Manevi Diktatörler…-7
Yaklaşık kırk yıldır bütün faaliyetleri boyunca 'Dübür'ü korumayı ilke edinen bu Manevi Diktatör FETO, hipnoz altına aldığı taraftarlarına da 'Tedbir' i bırakmamalarını sıkı sıkıya emretmiştir. Malumunuz bu yapının üçlü 'Teslis' inancı, Hizmet... Himmet ve Tedbirdir.
 
Kulağa ve gönüle hoş gelen bu üçleme FETO elinde öyle bir şekillendi ki Muhammed‘in Mehmet‘leri kardeşlerine kurşun sıkacak, başlarına bomba yağdıracak, tanklarla ezip geçecek ve bu alçaklıkları yaparken de Allah adına yaptıklarına inanacak kadar zıvanadan çıkmışlardır.

Hizmet derken,Fakir, garip gureba  çocukları eğitip topluma kazandırmak gibi ulvi bir gayeye hizmet ettiklerini dillendirerek halka açıldılar...

Himmet derken,bu ulvi gayeye hizmet etme sevdasında olan temiz , saf,masum vatandaşlarımızı kandırdılar.

Tedbir derken,yaptıkları bütün bu davetlerin karşılığı olan gizli gündemlerini saklamak ihtiyacı duydular.

Şimdi şöyle bir düşünelim..!

Bütün bu hizmetler için yola çıkan bir müslüman neden kendisine yardım eden müslüman kardeşine karşı Tedbir uygular?

Evet ,FETÖ Tedbir üzerinde çok önemle durmuştur.Peki nedir Tedbir..! Kaynaklara bakalım.

 Ar tadbīr  (bir işin) arkasını düşünme, planlama, tasarlama Ar dubr -arka, kıç  dübür Tarihte En Eski Kaynak   Arapça dbr kökünden gelen tadbīr  (bir işin) arkasını düşünme, planlama, tasarlama sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük , Arapça  dubr 'arka, kıç'sözcüğünün tefîl vezni mastarıdır. Görüldüğü gibi 'Tedbir' etimolojik olarak dübür (dbr) yani arka-kıç anlamına da gelmektedir. Bu bakımdan olsa gerektir ki, bu FETO yapılanması arkayı,yani dübürü,yani kıçıkorumayı hep ilke edinmiştir.Gizemli yapılanmaları Masonik Örgütlenmeyi bile geride bırakmıştır. Abiler,ablalar,şakirtler,imamlar,kod ad kullanmalarbu yapının ne kadar sakat ve tehlikeli bir yapılanma olduğunu görülmesi bakımından kayda değerdir.  

Fetullah Gülen‘in tasavvurundaki 'ilâhi nizam'a giden yolun, iki önemli dönemeci bulunmaktadır: 'tedbir ve istihbarat''maarif ve şirket'. Yasa dışı Fetullahçı yapılanma, bu iki dönemeci aşmış; nihai hedefe doğru, -her ne kadar şeyhleri A.B.D.'ne hicret (?) (nasıl Hicretse!) zorunda kalsa da- yol almaya devam etmektedir. Yüzlerce şirketin sağladığı milyarlarca dolarlık bir ekonomik kaynağın desteğindeki yurt içi ve dışı yüzlerce okul, dersane, üniversite ile binlerce yurt ve onbinlerce ışıkevi!.. Diğer taraftan, yasa dışı yapılanmanın silahlı gücünü oluşturan; düşmana korku, müritlere dokunulmazlık ve güvenlik ile ülke imamına ve istişare kurulu üyelerine, devlet kaynaklarından son derecede önemli ve kesintisiz istihbarat akışı sağlayan -T.S.K.'ne alternatif- kimi emniyet mensupları!..

Fetullah Gülen için istihbarat birimlerinde kadrolaşmak niye bu kadar çok önemlidir?!.

En önemli neden, bir türlü yeterince sızmayı başaramadıkları Türk Silahlı Kuvvetleri‘ne karşı silahlı ve de yasal bir güce sahip olmaktır. Adliye ve mülkiyekadrolaşması ise, bu gücü daha da pekiştirecek ve devletin içten ele geçirilmesini ya da bir başka ifadeyle devletin 'kansız' teslim alınmasını temin edecektir.

