Maneviyat Güneşi Mehmed Zahid Kotku
Çağımızın maneviyat güneşlerinin en büyüklerinden biri olan Mehmed Zahid Kotku Hoca Efendi hazretlerine ulaşmamı sağlayan ilk adımı 12 Nisan 1977 tarihinde Karayollarında işe başlamakla atmıştım.

O tarihlerde yeni tanımış olduğum ve o günden bugüne kadar da, kendisinden hiç kopmadığım çok değerli Mehmet İncili ağabeyimin, 'beraber çalışalım' teklifine hiç düşünmeden 'evet' demiş ve 2 yıldır kadrolu olarak çalışmış olduğum Gima mağazasından ayrılarak aynı gün Karayollarında geçici olarak işe başlamıştım.

İşe başlamamdan 8-10 gün gibi çok kısa sonra, bir hafta sonu akşamı İstanbul'a gitmek üzere özel tutulan bir otobüsle yola koyulduk. Tamamen dolu olan otobüste bulunanlar başta Mehmet İncili ağabeyim olmak üzere zaten daha önceden tanıdığımız arkadaşlarımızdı. Yolculuğumuz İstanbul'un Fatih ilçesinde bulunan İskenderpaşa Camiinde sona erdi. 

 Bir Pazar günü idi. İskenderpaşa Camiinde, yol yorgunluğumuzu atmış, yemeklerimizi yemiş ve bir miktar dinlenmiş halde, Caminin bahçesinde bulunan mütevazı eve topluca giriş yapmıştık. Karşımızda o zamana kadar görmediğimiz ama Mehmet ağabeyimizden sürekli işittiğimiz ve hayalimizde canlandırmaya çalıştığımız, nurâni bir zat duruyordu. Bu zat; dolgun pembe yanaklı, uzun ak sakallı, heybetli ama oldukça sevimli, alımlı, herkesi etkileyen ve hemen manevi mıknatıs alanına alıveren gül yüzlü Mehmed Zahid Kotku hoca efendi idi. 

Elini öpüp oturduk. Ruhlara serinlik ve rahatlama bahşeden bir mekânda, manevi ahlâk ve terbiyeyi hayatımıza nakış nakış işleyen konuşmasını dinledik. O konuştukça gönüllerimiz cûşa geldi. İslâm kardeşliğinin önemini ve güzelliğini pekiştirdik. İçimizde sıcacık bahar yelleri esiyordu. Bizi alıp bambaşka diyarlara götürmüştü. Havalarda uçuyorduk sanki... İslâm dini ile müşerref olmanın önemini ve değerini burada bir kere daha tam manasıyla kavradık.

Camide kıldığımız ikindi namazının arkasından tekrar dinledik o sımsıcak ve yumuşacık sesini... Sarıyordu bizi... Tüm bedenimizi ve ruhumuzu kucaklıyordu. Tekrar öpme fırsatı bulduk pamuk ellerini... Doyulmaz sohbetinde yaşantımızı daha da güzelleştiren çok ince mesajlar alarak, huzur dolu bir kalple ayrıldık Camiden...  Aynı gün akşam, Konya'ya dönmek üzere yola çıktık ama gönlümüz ve ruhumuz orada kalmıştı. Daha İstanbul'dan ayrılmadan özlemiştik İskenderpaşa'daki manevi havayı... Tekrar ne zaman gelebileceğimizi düşünmeye başlamıştık şimdiden...

Allah'a (c.c.)  sonsuz şükürler olsun ki, Mehmet İncili ağabeyimle birlikte bazen toplu, bazen de sadece ikimiz olmak üzere defalarca İskenderpaşa'ya gitmek, Efendi hazretlerinin o doyumsuz sohbetlerini dinlemek, o sevimli gül yüzüne bakmak ve o mübarek ellerini öpmek nasip oldu. İskenderpaşa'ya her gidişimizde sanki ilk gidiyormuş gibi aynı heyecanı duyuyor ama her defasında farklı bir tat, ayrı bir lezzet, değişik bir haz ve zevk alıyorduk. Her ayrılışımızda da içimizi bir hüzün kaplıyor ve bir dahaki gideceğimiz günü iple çekiyorduk. 

Dünyanın her türlü gailesinden ve dünya işlerinden uzak, sadece İslâm adına yapacağı hizmetleri ve ahireti düşünerek yaşayan Hoca Efendi, Türkiye'nin geleceğine de damgasını vurmuştur. Yetiştirdiği talebelerinin, ülkemize yıllarca çok önemli unutulmaz hizmetleri olmuştur ve halen de olmaya devam etmektedir.

