Yoksullukla mücadele nasıl olmalı?
13 haziran 2013 tarihinde Harran Oteli'nde Sarmaşık (Yoksullukla Mücadele ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği) Derneği'nin kurulması için bir toplantı gerçekleşti.
Toplantıya Sarmaşık Derneğinin Genel Başkanı M. Şerif Camcı, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir ile emek ve demokrasi platformun bileşenleri siyasi parti temsilcileri ile çok sayıda iş adamları katıldı.

2006 yılında Diyarbakır'da kurulan Sarmaşık Derneği, klasik yardım etme yönteminin aksine gerçek manada yoksullukla mücadele yöntemi ile yardıma muhtaç insanlara elini uzatırken onları rencide, teşhir etmeyecek şekilde çok hassas çalışmalar yapması,  Diyarbakır halkının takdirini ve güvenini kazanmıştı.

Dernek yetkilileri şu çalışma şiarını kendilerine rehber etmişler; "El açmadan el ele vererek yoksullukla mücadele etmeliyiz, alt edebiliriz".

Yapılan toplantıda Sarmaşık Derneği'nin kurulması için bir girişim yapıldı. Fikirler, öneriler alındı. Önümüzdeki günlerde bu dernek Urfa'da faaliyetine başlayacak.

 Ben ise bir çok insanın kafasındaki şu soruya  cevap olmaya çalışıyorum, Urfa'da başta Gönüllü Kuruluşlar Aş Evi olmak üzere onlarca yoksullara yardım dernekleri varken 'Sarmaşık' gibi yoksullara yardım eden bir derneğe ihtiyaç duyuluyor mu?

Madem kuruluşlar ihtiyaçtan kaynaklanıyorsa, bir yandan Urfa Belediyesi öte yandan yaklaşık 60 STK'nın desteğiyle kurduklarını iddia ettiği 'Gönüllü Kuruluşlar Aş Evi'  'Deniz Feneri' gibi büyük kuruluşların yanında 'Ay Işığım'  'Kimse Yok mu' dernekleri gibi onlarca yoksullara yetimlere yardım adı altında  faaliyetlerini sürdürüyorlar. Bu faaliyetlerde emeği geçenleri kutluyorum, bu faaliyetleri de önemsiyorum.

Ancak, yukarıda isimlerini zikrettiğim dernekler yoksullukla mücadelenin bir ayağı olan yardım etmek, diğer ayağı ise yoksulluğa neden olan sömürü sistemine karşı ortak mücadele verme anlayışlarından yoksun olmaları onların yoksullukla mücadelede taşeron konumlarından öte bir aşama kaydedemiyorlar.

Üretim ve dağıtım sistemindeki adaletsiz yapı üzerine kurulan vahşi kapitalist sistemden kaynaklı yoksulluğu ısrarla gizleyip, bunu Allah'ın bir takdiri diye fetva veren (İslam diniyle alakasız) sözde dini cemaatlerin varlığını bilmeyen var mı?

-Allah, müminin samimiyetini ölçmek için dünyadaki nimetleri kısar, mümin  bu sınavı iyi vermelidir- (genç kızlarımız ifşaat)  Gibi vicdanını pazara çıkarmış, satılmış kalemler, her türlü dinsel motiflerle süslediği sözcüklerini kapitalizmin hizmetine sunarken, yoksulluğu da Allah'ın bir takdiri olduğunu yine yoksul halk kesimlerine inandırmaya çalışırlar. Zira sistemin işlemesi için kitlelerin sorgulamadan buna inanmaları gerekiyor!

Vahşi kapitalist sistemden kaynaklı genel yoksullaşma tanımını yaparken, özellikle Kürdistan coğrafyasına baktığımızda durum daha da vahim bir hal aldığı görülmektedir.

1930 yıllarında Doğu ve Güneydoğu bölgesinin ekonomik olarak geri bırakılmasının yol ve yöntemi planlandığını bugün itibarı ile bilinmeyen bir sır değil. Bu iğrenç projeleri hayata geçirenlerin düşüncelerine göre Kürtler ekonomik olarak kalkınırsa bağımsızlığını isterler dolaysıyla açlık ile terbiye edilmelerine ve her daim devlete muhtaç olmaları devletin ali-menfaatine olduğuna  önce kendilerini inandırdılar sonra diğer tüm ırkçı kesimleri.

Mezopotamya, Ortadoğu'nun tahıl ambarı olarak bilinir. Batman ve Adıyaman'da çıkan petroller, Dicle ve Fırat nehri üzerinde üretilen elektrik enerjileri ile bölgemizde ağır sanayi hamleleri ırkçı politikalar uğruna heba edildi. Nasıl ki Afrika'da çıkan altın ve İnci rezervleri Afrika kıtasının yoksulluğunu yenemediyse, bölgemizde de yer altı ve yerüstü doğal kaynakları ırkçı sömürgeci politikalar gereği talan edildi.  

İlimizde faaliyet gösteren başta Gönüllü Kuruluşlar Aş evi olmak üzere sözde dini cemaatler adı altında yardım toplayan derneklerin bu bilinçli yoksullaştırma politikalarını yok sayıp, sadece günü birlik zaruri ihtiyaçlarını karşılamayla yetinmeleri, başka bir deyimle suya sabuna dokunmamaları nedeniyle  bunlara söylenen  'taşeron' tespiti haklılık kazanıyor.

Yukarıda izah etmeye çalıştığım nedenlerle İlimizde Sarmaşık' derneğin kurulmasını önemsiyorum.  Bu derneğin kuruluşunda emeği geçen merhum Evrim Alataş'ın  'El Açmadan El Ele Vererek yoksulluğu yeneceğiz'  sözleri dernek gönüllülerine esin kaynağı olmuştu.  Bir yandan yoksullara yardım etmek, dayanışma içersinde olmak öte yandan yoksulluğun nedeni olan sömürü çarklarını işlevsiz kılmak vs.

1930 yıllarındaki kirli politikaları yürütmek imkansız hale gelmesine rağmen görülüyor ki AKP hükümeti çakma STK'lar aracılığıyla bu kokmuş sistemi yaşatmaya çalışıyor. Ülkeyi inatla yönetme anlayışı yerine yereldeki demokrasi güçleri ile el ele verilirse çok kısa sürede yoksulluğu alt edip, onuruyla yaşayan bir halklar mozaiği oluştura biliriz. Bu ülkede ki köşe başını tutan asalaklardan kurtulduğumuz an refah seviyesine ulaşmamız hayal değil.

2013-07-27