Fetullah Gülen ve de genel olarak tüm nurcular için, Atatürk ve İnönü dönemi polisiye takibatlarından kaynaklanan bir ürküntü, hatta yaygın korku söz konusudur. Ancak, iyi (!) bir polisten gördüğü yardım, Fetullah Gülen‘in istihbarat konusundaki ufkunu değiştirmiştir:

'Edirne'den gelirken dosyam dolu gelmişti. Takibe maruz idim. Peşimde daima bir polis bulunuyordu. Fakat Cenab-ı Hak'kın bir lütfu, bu polis İmam Hatib'in orta kısmından mezundu ve benim de hemşerimdi. Erzurum'luydu' .

Bırakalım istihbarat birimlerinde kadrolaşmanın çok yönlü avantajlarını, sadece telefonların dinlenmesi olgusu bile, yasadışı Fetullahçı yapılanma açısından, başlıbaşına rakipsiz-rekabetsiz bir güç üstünlüğü (siyasal ve ekonomik) sağlamaktadır. Bilindiği üzere, devlet imkânları ile izlenmesinde kamu yararı görülen ve bir anlamda stratejik öneme sahip kimi politikacıların, mafya liderlerinin, gazetecilerin, bürokratların, işadamlarının, akademisyenlerin telefonlarının dinlenmesinin geçmişi, yeni değildir. Bu yolla elde edilen bilgilerin, organize suç örgütlerinin eline geçme olasılığı ise oldukça düşüktür; çünkü mafya, saptandığı kadarıyla dinlemeyi sadece sokaklardaki telefon kutuları üzerinden yapmaktadır.

İşte, yasadışı-devlet düşmanı Fetullahçı yapılanmanın gücü de bu noktada ortaya çıkmaktadır. Hiçbir organize suç örgütünün ya da siyasal yapılanmanın sahip olamadığı bu inanılmaz güç, yukarıda da belirtildiği gibi, sadece ve sadece yasadışıFetullahçı yapılanmanın uhdesinde mevcuttur.

Nasıl mı?!. 1980‘li yılların başlarından itibaren polis okullarına ve Polis Akademisi‘ne sızarak burada kadrolaşan ve daha sonra Personel, Eğitim, Bilgi-İşlem, Terörle Mücadele, İstihbarat gibi birimlerde kökleşmeye çalışanFetullahçılar, istihbarat birimlerinin yanı sıra, var oldukları her yerde ve ortamda,  Fetullah Gülen‘in kaset ve kitaplarındaki 'tedbir ve temkin', 'taktik ve strateji' içeren direktiflerinin gereğini yerine getirerek bugünkü güç düzeylerine erişebilmişlerdir. Fetullah Gülen‘in muhtelif kitap ve kasetlerinden yapılan bu direktifler, mebzul miktarda suça azmettirme, kurnazlık, fırsatçılık, ikiyüzlülük, takiyye gibi öğeler içermektedir.

Bu yapıya karşı devletin en önemli zaafı nedir şimdi bunu inceleyelim.

