Teröre karşı Alparslan Türkeş Taktiği…-3
24 Mayıs 1993‘de ki silahsız ve savunmasız 33 vatan evladının şehit edilmesini, olaydan ölü numarası yaparak kurtulan Trabzon‘lu Er Osman Partal'ın dilinden yaşanan vahşetin tüm detaylarını ikinci bölümde aktarmıştık. PKK‘nın bu tavrı , Anadolu'da Ermeni‘lerin yaptığı katliamları aratmamaktadır.Operasyonlarda öldürülen teroristlerden bazılarının sünnetsiz ve boynunda Haç çıkması da tesadüfi değildir.Bir dönem Büyükelçi ve diplomatikgörevlilerimize süikastler düzenleyen Ermeni Terör örgütü Asala‘nın emanetini PKK‘ya devrettiği ve her türlü lojistik desteği verdiği artık bilinen bir gerçektir.
Bu bilgiler doğrultusunda devam ediyoruz...
Yıllarca Kürtler üzerinden yapılan kara probağandalar ve algı operasyonları , onları esaret altında yaşamış bir halk olarak algılanmasına zemin hazırlamıştır.Asırlarca iç içe yaşamış,kız alıp vermiş,kederde - sevinçte birlikte hareket etmiş,tek yumruk olmasını bilmiş milletimiz üzerinde özgürlükler bahane edilerek bunalım devresine sokulmak istenmektedir.
Oysa Ak Parti,Kürtler üzerinde oluşturulmak istenen bu kirli algıyı yıkmak istemiş ve din,dil,ırk ve mezhep ayrımı gözetmeksizin eşitlik ilkesine dayalı bir yaklaşımın doğruluğuna inanmış, ancak ivedilikle çözülmesi gereken bir konu olmasına rağmen bu acelelik ona pahalıya mal edilmeye çalışılmaktadır.
Fransız Hukukçu A de Tocgueville 1830 yılında ABD'ye gidip Amerikandemokrasisini inceledikten sonra adeta günümüze ışık tutan şu düşüncelerini yayınlamıştır:
'Daha önce siyasal haklardan mahrum bırakılmış bir toplum,bu haklar ona ilk tanındığında büyük bir bunalım devresi geçirecektir.Bu bunalım kaçınılmaz olduğu kadar tehlikeli de olan bir bunalımdır.Hayatın değerini bilmeyen bir bebek başkasının malını almaktan çekinmez.Kendisine siyasal hakların yeni tanınmış olduğu bir halk küçük bir çocuğun yaşam karşısındaki durumu gibidir.Özgürlükler fırtınalar içinde doğar,iç çekişmeler içinde yeşerir ve ancak eskidikten sonra yararları görülür.Özgür yaşamayı öğrenmek kadar zor bir şey yoktur.Fakat özgür yaşamasını bilmek kadar da harika bir şey yoktur.'

Erdoğan'ın 'Kardeşlerim' dediği Kürtleri 'siyasal haklardan mahrum bırakılmış bir toplum' argümanından kurtarıp kurucu asli unsur olduğu yönündeki düşüncesini devam ettirmesi yerinde bir karardır.Bu yaklaşım, milletimiz nezdinde öyle kabul görmüştür ki, haince yapılan bunca saldırılar karşısında tabanda hiç bir Türk‘ün 'Kürtler bizi katletti...' dediğine şahit olunmamıştır.
Ancak , Atilla İlhan‘ın deyimi ile tetikte bekleyen % 7'lik hain gurup, kitleleri harekete geçirecek ve bir halk için olmazsa olmazları tetikleyerek ,sözde özgürlükleri ellerinden alınmış Kürt‘ler üzerinden kara probağanda yapmaya başlayacaklardır.

Dediler ki 'Dilimizi konuşamıyoruz...'
Oysa inkar götürmez bir gerçektir ki, Ak Parti döneminde bir hayli haklar verildi.Başta TV‘ler olmak üzere yirmi dört saat Kürçe yayınlara ve Üniversitede öğrenime müsaade edildi..Kuzey Irak'la işbirliği yapıp öğretim elemanı yetiştirmeyi istediler, verildi...Kendi kartlarımızda,tabelalarımızda,köy ,kasaba,şehir isimlerimiz Kürtçe olsun denildi,kabul edildi.
Bunlar gayet insani isteklerdir.Çünkü bir kişinin ana dilini öğrenmesi onun hakkıdır.Ancak,Ana dil öğrenmenin ve eğitim hakkı istemenin getireceği sorunları da göz ardı edemeyiz.