Merhum Mehmed Zahid Kotku Efendi Hazretleri; Çağımızın maneviyat güneşlerinin ve yüzyılımızın manevi mimarlarının en büyüklerinden biridir. Hoca Efendi hazretleri, son asrın en büyük, en mühim ve en mümtaz şahsiyetlerinin en önde gelenlerindendir. Hoca Efendi, hakiki bir salih kul, hakiki bir veli, gerçek bir mürşid, kalp ve gönül ehli mübarek bir zattır. Müridanı olmadıkları halde kendisini yakından tanıyan bazı büyük İslâm âlimlerinin, Hoca Efendinin bağlılarına hitaben söyledikleri şu sözler çok manidardır: 'Bu zat, çok büyük bir zat, gerçek bir veli, büyük bir mürşiddir. Aman hocanızın kıymetini iyi biliniz ve ondan gereği kadar istifade ediniz.'

Hoca Efendi hazretleri, gerçek tasavvuf yolunun nasıl bir yol olduğunu yaşayarak göstermiştir. Tasavvufun bir ilim yolu olduğunu ve mutlaka Kur'an ve Sünnete dayanması gerektiği üzerinde çok durmuştur. Tasavvufun şekil olmadığını, öz olduğunu, insanın kalbiyle ilgili bir konu olduğunu ve bu yolun insanın iç âlemini güzelleştirdiğini ortaya koymuştur. İslâm'ın dışında, İslâm'a uymayan bir yolun tasavvuf olamayacağını gösteren Hoca Efendinin ortaya koyduğu şu ölçü ne kadar mühim ve ne kadar önemlidir: 'Sadece farzlarda değil, sünnetlerde bile kıl kadar ayrıcalık gösteren bir kimseyi havada uçar görseniz itibar etmeyiniz, uçarmış sinek de uçar.'  Hoca Efendi, ortaya koyduğu bu ölçü ile olağanüstü hallerin değil, yaşayışın daha önemli ve ön planda tutulması gerekli olduğunu vurgulayarak çevresindekilere Kur'an ve Sünnete dayalı Peygamberi bir hayat sürdürülmesi gerektiğini tavsiye eden ve kendisi de oldukça titiz bir şekilde bu ölçüyü eksiksiz yaşayan mümtaz ve mübarek bir zattır.

Kimseye tepeden bakmayan, kimseyi kırmayan, şeyhlik tavrı takınmayan, makamını gizleyen ve oldukça mütevazı bir hayat süren Hoca Efendinin herkesi dinleyen, kapısı her zaman açık, herkese karşı güler yüzlü, yardımsever, cömert, herkesin gönlünü alan bir yapısı mevcuttu ve kendisini ziyarete gelenler memnun ve mesrur olmuş bir halde huzurundan ayrılırlardı.

Bakışı ve konuşması ile bir anda gönülleri fetheder, ruhları yumuşatır ve inceltirdi. Konuşması ile ruhlara serinlik ve rahatlama bahşeder, İslami ölçüleri hayatımıza nakış nakış işlerdi. Kendisini ilk gören birisi onun gül yüzlü siması, nurani ak sakalı, sevimli, alımlı çehresi ve heybetli duruşu ile bir anda etkilenir ve manevi mıknatıs alanına giriverirdi. O konuştukça gönüller cûşa gelir, herkesin içinde sıcacık bahar yelleri eserdi. Konuşurken dinleyenleri bambaşka âlemlere götürürdü. Nurani gül yüzünü her gördüğümde, yumuşacık pamuk ellerini her öptüğümde ve o tatlı sesiyle her konuşmasını dinlediğimde uzayda gibi olur, kendimi cennet bahçelerinde uçuyor gibi hissederdim. 

Sohbetlerinde bir yandan ders verir, diğer yandan da dinleyenlerin zihinlerinden geçen sorularına net cevaplar verirdi. Sohbetini dinleyen herkes, kafasında Hoca Efendiye sormayı planladığı sorulara sormadan cevap almış ve tatmin olmuş bir halde huzurundan ayrılırlardı. Hoca Efendinin şaşılacak derecedeki bu kerametine defalarca şahit olmuşumdur. Tatlı ve hoş konuşmaları; dünyaya müteallik olmayan, boş ve faydasız sözler asla içermeyen, gönüllere hitap eden, ruhlarımızı okşayan, yaşayışımızı düzene koyan, yolumuzu aydınlatan ve geleceğimiz için yol gösterici bir mahiyette idi.

Gönüllere ve rüyalara tasarrufu vardı ve gittiği yere bolluk, bereket götürürdü. Ruhların  temizlenmesi, kalplerin güzelleşmesi ve gönüllerin kirlerden, paslardan arınması gerektiği üzerinde duran ve bu yönde faaliyet gösteren Hoca Efendi; söylediklerini hayata geçiren ve bizzat yaşayan, çevresindekilere de örnek olan çok iyi bir eğitimci idi. Onun yaptığı manevi eğitim sayesinde, o görünmeyen, manevi üniversitesi, ülkemize çok sayıda devlet ve siyaset adamı kazandırmıştır.  