Bir devlet düşünün ki, ulusal birliği ve bütünlüğü açısından tehdit altındadır.Bu, devletin istihbarat birimlerince saptanıyor ve raporlaştırılıyor. Buraya kadar tamam; Peki önemli olan nedir? Bu raporun, hiyerarşiye uygun bir biçimde makamlara sunulmasından sonra Emniyet GenelMüdürlüğü'ne, oradan İçişleri Bakanlığı'na ve konunun aciliyeti ve önemi açısından da Cumhurbaşkanlığı ve Milli Güvenlik Kurulu'na gönderilmesi gerekir. Bu devlet, Türkiye Cumhuriyeti Devleti olursa, iş değişiyor. Raporu hazırlayan istihbaratçı,raporunu gereği için Fethullah Gülen'e gönderiyor ve ancak onun 'durumun vahametini idrak etmesinden' sonradır ki, aynı raporun kopyası, yine gayrıresmi 'en üst makam' ya da cemaat hiyerarşisinde 'Kainat İmamı' Fethullah Gülen eliyle, bir başka mutemete, yani halk arasında'Başbakan'ın Gölgesi' olarak ünlenen şahsa iletiliyor. Bu arada, devlet adına yaşanılan bir çelişkinin de altının çizilmesi gerekiyor: Cemaat hiyerarşisine göre, bir polis memuru, bir bekçi ya da bir astsubay üst bir konumda ise, cemaat hiyerarşisinde daha altta bulunan bir Emniyet Müdürü'nün ya da General'in, devlet yada kurum hiyerarşisini dikkate almaksızın, o kişiye 'biat' etmesi, bir başka ifadeyle onun emirlerine harfiyen uyması gerekiyor. Aynı şekilde, mübaşirin ya da zabıt kâtibinin 'imam' olduğu bir sistemde, bu mübaşirin yada zabıt kâtibinin, mürit hâkime emir vermesi, karar dikte ettirmesi gibi bir sonuç doğuyor. İşte, tarikatların yada cemaatlerin güçlenip devlete sızdığı noktalarda, devlet hiyerarşisi resmen çöküyor. Türk Devleti, en önemli zaafını bu noktada yaşıyor..   Devlette, özellikle 'Adliye, Mülkiye, Emniyet ve Ordu' hiyerarşisini altüst eden bu tehlikeli kadrolaşma,FETÖ için normal bir süreç anlamına gelmektedir.   Tedbiri elden bırakmayıp dübürü korumaya yönelik kışkıştıcı ve takiyye dolu son zaman yaptığı konuşmalardan bir kaç çarpıcı örnekle bitirelim.'Taktik ve stratejiler söylenmez.   'Söylendiği an, onun bir taktik olma hüviyeti ortadan kalkar. Stratejiler sadece tatbik edilir. Bazan da bu stratejinin işin başında bulunan insandan başka kimse tarafından bilinmemesi gerekir'   'Nihai hedefe ulaşana kadar, yani sonuca ulaşıncaya kadar, her yöntem, her yol mübahtır. Bunun içerisine yalan söylemek de, insanları aldatmak da girer'   'Siz bir sivilsiniz, silahlarınız yok, kuvvet ve kudretiniz de sermayeniz kadar ... oysa askerde tek başına bile olsanız, iktidarınız, silahınız, ferdi kabiliyet ve cesaretinizin yanı sıra, içinde bulunduğunuz birliğin kuvvet ve iktidarını da yanınızda bulur ve yerinde bir paşayı, hatta bir orduyu bile esir edebilirsiniz'   'Öyleyse, geleceği kucaklayıp planlayanlar, oturup onu bekleyeceğine, kendilerini ona asker olarak yetiştirme gayreti içine girmelidirler. Tâ ki geldiğinde hazır olan askerinin başına geçebilsin'   'Türkiye'de önümüzü kestiler. Yürüyemiyoruz, orada durgun sular gibi bir de gölleşme imajı uyandıracaksınız. Zorlayacaksınız, yerinde yürüyor gibi yapacaksın. Çünkü durmak, hem de durgunluk paslanma meydana getirir.... bu Mülkiye'de de, Adliye'de de her zaman sözkonusu olur. Yürümeli, eğer biz tüm nabzı, kalbi dinledik. Baktık ki, geriye adım attıracaklar, bence adım atmam beklerim, fırsat kollarım. Yani her şey bir oyundur. Kung Fu gibi bir oyundur. Taek-wando gibi bir oyundur. Yani her zaman insanın hasmını bir yumruk vurup, yere yıkması şeklinde değildir. Bazen hasmından kaçmak bile çok önemli bir manevradır. Kuvvet dengesi yoksa, kuvvete başvurmayın. Çok iyi planlayacak, ona göre yürüyeceksiniz. Dışarıdan bizi korkaklıkla itham edeceklerdir. Allah bizim çaremize bakacak' 'Devletle çatışarak bir yere gidemezdiniz. Demek devletin de, bu çok yüksek gayeleri gerçekleştirmek için belli bir kıvama gelmesi lazım. Devletin belli ölçüde, o kıvama geldiğini söyleyebiliriz... Bütün bu farklı kanaatleriniz halihazırdaki zemini değerlendirme açısından, körü körüne devlet düşmanlığı yapmanızı, devletle çatışmacı bir tavra girmenizi gerektirmez... Bizler evrensel bir mesajın hizmetkârlarıyız'

'Evet, tırmanma şeridindeyiz; yükümüz çok ağır ve zirvelerde bizi görmeye tahammülü olmayan bir sürü hasmımız var'

'Dava insanlarının münferit hareket etmeleri son derece sakıncalıdır....davaya zımni ve kapalı bir ihanettir'

'Bu adliye için de aynen söz konusudur. Yani siz hâkim değilseniz, başka kuvvetler var bu ülkede. Değişik kuvvetleri hesap ederek öyle dengeli, dikkatli, tedbirli, temkinli yürümekte yarar var ki, geriye adım atmayalım. Zıplayacaksın, yerinde yürüyor gibi yapacaksın. Çünkü durmak sende durgunluk, paslanma meydana getirir. Bu açıdan hiç durmamalı. İşler en kötü duruma göre hesap edilmeli. İyi çıkarsa hızlı yürürüz. İyi bir maratoncu gibi koşarız. Bakarız ki tıkanmalar var bu defa da zıplarız, yerimizde zıplarız öyle durma yok bizde'