Ana dili öğrenmenin altında yatan sebeb bir devlet kurmaktır.KCK Operasyonlarında yakalananlar mahkemeye çıktıklarında Türkçe bilmelerine rağmen,Türk topraklarında yaşamalarına rağmen ısrarla Türkçe ifade vermediler.Bunun üzerine açlık grevine giderek nihai hedefe ulaşıldı ve Kürtçe savunma hakları yasal olarak verildi...
Şimdi burada biraz duralım ve birilerinin Cumhuriyetin kazanımları diyerek dillerinden düşürmedikleri dönemden ibretli bir sahneyi yeniden hatırlayalım.Türkçe bilmediği için idam edilen Kürt gencini tekrar hatırlayalım.Olayın canlı şahidi Ahmet Süreyya Örgeevren1926 da Şeyh Said olayından sonra Diyarbakır‘da kurulan İstiklal Mahkemesinin Baş Savcısıydı.

Bu mahkeme, bilindiği gibi verdiği seri idam kararlarıyla ünlüdür. Ahmet Süreyya Örgeevren, 1960'larda Dünya Gazetesinde yayınlanan hatıratında, duruşmalar esnasında yaşanan ilginç ve trajik olaylara yer veriyor.

'Bir gün mahkemeye karayağız, yiğit bir Kürt genci getirdiler. Hakimler sorguya çekti. Türkçe bilmediği anlaşılınca, hakimler danıştılar ve delikanlının idamına karar verdiler...'
Mahkemenin idam gerekçesi dehşet vericidir: 'Türkçe bilmeyen bir kimseden bu memlekte hayır gelmeyeceğinden idamına...' Hemen o gece çocuğu götürüp astılar' diyor.
Baş savcı, daha sonra bu olayın etkisinden kurtulamadığını anlatıyor: 'Dağkapı'da Yalova adlı küçük bir otel vardı. Orada kalıyordum. Uyur uyumaz, o Türkçe bilmeyen çocuk rüyama girerek boğazıma sarıldı ve Türkçe, niye beni bıraktın beni idam ettirdin? diye tehdit etti. Sabaha kadar bu hal iki-üç kere tekrarladı. Deliye dönmüştüm...'
Sabahleyin, mahkemeye gittim ve hakim arkadaşlara dedim ki, ‘Birader, Türkçe bilmeyenleri asarsak tüm-Diyarbakırlıları, hatta tüm doğuluları asmamız lazım. Biz buraya suçluları cezalandırmaya geldik.' Rüyada başıma gelenleri onlara anlattım. Mazhar Müfit ve Öteki hakimler, ‘sen karışma, bu bizim işimizdir' dediler. Bende savcılığımı ileri sürdüm, aramızda münakaşa ağız kavgasına kadar ilerledi. Ben ve onlar şifre ile durumu Ankara'ya bildirdik. Bir hafta sonra şu telgrafı aldım:
'Ahmet Süreyya Bey, Diyarbakır İstiklal Mahkemesi Baş Savcısı:
'Gayemiz, Kürtlerin ve Kürtçülüğün kafasının ebediyyen ezilmesidir. Hakim arkadaşlarınla anlaş. Gözlerinden öperim.' (Başvekil İsmet İnönü)

Ne zaman Kürt meselesi gündeme gelse bu olay aklıma gelir.Çünkü,bir devri ve Kürtler üzerinde oynanmak istenen oyunu tüm çıplaklığı ile gözler önüne sermektedir.Cumhuriyetin bir döneme damgasını vuran ceberrut rejimin nasıl bir akıl tutulması yaşadığının bariz bir belgesi niteliğindedir.Geçmişte yaşanan bu serencam ,Kürtler üzerinde hak ve özgürlüklerden mahrum bırakılmış bir halk algısını ve zamanın Başvekili İnönü'nün ifadesi ile 'Kürtlerin ve Kürtçülüğün kafasının ebediyyen ezilmesi' ifadesi ile tarihte kara bir leke olarak anılacaktır.
Dolayısı ile bu hengamede meydana gelen boşluğu birilerinin doldurması gerekiyordu ve Emperyalist güçlerin desteği ile kendilerini Kürt halkının hamisi sanan illegal yapılanmalar türedi.Türkçe bilmediği için ülkeye fayda sağlamayacağı kanaati taşıyarak idam kararı veren hukuk sistemi ile bugün ana dilde konuşma ,yazışma,savunma hakkı gibi belkide hayal edemeyecekleri bir özgürlük sağlayan hukuk sistemine geçiş Türk demokrasisinin ve temel insan haklarının hangi aşamaya geldiğini göstermektedir.

