Hiçbir darbe kabul edilemez
Demokrasiye karşı yapılan hiçbir darbe kabul edilemez

Mısır'da son yaşanan olaylar bize, insanların vicdanlarını kullanma şekilleri, ülkelerin insan haklarına bakış açıları ve bazı uluslararası kuruluşların ne kadar atıl kaldıkları hakkında net bilgiler verdi.

Öncelikli olarak, terminolojide tek  ifade şekli 'Darbe' olan bir oluşuma 'Darbe' diyemeyen bir anlayışın sağlıklı değerlendirme yapmasının mümkün olmadığını söyleyerek başlamak gerekiyor.

Nitekim bazı çevreler, bu darbeyi 'kargaşanın sona ermesi için, demokrasinin gelişmesi için mecburi müdahale' olarak da nitelendirdiler. 

Ancak sivil halkın sesinin, darbenin ilk saatlerinde susturulması, televizyon kanallarının kapatılması darbenin nasıl bir şekil alacağını az çok göstermişti.

Namaz kılan silahsız insanların üzerine kurşun yağdıran, Baltacı denilen karanlık güçleriyle insanları acımasızca dövdüren, hiçbir suçu olmayan barışçıl protesto yapan insanları tutuklayan, tam bir darbe var karşımızda. 

Bu yazıyı yazdığım sırada Mısır ordusunun son saldırısında hayatını kaybedenlerin sayısı 3'ü çocuk 2'si bebek, 90 kişiyi geçmişti, 2500 yaralı vardı ve 500'den fazla da gözaltı. Eğer akılcı bir çözüm oluşturulmazsa şiddetin daha da tırmanabileceği, Allah korusun Mısır'ın bir iç savaşa sürükleneceği de yapılan yorumlar arasında.

Bu yaşananlar karşısında bazı kimseler 'Neden Mısır'la bu kadar ilgileniyorsunuz?' diyorlar. Oysa vicdanı açık her insan zulme karşı mazlumun yanındadır. Ne Kerkük'te, ne Doğu Türkistan'da, ne Afganistan'da, ne Somali'de, ne Burma'da, ne Suriye'de sessiz kalmadım, Mısır'daki kardeşlerimiz için de kalmayacağım.

Çünkü biliyorum ki, eğer bu acıları görmezden gelirsek, bu acıların bitmesi için gayret etmezsek, Allah korusun Allah o acıları bir gün duyarsızlık yapanların da kapısına getirebilir. Ne Doğu Türkistan bize uzak, ne Mısır. Ne Somali dışımızda, ne Suriye. Hepsi bizim yüreğimizde.

İslam coğrafyasında bu acılar yaşanırken Müslümanların politikayı din ahlakından bağımsız değerlendirme gafletine düşmemeleri gerekir. Uluslararası güçleri, planları, stratejileri göz önünde bulundurup, tüm planları kuranın Allah olduğunu unutursa bir insan, ferasetli bir yol izlememiş olur. O yüzden Müslümanların kurtuluş yolu ararken her şeyden önce, 'Allah'ın bizden ne istediğine' bakmaları gerekir.

Allah Enfal Suresi 73. ayetinde şöyle buyurur:

İnkar edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur. 

Bu ayeti açık şuurla düşünen herkes, aslında dünyanın farklı noktalarındaki sıkıntıların temelindeki sorunun ne olduğunu hemen görür. Müslümanların birlik olmaması yeryüzünde fitneye sebep oluyor. Biri bitiyor diğeri başlıyor, tıpkı Resulullah (sav)'in 1400 yıl önce haber verdiği gibi.

Yeryüzü sakinlik bulmuyor, dinginlik bulmuyor, çünkü Müslümanlar birbirlerini kardeş olarak kucaklamıyor.

Çünkü Müslümanlar kardeşleri dara düştüğünde el birliğiyle onu kurtarmaya çalışmıyor.

Çünkü Müslümanlar Kuran'ın ruhuna topluca sahip çıkmıyor. Dağınık, her kafadan ayrı bir ses çıkan İslam dünyasını ezmek de o zaman çok kolay oluyor.

Mısır'daki darbeyi sadece Türkiye ve kısmen de Katar eleştirdi. Tüm Müslüman aleminden sadece 2 ülke.

Şu anda görünürde bir İslam Birliği Teşkilatı var, ama, neredeyse olaylar olduktan günler sonra etkisiz bir kınama yayınlamaktan başka hiçbir gücü yok. Oysa tüm Müslüman ülkelerdeki sorunlara çözüm olabilecek şekilde, felaket gelişmeden tedbir alabilecek, etkili diplomatik yolları devreye sokabilecek bir İslam Birliği kurulması mecburi.

