Cahiliye Devri Hiç Bitmesin!
Kadınların erkeklerce idealize edildiği malumumuzdur. Bu malumat, Şeyhin 'hanımı', lordun düşesi, ağanın 'avratı' gibi tamlamalarla da ortadadır. Söz konusu, Ömer Tuğrul İnançer'in kadınlar hakkında dini atıflarla belirttikleri olunca, tüm kadınların Şeyh'in Hanımı ya da Hz. Hatice, Ayşe, Fatma olarak idealize edildiklerini biliriz.

Ayrıca, her üç kadın da İslami referanslarla cinsiyetsizleştirilirler, 'dinde kadın' formunda örnek kadınlar olarak anlatılırlar.

Her üç kadın da, Arap Yarımadası'ndaki kadınların uğradığı izolasyonun bir nedeni sayılan İslam Devleti'nin en güçlü döneminde varlık göstermişlerdir. İçlerinde Ayşe'nin, mevcut koşullarda 'terbiye' sınırlarını aşan girişimleri olduysa da erkek egemen sisteme göre katıca kurumsallaşan yeni devlette pek bir şansı olmamıştır.

Feminen bir çıkış olmadığını da not düşmemiz ayrıca faydalıdır. Tüm bunlarla birlikte İnançer'in hamile kadınlarla ilgili sözleri nihayetinde kadın ve beden politikaları ile ilgilidir. Belirttiklerinin din çerçevesi içerisinde bir yeri olduğu için Türkiye'deki eril siyaset ile din birbirine yedirilerek anlaşılabilir/anlatılabilir. Bir Yeşil Kuşak Projesi Türkiye'nin, AKP ile şimdilik son bulan mevcut siyaseti de din eksenli yürütüldüğünden bu gibi çıkışlarda kendisine cesurca yer bulmaktadır. Bu bakımdan, Türkiye'de kadın bedeni ve mahremi alanında siyaset erklerince kamusal alana taşınan söylemler ve uygulamalar siyaset ile dinin tek cinsiyetli yürüdüğünü gösterir. 

Siyaset (politika) ve din erkleri patriyarkinin en güçlü iki güçlü kalesidir. Her iki erkin, erkeği 'politik hayvan' kimlikle merkeze koyması, kadını ise bu 'hayvanın' kaburga kemikleriyle anlatması elbette ki kaçınılmazdır. Siyaset ve din, kendi mevzilerinde erkek merkezli bir kamusal alan yaratırlar. 'Politik hayvan' sokağa, imal edilen kadın ise zaman içerisinde patriyarkinin izin ve öngördüğü oranda sosyalleşir. Bu da siyaset ve din erklerinin kamusal alan tasarımını 'büyük günah'ın bedelini kadınlara ödetircesine yaptığını gösterir.  'Havva'nın kızlarına' yönelik sosyal, siyasal, dinsel,kültürel ve tüm maddi araçlarla geliştirilen cins kırımı bu bedelin son misline dek ödettirilmesidir.

Kutsal kitaplarda Havva'nın cennetten çıkarılırken ilk an da çıplaklığını hissetmesi, çıplaklığından utanması aslında bir beden politikasının bir parçasıdır. Cennetle Havva arasındaki barikat kendisinden utandığı çıplak bedenidir. Bu utanma duygusu Havva'nın bedeni ile arasındaki duygusal ve tensel bağın günah barikatı ile kopartılmasıdır da. 'Yaratıcının' beden politikası ar duygusu üzerinden startını vermiştir. Ve Havva, kızları şahsında uğranılan otoriter ve teokratik zulmün anlatılması için yüzün ağlayan kısmıdır. Patriyarkinin anlatılmasında Havva kültü gibi mitsel anlatımlar tek başına başarılı ve sağlıklı bir yöntem  değilse de Siyaset ve Dinin at başı ilerleyen saldırısı için önemlidir. Çünkü erkek merkezli toplumsal tasarım mitolojik karşılıklarda yansımıştır, anlatılmıştır.

Tasavvuf düşünmezi Ömer Tuğrul İnançer'in Şeyh Vefa'nın hanımından referans vermesi idealize girişimi de köklerini mitlerde bulur. Beraberinde de anakroniktir de. Pakistan'ın kuzey batısındaki Hayber Pahtunhva Eyaleti'ndeki mollaların ,kadınların yanlarında bir erkek yakınları olmadan alışverişe çıkmalarını yasaklaması ve Ramazan ayındaki bu gibi durumları kadınların 'edepsizliği' olarak ifadelendirmesi de aynı kaynaktan beslenir.

1400 sene öncesinin günümüz yaşamına, günümüz kadınlarında yaşattırma girişimleridir. Mollalar ile İnançer günümüz koşullarını da, 21. yüzyılın Cahiliye Dönemi olarak görmektedirler. Hamile olsun ya da olmasın tüm kadınların kamusal alandaki görünürlülükleri kendilerince ikinci Cahiliye Dönemi'dir. Çünkü İslam Tarihi'nde Cahiliye Devri olarak belirtilen dönem kadınların İslam devleti dönemine göre, görece daha özgür olduğu için isimlendirilmiştir.

