Türkiye'nin otoriterliğe kayışı...
Türkiye'nin otoriterliğe kayışı durdurulabilir mi?

AKP iktidarında Türkiye, bir ucunda tam liberal demokrasilerin, diğer ucunda ise açık ara otoriter rejimlerin bulunduğu bir yelpazenin neresine konabilir?

Geçen hafta sonu düzenlenen 33. Abant Platformu toplantısında tartışılan en ilginç sorulardan biriydi bu.

Türkiye'yi, demokrasi ile otoriterlik arasındaki gri bölgenin belli bir noktasına konumlandırarak, 'eli sopalı demokrasi' veya 'melez rejim'in tipik bir örneği olarak mı nitelemek lazım? Yoksa 3. Erdoğan hükümetinin, anti-demokratik uygulamaları hukuk kisvesine bürünerek, bir tür 'gizli otoriterlik' tatbik ettiğini söyleyebilir miyiz?

Abant toplantısında, Erdoğan'ın Türkiye'deki demokrasiyi güçlendireceğine asla inanmamış olan eski AKP muhalifleri ile daha yakın dönemde AKP'nin niyetleri ve eylemlerine yönelik kuşku beslemeye başlayan yeni muhalifler arasında çarpıcı bir fikir alışverişine tanık olduk.

Sabancı Üniversitesi'nden Profesör Ersin Kalaycıoğlu'na göre AKP hükümeti gün geçtikçe siyasi teoride 'rekabetçi otoriterlik' diye bilinen noktaya ilerliyordu. Kavram ilkin Harvard profesörleri Steven Levitsky ile Lucan A. Way'in 2002'de kaleme aldıkları bir makalede kullanılmıştı. Levitsky ve Way'e göre, rekabetçi otoriter rejimlerde düzenli seçimler yapılıyor ve genellikle çok büyük boyutlu hilelere başvurulmuyor, ama iktidardakiler 'devlet kaynaklarını sürekli olarak istismar ediyor ve muhalefeti medyada yeterince görünür olmaktan mahrum bırakıyordu. (...) Demokratik kuralları alenen ihlal etmekten ziyade, rüşvet, atama ve daha sinsi cezalandırma yollarını kullanıyor, tenkitçilerini ‘yasal olarak' korkutmak, cezalandırmak veya işbirliğine mecbur bırakmak için vergi makamlarını, sadık yargıçları ve diğer devlet kurumlarını devreye sokuyordu.' Türkiye'de son dönemde tanık olunan bazı uygulamalar bu kriterlerle kıyaslandığında, kesinlikle rahatsız edici bir aşinalık hissi yaratıyor.

Nispeten yeni AKP muhaliflerinden biri, Erdoğan'ın 2007'de yeni anayasa taslağı hazırlamasını istediği İstanbul Şehir Üniversitesi Profesörü Ergun Özbudun'du. 'AKP Dönemeçte: Erdoğan'ın Çoğunlukçuluğa Kayışı' başlıklı yeni makalesini temel alan Özbudun, partiyi yakın dönemde sergilediği daha muhafazakâr ve çoğunlukçu çizgiden dolayı eleştirdi. Makalesinde Özbudun AKP'nin 'daha kalın hatlı bir İslami karakter taşıyan, bir tür seçime dayalı otoriterliğe' kayma tehlikesine işaret ediyordu. Türkiye'deki rejimin geçmişte ve günümüzde nasıl tarif edilebileceğine dair önerisini Abant'ta da yineledi: 'Delegatif demokrasi.' (DD) Kavram 1994'te Guillermo O'Donnell tarafından ortaya atılmıştı ve karşısındaki açıklama oldukça aydınlatıcı: 'DD sıkı sıkıya çoğunlukçudur. Temiz seçimler yoluyla, birilerine milletin âli menfaatlerinin taşıyıcısı ve yorumlayıcısı haline gelme gücünü veren bir çoğunluk oluşturulur... DD'lerde seçimler duygusal tezahürleri ziyadesiyle şiddetli bir olay, potu çok yüksek bir kumardır adeta: adaylar fiilen bütün dizginlerden azade yönetme şansı için rekabet ederler... Seçimlerden sonra seçmenlerden/yetki verenlerden, başkanın yaptıklarını pasif bir şekilde izleyen ama tezahüratı da ihmal etmeyen seyirciler haline gelmeleri beklenir.' Özbudun'a göre Erdoğan'ın, bilhassa üçüncü iktidar dönemindeki liderlik tarzı DD teorisinde 'personalismo' denen kavramın bariz işaretlerini taşıyor: 'Yani güçlü bir misyon hissiyatı ve elindeki güce aşırı odaklanma... Seçimler yoluyla ifadesini bulan milli iradenin de neredeyse kutsal bir noktaya yükseltilmesi.' Bu çerçevede güçlü liderin yönetimini denetlemesi gereken devlet kurumları (Sayıştay, yargı), yetkileri budanması elzem birer nüans olarak görülüyor.

Şahsen ben daha fazla otoriterliğe yönelik mevcut inkâr edilemez eğilimin uzun vadede başarılı olacağına inanmakta güçlük çekiyorum. Avrupa ile ekonomik ve siyasi bağlar, ülkelerinin yüzü Batı'ya dönük bir demokrasi olarak kalmasını isteyen insanların çokluğu ve gür sesi, Türkiye'nin (rekabetçi veya başka türden) katıksız bir otoriterliğe doğru daha fazla kaymasını muhtemelen engelleyecektir. Fakat bu gidişatı geri döndürmek de kolay olmayacaktır.


2014-06-25