Oysa bugün bir İslam ülkesinde sıkıntı olduğunda kim müdahale ediyor? Müslüman halklar kimden yardım umuyor? Ya NATO ya BM ya AB. Neden İslam ülkelerinin ortak bir barış gücü olmasın? Neden herhangi bir uzlaşmazlık ortaya çıktığında ABD'nin araya girmesi gereksin?

Ki ABD'nin ve AB'nin açıklamaları insanlarla adeta alay eder mahiyette. Tüm kurumları ile mazlum halka açık bir zulüm sistemine dönüşmüş olan darbenin adını bile koymuyorlar. Çünkü ABD ve AB derin devletlerinin Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki menfaatleri buna izin vermiyor.

Batılı güçlerin olaylara bakış açıları kendi menfaatleri doğrultusunda şekillenirken, neden Müslüman ülkeler hemen arabulucu olup sorunu kendi içlerinde çözüme kavuşturmasın? Bu, Allah'ın bize emri değil mi? Kardeşlerinizin arasını bulun buyurmuyor mu Allah?

Küresel güçler izin vermez, şu mezhep buna engel olur, bu ülkenin başındakiler köstek olur gibi bahaneler öne sürmek yerine Müslümanlara yakışan tüm kalplerin Allah'ın elinde olduğunu bilerek, Allah'ın istediği ahlaka göre davranmaktır. Bugüne kadar olmaz diyenlerin sadece %10'u bile olur diye düşünse ve bu samimiyetle gayret etse belki de İslam birliği çoktan tesis edilirdi.

İşte bugünlerde Mısır'da da Müslümanlar bu dağınıklığın, bu başıboşluğun acısını yaşıyorlar. Bir yanda demokrasinin gereği olarak halkın oyuyla görev almış bir hükümeti askerle ezip yok eden bir sistemi alkışlayan İslam ülkeleri var. Ellerindeki geniş imkanları, zenginliği Allah'ın dininin yayılması için kullanmaktansa, namaz kılanlara ateş açan bir orduyu desteklemek için kullanan İslam ülkeleri var. Diğer yanda varlığından bile şüphe edilecek bir sessizliğe bürünen İslam ülkeleri var.

Bugün gelinen noktada, Mısır'da daha çok kan akıtılmasını ve kardeş kavgasını engellemek için çözüm yolları oluşturmak gerekiyor.  

1.  En acil yapılması gereken Mısır Ordusunun kendi halkına silah doğrultmaktan vazgeçmesi sağlanmalı,

2.  Müslüman Kardeşler ve Ordu/muhalefet arasında müzakerelerin hızlandırılması, bu müzakerelerde başta Türkiye'nin ve ABD'nin arabuluculuk yapması,

3.  Muhammed Mursi ve diğer tutuklu tüm Müslüman Kardeşler mensuplarının hemen serbest bırakılması,

4.  Ordu'nun siyasi baskıyı ortadan kaldırması, televizyon ve gazetelerin yayınlarını serbest bırakması,

5.  En kısa zamanda bir erken seçim tarihi belirleyerek Müslüman Kardeşler dahil tüm grupların seçime katılabilmesinin sağlanması

Tüm bunların yanı sıra Müslüman Kardeşler yönetiminin sebep olduğu iddia edilen endişelerin yine onlar tarafından bertaraf edilmesi önemli. Bu aslında Müslüman Kardeşler için de yeni bir atılım yapabilmek için güzel bir imkan. İhvan hareketi en entellektüel gruplardan biri olarak bilinir. Ancak bunu tüm dünyaya tam olarak gösterecek şekilde davranmaları iyi olur. Bu yönlerini daha da geliştirerek modern, sevecen, kaliteyi esas alan, sanatı ve bilimi teşvik eden, Hristiyana, Museviye, dinsize de en güzel imkanları sağlayan, kimseye yaşam stili baskısı oluşturmayan, insanların fikir ve düşüncelerini rahat bir şekilde ifade edebilecekleri, kendi arzuladıkları şekilde bir yaşam sürebilecekleri, sevgi ve özgürlüğü hedef alan bir İslam anlayışını savunduğunu delilleriyle ortaya koymalıdır. Eğer bu imkanı iyi değerlendirir, bu olaylardan gereken dersleri çıkarırsa, - ki gayet iyi aldıklarını düşünüyorum- inşaAllah neşenin, zenginliğin, huzurun, temizliğin, kalitenin hakim olduğu yepyeni bir Mısır inşa edebilirler.  

Allah tüm kardeşlerimizin mübarek Ramazan ayını hayırlara vesile kılsın. Müslüman aleminin üzerindeki zulmü, huzursuzluğu kaldırsın, kardeşlerimiz rahata huzura ersinler inşaAllah. 

 

http://twitter.com/Didem_Urer

http://didemurer.blogspot.com/

http://www.facebook.com/didemurerr

 


2013-07-24