'Ve sizin ilerki dönemde daha hayati, daha önemli yerlere gelmenizin arkasında da bu vardır. Yani sivrilmeden mevcudiyetinizi hissettirmeden çok ilerilere gitmek, iş de bu iki müessesede olduğu gibi hayati, dinamik bir kısım müesseselerde söz konusudur. Ta ilerilere gitme, böyle can damarları içinde dolaşma ve eğer dönülüp gelinecekse yara alınmadan, hissettirilmeden dönüp geriye gelme meselesi geleceğimizin adına çok esaslı hususlardır'

'İster maddi güçleri bakımından, isterse kendi ülkelerindeki güç kaynakları ve gücü temsil eden kaynaklar bakımından, isterse maddi güçleri bakımından, isterse ilim mahfilleri açısından, isterse toplumun büyük kesimlerine, büyük kısımlarına, bu duygu ve düşünceyle ulaşma açısından, belli bir noktaya, belli bir kıvama gelecekleri ana kadar, bu şekilde hizmete devam etmeleri şart, zaruri, lüzumlu. Yanlış bir şey yapar, kıvama ulaşılmadan, özleriyle tam bütünleşmeden, gereken mesafe alınmadan, bir kısım erken huruç diyebileceğimiz çıkışlar yapılırsa, dünya başlarını ezer ve müslümanlara Cezayir'deki hadise gibi yeni bir hadise yaşatırlar. Suriye'deki gibi 82 vak'ası gibi bir fecaat ve fezaat yaşatırlar....Bir yanlışlık bize falso yaşatır ve bu falso ile yediğimiz mağlubiyeti telafi edemeyiz, yanlışı telafi edemeyiz.'

'Bu sefer onlar sizi kıskıvrak derdest eder, bir daha belinizi doğrultmanıza fırsat vermezler hafizanallah.... Dünya firavunlar çağını yaşıyor, toprak firavun bitirmek için pek münbit, öyle bir dönemde tam özünüzü bulabileceğiniz , kıvama gelebileceğiniz ana kadar, dünyayı sırtınıza alıp taşıyabilecek güce ulaşabileceğiniz ana kadar o gücü temsil edeceğiniz elinizde olacak ana kadar, Türkiye'deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephenize çekeceğiniz ana kadar her adım, erken sayılır, her adım 20 gününü doldurmadan yumurtayı kırma gibi bir şeydir, civcivleri terk eden kuluçka gibi, civcivleri doluya, fırtınaya terketmek gibi bir şeydir ve burada yapılan şeyler mikro planda dünyayla bir gün hesaplaşacak bu arkadaşların, hesaplaşma yollarını öğretme işidir. Talim ve terbiye işidir, böylesine feleğin çemberinden geçenler inşallah geleceğin fikir işçileri olarak kendi dünyalarını kuracaklar, feleğin çemberinden geçmeyen insanlar kendi acemiliklerine, toyluklarına takılacaklar ve tabii kendi ülkeleri de kendilerinden zarar görecek.'

'Şimdi elalem sizi biliyordur, sizi potansiyel bir tehlike olarak da biliyordur, yolun nereye gittiğini de biliyordur, yol ayrımında siz ne tarafa yol aldığınızı da biliyordur ve bir gün gidip bu yolların nereye dayandığını da biliyordur. Fakat sık sık böyle işle yolun bir kesiminde durup onlara yeniden, bir kere daha kükreme, bir kere daha haykırma, tahrik edici halimizi bir kere daha hatırlatma, bir kere daha hatırlatma demektir. Arz edebiliyor muyum? İşte bu da düşmanı tahriktir, bence. Yani hasımlarınızı tahriktir, şimdi evlerinizde hani bu durumun çok iyi alınması, değerlendirilmesi her zaman sözkonusudur. Sizi biliyorlardır ama, merdivenleri çıkarken ben şahsen evlerde kaldığımız zaman ayaklarımın altının lâstik olmasına dikkat etmişimdir, yani tak tak takunyalarla değil, ayağımı bastığım zaman alttakine duyurmayacağım şekilde lâstik ayakkabılarla o merdivenleri inip çıkmaya tercih etmişimdir, o sandalyeye dikkat etmişimdir'

***

Allah bu millete bir daha böyle alçakca örgütlenmeler ve hainlikler yaşatmasın ...Amin
  İlhan NEZOR.


2016-08-10