'Terbiyesizliğin' ifadelendirilmesi de denilebilir. Hâlbuki Cahiliye Devri denilerek pos ve AK bıyıklar altından gülüşülen bu dönem, kadınlar için görece eşitliğin olduğu bir dönemdir.

Cahiliye devri olarak ifade edilen zaman kesitinde Arap Yarımadası Göçebe demokrasinin fiili bir şekilde uygulandığı bir dönemdir. Kadınlarla erkeklerin beraberce katıldıkları Şura adlı toplantılar vardı. Şura kararları her iki cinsiyetin mutabıklığı ile alındığı gibi kadınlarla erkekler savaşa beraber katılmışlardır. Bu yüzden de Göçebe demokrasisi bir askeri bir yapılanmadır.

Bu dönem de Mekkelilerin taptıkları üç putun (Lat,Uzza ve Mezat) üçü de dişidir. Kuranda ise putların dişi olması hakaret olarak görülmektedir. Görece  bir eşitliğin ya da İslamiyet'e nazaran kadınların görünürlülüklerinin güçlü olduğu bu dönem, Hz. Muhammed'in İslami ilana giriştiği bir dönemdir de.

İlk etapta bu gelenekleri yadsımadan,eleştirmeden hatta buna dayanarak güçlenen Hz. Muhammed,kadın ve erkeklerin birlikte aldıkları Şura kararlarına uyuyor,beraber savaşa giriyorlardı. Kadın savaşçıların varlık gösterdiği İslamiyet'ten önceki döneme bu Saiklerle Cahiliye Dönemi denilmiştir.

Kadının söz ve varlık sahibi oldukları bir döneme Cahiliye, bu anlayış sahiplerine de cahil denilmektedir. Arap Göçebe Topluluklarının yaşam şekli ve askeri demokrasi biçimi kadınların içerisinde etkin olmasını yaratmıştır. Göçebe yaşam biçimlerinin yarattığı görece eşitlikçi formun devletleşme süreci ile birlikte yok olduğuna şahit olmaktayız. Özellikle de Hz. Osman Dönemi'nde İslamiyet'in devlet dini haline gelmesiyle zengin bir yönetici ve aristokrat sınıf oluştu. Sınıf çelişkileri ile artan yoksulluk en başta ve de kasten kadınları sömürü metabolizmasına almıştır. Tüm İslami kurumsallaşma kadınları dışlayan şeklinde şekillendirildi.

Kadınların rahat ve başı açık gezmelerinin günah ya da 'terbiyesizlik' sayıldığı bir dönem, geçen yüzyıllar içerisinde reforma uğrayarak geldiyse de mantığını ve ana nedenlerini koruyarak gelmiştir. Hacerü'l-Esved(kara taş)  olarak bilinen taşın renginin adetli, günahkar bir kadın tarafından dokunulmasından ileri geldiği ile anlatıldığı bir hikayenin varlığı ile hamile kadınların dışarıdaki varlığından duyulan rahatsızlık aynı temeldedir. Hamile kadınlar 'dokununca' toplum kararacaktır demektir de bu. Kadınların günah ve 'terbiyesizlik' unsuru ve konusu sayılmasını dini temeller üzerinden anlatmamın nedeni de budur. 'Terbiyelilerin' toplumda cirit atışları oturmuş bu düzenden alınan cesaretle ilgilidir. Şer'i ya da yarı-seküler İslami ülkelerle dini referanslarla kadın politikaları üreten tüm ülkeler için ortak bir 'terbiye' sınırı vardır. Terbiye denilen kavram erkeğin kamusal alanı kadınla ortak kullanmasından haz etmemesi ile ilgilidir.

Belirttiğim üzere İslam Devleti'nin en güçlü kurumsallaşma dönemi ile kadının kamusal alandan çıkarılması arasında bir paralellik vardı. Anakronizmin kanatlarında gezinen Ömer Tuğrul'un aşağıda gördüğü, kamusal alanı erkeklerle 'paylaşan' kadınların varlığıdır. Yukarıdan aşağısı kadınca hele de hamile kadınların varlığı ile görünüyorsa, Ömer Tuğrul başı aşağı/ öne inmiştir. İşte asıl realite budur. Yükseklerde radikal uçuşlar yaparken hangi faleze çarpacağınızın hesaplarını yapmamış olmanızdır.

Ekranlardan fetvalar çıkartanlara,  kadınların pratikleri ve görünürlük iddialarını yükselterek 'yükseklik korkusu'nu yerleştirmeleri gerekir. Yüksekten atıp tutmasınlar diye. Özellikle de kendilerini 'dindar' ya da inanır kimliklerinde ifade eden kadınlar için geçerlidir. Marks'ın afyon olarak nitelendirdiği dinin en birinci bağımlıları 'dindar' kadınlardır. Afyon bağımlılığı, bedenleri üzerinden fetva çıkartanları duymayacak kadar kapanmasın. Tabi oldukları dinin eril yasalarınca bunca kuşatılmışken, cinsiyetleri üzerinden oynanan oyunlara dur demek için yasa ihlaline çağırıyorum. 'Havva'nın Kızları' Lilith'leşsinki kendi cennetlerini koruyabilsinler. Öyle ki Cahiliye Devri kadınlaşarak hiç bitmesin.

Kaynak: Oral Çalışlar (İslamda Kadın ve Cinsellik)


2013-07-28