Görünmeyen  Üniversitenin manevi Rektörü Hoca Efendi Hazretleri; başta merhum Erbakan Hocamız olmak üzere ilmi ve siyasetleri ile kendilerini tüm dünyaya kabul ettiren nice insanların hürmet ve saygıda kusur etmedikleri,  huzurunda saatlerce başları öne eğik vaziyette, ayak bile değiştirmeden dizüstü oturarak sohbetini büyük bir edep ve huşû içinde dinledikleri mübarek ve muhteşem bir zattı.

 Hoca Efendinin pek çok kerametleri vardır. Binlerce kerameti yazmakla, anlatmakla bitmez. Esat Coşan hoca efendi, Mehmet Zahid Kotku Efendi Hazretlerinin bir kerameti ile ilgili bir olayı şöyle anlatmıştır:  'Amerika'da tahsil gören Bursalı bir doçent arkadaşımız vardı. Bu arkadaşımızın anlattığı ilginç bir olay şöyle: ‘Ben ortaokul çağından beri namaz kılardım. O zamanlar bir çeşit manevî oyun aklıma geldi. Sıkıldığım zaman gözümü kapatayım. Gözümün önüne ak sakallı bir şahıs getireyim, hayalimde onunla konuşayım, dertleşeyim, derdimi anlatıp deşarj olayım diye düşündüm ve bunu uygulamaya başladım. Kendi kendime uydurduğum, kurduğum bir oyun olarak ben bunu tatbik ettim. Ortaokul geçti, lise geçti, üniversiteyi kazandım ve İstanbul'a geldim. Hayalimdeki o şahısla da, daima bu oyunu devam ettirdim. Üzüldüğüm zaman, sıkıldığım zaman, bir meselem olduğu zaman gözümü kapatıyorum, hayalimdeki o şahsı gözümün önüne getiriyorum. Muhayyel bir şahıs, hayali bir şahıs... Sakalı var, çok sevimli bir kimse...Yıllar geçtikten sonra İstanbul'a geldim, Teknik Üniversite'ye girdim. Nihayet arkadaşlar delalet ettiler, beni Mehmed Zâhid Kotku Hazretleri'nin yanına götürdüler. Gördüğüm zaman hayretler içinde kaldım ki, yıllardır kendi hayalimde, kendi uydurduğum sandığım şahıs karşımda... Bu şahıs Mehmed Zâhid Efendi imiş meğerse...' dedi. Çok değişik ve çok ilginç bir olay... Kaç yıl önceden, sekiz on yıl önceden, hiç tanımamış olduğu bir şahsın gönlüne girip, hayaliyle onunla irtibat kurmak çok büyük bir şey, çok değişik bir hal.' Hoca Efendi işte böylesine büyük bir zat, çok büyük bir Allah dostu idi.

Çağımızın en büyük manevi güneşlerinden olan bu büyük zâtı ne yazık ki, geç bulmuş, çabuk kaybetmiştim. 1980 yılının Mart ayında ameliyat olan ve midesinin üçte ikisi alınan Hoca Efendi, aynı yıl Hac'ca gitmiş ve ağır hasta olarak İstanbul'a dönmüştü. 13 Kasım 1980 Perşembe günü aldığımız bir haberle yıkılmıştık. Son zamanlarında oldukça hasta olan Hoca Efendi ahirete irtihal eylemiş, Rahmet-i Rahman'a kavuşmuştu. Aynı gün akşam cenazesine katılmak üzere gönül dostlarıyla birlikte İstanbul'a hareket ettik. 14 Kasım 1980 Cuma günü, Süleymaniye Camiinde Cuma namazının ardından on binlerin katıldığı muhteşem bir cemaat tarafından cenaze namazı kılınan Hoca Efendi hazretleri, Süleymaniye Camii haziresinde, Kanuni Sultan Süleyman türbesi arkasında,  hocaları ve üstadlarının yanındaki  ebedi istirahatgâhına defnolundu.

Mehmed Zahid Kotku  Efendi Hazretlerinin güzel ahlâkının yaşantımıza örnek olması temennilerimle, Hak'ka yürüyüşünün 34. yılında kendisini bir kere daha rahmetle yâd ediyor, Yüce Allah'ın (c.c.) engin rahmetinin üzerine olmasını ve biz acizlere de şefaatçi olmasını Rabbimizden niyaz ediyorum. Sağlıklı ve mutlu kalınız efendim.

NOT: Mehmed Zahid Kotku Hoca Efendi gerek TYB'nin gerekse Aydınlar Ocağı'nın programlarında, muhterem Mehmet İncili ağabeyimin anlatımı ile anılmıştır. Ayrıca, 16 Kasım Pazar günü saat 11.00 de Kanal 42 Televizyonu Hasbihal programımda konuğum olacak olan değerli Mehmet İncili ağabeyimle Mehmed Zahid Kotku Hoca Efendiyi anacağız ve onun güzel ahlakı üzerine hasbihal edeceğiz İnşallah.

Sizleri de bekliyoruz efendim. 



2014-11-14