Kodlar ve kutuplar
İnsanlığın târihi, bir bakıma da çok sayıdaki kodlamaların toplamıdır. İnsan tekleri, kodlanmış bir dünyâya doğuyor. Belki de uygarlık, bu kodların bütünlüğüdür. Kolayca kestirilebileceği üzere, kodlamanın en biçimsel nitelik kazandığı alan hukuktur. Bu kesinlik ve açıklık, bir yanılsama da doğurabilir. Çoğu kez, kodlamayı hukuksal kodlamalardan ibâret sanırız. Hukuksal kodların dışındaki hayât alanlarını ise kodlanmamış, belirsiz alanlar olarak görürüz. Oysa, kodlamalar, hukuk ile sınırlı değildir. Kültürel dünyânın kodlamaları, hukuksal kodlamaların çok dışında ve ondan daha kapsamlı bir alanı etkisi altına alıyor. Daha önemlisi, insanlık durumlarının çelişkili tarafları, hukuksal kodlarla kültürel kodların uyumsuzluğundan besleniyor.

Yurttaşlık kavramına bir bakalım. Yurttaşlık neticede, insanlar arasında çok sayıda iş ve işlemi yürüten bir siyâsal-hukuksal kodlamadır. Oysa, kültürel dünyâda, bununla uyumsuz çok sayıda başka yurttaşlık türlerinin varolduğunu görüyoruz. Kimlikler olarak tanımlanan bu türlerin aslında mevcut ve baskın yurttaşlık türlerine yönelik eleştirilerden türetildiğini kolayca söyleyebiliriz. Ama buradaki muhtemel yanılgı, kodlamanın türlerinin değişmesiyle kodlamaların üreteceği sorunların değişeceğine inanmakla âlâkalıdır. Kimlik bir özgürleşme alanı değildir. Çünkü rahatsız edici olan, kimilerinde ağır travmalar yaratan olgu, neyin kodlandığından çok, bizatihi kodlamanın kendisidir. Dolayısıyla alternatif kültürel kodlamalardan özgürleşme ummak bir safdilliktir.

Kimlik tartışmalarının başladığı 1990'lı yıllarda, kimlik kuramlarını okudukça düşündüğüm, kimlikler üzerinden başlayan açılımların nâfile sonuçlar doğuracağı yolundaydı. Kimlik çoğulluğunun, bu dünyânın iğneli bir fıçıya dönüştürmekten ve kan davalarını hareketlendirmekten başka bir işe yaramayacağını yazdım ve söyledim. Çoğu entelektüel dostum, bu bakışın reaksiyoner bir bakış olduğunu, sâdece yerleşik ve baskın bir kimliğin savunulması anlamına geldiğini söyledi bana. 90'lı, hatta 2000'li yılların başlarında, kimlik siyâsetlerini harâretle savunan bazı eski dostların, bugünlerde 'kimlik siyâsetlerinden yaka silkmesini' biraz da buruk bir şekilde izliyorum.

Kodlamaların nesnel ve öznel (kültürel) türleri arasındaki derin çatlak ise ayrıca düşündürücü gözüküyor. Hukuksal-siyâsal kodlamalarla kültürel kodlamalar arasındaki gerilime odaklanmak, daha derindeki nesnel kodlamaları unutturdu. Oysa mesela ekonominin dünyâyı nasıl kodladığı ıskalandı. Bu bir entelektüel amnezidir. Oysa, ekonomi-dünyânın kodlarının, hukuksal-siyâsal ve onlarla mücâdele halinde olan kültürel kodları, isterse bir çırpıda boşa çıkartabilen bir etkiye sâhip olduğu bilgisi, hatırlanmayı hak eden değerdedir.

Buraya kadar yazılanların sağlamasını yapmak adına, yakın dönemdeki gelişmelere bakmanın yararlı olacağını söyleyebilirim. Meselâ, ülkenin iç siyâsetine ya da cadı kazanına dönen yakın coğrafyalardaki gelişmelere bir bakalım. Dün çatışanlar, bugün nasıl da kolayca kolayca 'açık' ya da 'örtük' ittifaklar kurabiliyor. Bunun tersine olarak, dün uzlaşı halinde olanlar bugün nasıl apayrı kamplara düşüp çatışabiliyor. Peki neden böyle oluyor? Bu sorunun cevâbı, insanlık durumlarının nesnel gereklerinin anlaşılmasına dayalı olarak verilebilir. Ekonomi-dünyânın dünyâya reva gördüğü kod ayarlamalarıdır bunlar. Bugün kaotik gözüken ve savrulmalar olarak görülen ne varsa, ekonomi-dünyânın kodlarıyla düşünüldüğünde tespih taneleri gibi yerine oturur.

Kutuplaşmalar aldatıcıdır. Kutuplaşmalardan duyulan entelektüel endişeleri çok da fazla ciddiye aldığımı söyleyemem. Çünkü bu şikayetler eksikli bir târih okumasının ürünleridir. Kutuplaşmalar târihsel kodlamaların fonksiyonudur. Bir kutuplaşmada taraf olan aktörlerinin uzlaşması ve kutuplaşmayı sona erdirmesi, olsa olsa başka bir kutuplaşmanın inşası pahasınadır. Yakın geleceği karşılamaktaki başarıları belirleyecek olan; bizi içine alan kodların zihnimizde çözümünü ne kadar başardığımıza bağlı gözüküyor.




2014-06-23