Daha önce de ifade ettiğimiz gibi Kürtler bu mücadelede hayatın değerini bilmeyen bir bebek konumuna getirilmişlerdir.Hayatın değerini bilmeyen bir bebek başkasının malını almaktan çekinmez.Kendisine siyasal hakların yeni tanınmış olduğu bir halk küçük bir çocuğun yaşam karşısındaki durumu gibidir. Daha önce siyasal haklardan mahrum bırakılmış bir toplum,bu haklar ona ilk tanındığın da büyük bir bunalım devresi geçirecektir.Bu bunalım kaçınılmaz olduğu kadar tehlikeli de olan bir bunalımdır.
İşte bugün bu bunalımı yaşamaktayız...
Kendilerine Kürt Halkının hamiliği görevini biçen illegal yapılanmalar ,Emperyalist güçlerin de desteğini alarak Türk Devletine meydan okumaya kalmışlardır.Çeşitli kışkırtmalarla serhildan çağrıları yapmaları ve bazı Vekillerin 'Biz sırtımızı PKK,PYD,PJKya dayadık ... PKK isterse sizi tükrüğü ile boğar' gibiabsürt laflar etmeleri bardağı taşıran son damla olmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti'nin bu durumda sessiz kalması düşünülemezdi.Gereken yapılmalıydı ve yapılıyor...
Bugün yapılan operasyonlar geçmişte de dillendirilmiş ancak başta zamanın Başbakanı Mesut Yılmaz olmak üzere yapılacak olan büyük çaplı bir temizlik operasyon sivil halk zarar görür gerekçesi ile TSK devre dışı bırakılmıştır.

Merhum Alparslan Türkeş ,1994 yılında bugünkü operasyonların fikir babalığını yapmıştır.Terörün kökünü kazımanın kararlı bir operasyonla başarılacağını o günlerden planlamıştır. Türkeş o yıllarda verdiği beyanatta'Türkiye Büyük Millet Meclis'i bana yetki ve görev versin ben bu terörü bir yıl içerisinde kökünden kazırım.Bunun altı ayı hazırlık altı ayı icraatla geçer.Bu işte başarı için çok güçlü bir istihbarat ağı meydana getirmektir.Bununla beraber gerek Türkiye gerek dünya kamuoyunu aydınlatarak yanımıza almak lazımdır.Ayrıca eline silah alıp devlete karşı silah kullanan Anadolu'muz da partizan savaşı yapan ki onun bir adı da gerilla savaşıdır.Türkiye'ye karşı adı konulmamış bir gerilla savaşı başlatılmıştır.Bunun arkasında Yunanistan,Suriye,Ermenistan ve sair emperyalist devletler var.Bir yılda terörün kökü kazınır.Yüz bin kişilik özel bir teşkilat kurulacak.İçinde Özel Timler,Sosyoloji uzmanları,Toplum Psikolojisi uzmanları,Halk oyu uzmanları,Ekonomi uzmanları,Siyaset uzmanları ve aynı zamanda özel savaş birlikleri bulunan bir teşkilat olacak...' demişti.
Bugün yapılan terörü temizlik operasyonları Alparslan Türkeş‘in 1994 ‘te ortaya attığı bu formülle birebir örtüşmektedir.İlk altı ayında Akil İnsanlartopluluğu ile işe koyulan heyet Türkiye'de yaşanan Çözüm sürecinin halka anlatılması ve daha fazla insana ulaşılması hedefledi.Siyasetten ve hükümetten bağımsız bir şekilde çalışan heyet Akademik hayattan, Sanat camiasından ve Köşe yazarlarından oluşturularak 7 coğrafi bölge için ayrı-ayrı seçilmiş olmaları beklenen başarının en büyük anahtarı konumundadır.Taşıdığı misyon, barış sürecinde etkili bir rol oynamaktadır. Çünkü insanımız bu sürecin barış odaklı olduğunu bilmesi ve bu süreçte halk ile siyasetin bir arada olacağından haberdar olması sürece olan güveni ve katkıyı artırmıştır.Artık bundan sonra işin icra kısmına geçilmiş ve Özel harekatta dünyanın en iyisi olan kuvvetlerimiz sivil halka zarar vermeden ve yanına alarak terörü bitirme aşamasına gelmiştir.
Terörün olmadığı,kardeşçe yaşanılabilir bir Türkiye'ya doğru yelkenleri açma zamanı gelmiştir...
İlhan NEZOR



2016-04-27