|
|
![]() ....................... Mustafa Kemal Atatürk'ün 'Hilafeti kaldırmış olması' onun için yanlış yönlendirici 'provokatif' iddiaları ortaya atılmasına nedendir. Kasıtlı iddialar özellikle sonraki nesillere adeta 'damardan enjekte' edilmiştir. Oysa... Atatürk 1926 yılında 'Osmanlı sülalesinden halifelik ilga edildiğinde' farklı bir yöntemle hilafet kurumuna 'yeşil ışık' yakmıştı. Müslüman devletlerin tam yetkili murahhas temsilcileri tarafından oy kullanarak bir halife seçilebileceğini dile getirmişti. Atatürk'e göre 'tek bir devletin, babadan oğula saltanatmış gibi halifeliğin geçmesi' yanlıştı, Peygamber Hz. Muhammed sonrası ilk halifelerin oluşumuna da aykırıydı. ....................... Bunları CHP ve MHP'nin çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu'nun 'YENİ YÜZYILDA İSLAM DÜNYASI' adlı kitabından bazı satırlarla yansıtayım. Ancak... Önce belirteyim ki bu bir rivayet değildir. Gerçektir. Çünkü Mustafa Kemal Atatürk okunması 6 gün süren büyük NUTUK'ta bu görüşünü açıkça dile getirmiştir. (Ekim 1927) Atatürk'ün Meclis'teki konuşması şöyleydi: ‘Avrupa, Asya, Afrika ve diğer kıtalarda yaşayan Müslüman toplumlar gelecekte bağımsızlıklarını elde ettiklerinde, eğer lüzumlu ve faydalı görürlerse.......... ...... Şerait (koşullar) dahilinde müttehiden (topluca) hareketi temin için bütün İslam devletleri murahhaslarından mürekkep (oluşan) bir Meclis teşekkül edecektir (şekillenecektir). İttihat eden (birliği oluşturan) İslam devletleri bu Meclis'in reisi tarafından temsil olunacaktır derlerse, işte o zaman, isterlerse o 'İslam-şümul ittihadı hükümet'e (İslam'ı kapsayan bütünlüğün hükümetine) hilafet ve müşterek Meclis'in makam-ı riyasetine (başkanlık makamına) intihap olunacak zâta da 'halife' unvanı verirler.' ....................... Atatürk 'bu unvanın ve yetkinin bu kişiye bir devletler topluluğu tarafından değil de bir tek devlet tarafından verilmesinin ise kabul edilemeyeceğini' belirtiyordu: ‘Yoksa herhangi bir İslam devletinin bir zâta bütün İslam dünyası umurunun tedvir (idare) ve temşiyeti (icra) salahiyetini vermesi akıl ve mantığın hiçbir vakit kabul edemeyeceği bir keyfiyettir.' ....................... 1926'da hilafetin kaldırılması sonrasında başta son halife Abdülmecit olmak üzere bu kararın kabul edilmeyeceğini açıklayanlar olmuştu. Kahire ve Mekke'de konferanslar toplanarak yeni bir yöntemle halifelik kurumunun yeniden oluşması yolunda çabalar vardı. Atatürk'ün yukarıdaki sözleri işte bu nedenledir. O çabalar hiçbir zaman sonuca varmak bir yana yaklaşamadığı içindir ki daha sonraki İslam kongrelerinde 'halife'lik yerine daha kurumsal bir yapılanma öngörülmüştü. Yıllar içinde bu fikir olgunlaşmıştı. Ekmeleddin İhsanoğlu'nun da Genel Sekreterliğini uzun süre yürüttüğü İKT (İslam Konferansı Teşkilatı) kurulmuştur. ....................... Yani... 1-Atatürk İslam'ın kökündeki 'seçime' dayalı hilafete 'evet' demişti. Sadece İslam'ın kökündeki babadan oğula saltanat gibi geçen halifeliği kaldırmıştı. 2-İslam'ın kökündeki 'seçimle halife olmak' yöntemini uygulamayan, halifeliği geri getirmeyen, halifelik işlevini bu yüzyılların koşullarına göre 'kurumsal' bir yapı olan İKT'ye veren, bugünsayıları 57'ye varan İslam ülkeleridir. |
|
|
|