakımdan büyük önem taşıyordu. Zira davaya Ergenekon'daki gibi uzun tutukluluk açısından bakamazdı, hapistekiler için tutukluluk statüsünün yerini hükümlülük almıştı.
AYM'nin girişte altını çizdiğimiz iki ana saptama ile 'yeniden yargılama' kararı vermesi, yıllardır bu sütunlarda da vurgulanan hukuksuzlukların en üst mahkeme tarafından kabul edilmesidir. Artık ortadan kaldırılmış olan özel yetkili mahkemelerin (ÖYM) verdiği kararların da bir bakıma ortadan kaldırılmasıdır. Hak ve hukuk ihlallerinin gerek avukatlar gerekse sanıklar tarafından defalarca dile getirilmesine karşın, bunu sürdüren hâkim ve savcıların suç işlediğinin ilan edilmesidir. Bu davaların arkasında duran siyasal iradenin zulme ortak olduğunun tescillenmesidir. AYM'nin bireysel başvuru yeri olarak devreye girdiği 2012 yılına değin, iç hukukun son durağı olan Yargıtay'ın görevini yapmadığının bir üst mahkeme tarafından saptanmasıdır.

***

Şu ilke bir kez daha yaşanarak doğrulandı: En kötü yasa bile iyi bir uygulayıcının elinde olumlu sonuç verebilir, en iyi yasa bile kötü bir uygulayıcının elinde felaketler doğurabilir.
Türkiye'de rejimin üç ana ayağı var:
Yasama, yürütme, yargı.
İlk iki ayağın bir elde toplanmasından öte, yargı büyük ölçüde bir 'amaç' kurumu değil'araç' kurumu haline getirilmişti. Kamuoyunun gözü önünde seyreden en somut olaylarda bile yargının ne karar vereceği kestirilemiyor, 'acaba yargıya ne yapmasısöylendi' tartışmaları yapılıyordu. Bunu doğrularcasına aynı konuda yılın başında verilen karar ortasındakine uymuyordu. Çünkü istem değişmiş oluyordu!
Rahmetli ÖYM'lerin uygulamaları ise tümden hukuk dışına çıkmış, bir dönem toplum neredeyse buna alışmıştı. AYM yargının ayrı bir 'kuvvet' olarak varlığını ortaya koymuş oldu.
Bu hukuk yoluna giriş, başta KCK davaları olmak üzere toplumun çok fazla gündemine gelmeyen öteki davalarda da yaşanmalı, toplumsal barışın en temel koşulu olan adalet duygusunun daha fazla zedelenmesine izin verilmemelidir.


2014-06-22