Herkes düşünmeli
Düşünmek, herkese gerekli olan bir eylem. Allah, düşünsün, fikir geliştirsin... diye herkese ayrı ayrı akıl vermiştir. Eğer herkesin düşünmesini istemeseydi, tek bir akıl verir, onu kullanmayı isterdi.

Düşündükçe aklımız gelişir, fikrimiz istikrara girer, normal hareket ederiz. O bakımdan okumak, düşüncenin anası, fikir üretmek, ürettiğimiz fikirleri başkalarıyla paylaşmak ise insan olmanın şartıdır. Bu sebepten insan sosyal varlıktır. Bu yüzden İslam'da toplu hareket etmek, toplu ibadet, tek başına yapılanlardan daha değerlidir.

İnsan düşünür. Düşünen ise asla başkasına zarar veremez. Zarar veren kimsenin, düşündüğünü söylemek son derece yanlış ve saçmadır. Kimse; 'benim düşünmek', 'fikir üretmek,' 'insanların yanında yer almak' , 'ülkeye yararlı olmak'... gibi bir lüksüm olamaz deme hakkına sahip değildir. Derse ne mi olur? Yukarıda söyledim; insan düşünür.

Şimdi şu hususlara kafa yoralım, daha doğrusu aklımızı terletelim;

Kendimize yapılmasını istemediğimiz bir şeyi başkalarına yapıyor muyuz? Ekmeğini yediğimiz, suyunu içtiğimiz, havasını teneffüs ettiğimiz, nimetlerinden yararlandığımız... Bir yere zarar veriyor muyuz? Bize her türlü imkanı veren, rahat etmemizi sağlayan, huzurumuzu temin eden, inanç değerlerimize müdahale etmeyen bir devlete karşı ne kadar saygılıyız? İnsanlara karşı kindar mıyız? Yoksa dindar mı? Halk dinine göre mi hareket ediyoruz? Yoksa Hak dine göre mi? Referansımız; Kur'an ve Resulullah mı? Yoksa; bilgiden, ilimden, irfandan, akıl ve mantıktan yoksun, kendi sözlerini Kur'anın üstünde gören bir insan mı?

Kur'an; bir şeyhe bağlanın, şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır mı diyor? Yoksa hepiniz topluca Allah'ın ipine (Kur'ana) sarılın mı diyor? Kur'anın demediğini peygamber demez. Peygamberin demediğini de kimse, kendini peygamber yerine koyarak konuşamaz.

Şeyhin eteğine sarılacağım, hocamın(!) su içtiği bardaktan ben de içeceğim, hocam ne derse doğrudur, o yanılmaz, şeyhe itiraz edilmez, o ne istiyorsa, ne emrediyorsa mutlaka yapılmalıdır, şeyh gaybı bilir...gibi anlayışlara hiç tepki göstermeden, karşı durmadan, 'evet' mi diyoruz? Yoksa önümüzde bir rehber var, Kur'anın ve Allah'ın sözlerinin açıklayıcısı, yorumlayıcısı olarak duran, hayatında gizlilik olmayan, herkesin rahatça güvenebileceği, benim peygamberim, benim rehberim diyebileceği bir öndere mi 'evet' diyoruz? 

Sana göre, bana göre doğru yoktur. Doğru tektir. Şayet değişik olursa yollar şaşar. Kimse ne tarafa, nereye, nasıl gideceğini bilemez. Her gün beş vakit namazımızda; 'Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yarım isteriz. Bizi dosdoğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna; sapıkların ve gazap edilmişlerin yoluna değil'... diye dua ediyor ve yaratana yalvarıyoruz. Doğru yol da; Kur'andır. Bunu nereden biliyoruz; kendisinde şüphe olmayan bu kitap, Allah'ın emir ve yasaklarına uyanlar için hidayet kaynağıdır.' İfadesinden.

Pekiyi kimler doğru yoldadır? Görünmeyene (Gayba) inanan, namazını dosdoğru kılan, kendilerine verilen rızıklardan infak eden, başkalarının da yararlanmasını sağlayan, daha önce indirilen kutsal kitaplara ve peygamberlere de gönülden inananlar doğru yoldadır.

O halde önümüzde açık ve net biçimde Kur'an gerçeği dururken, başka yollara sapmak, bizi yanıltır. Şimdiye kadar Kur'ana uymadığımızdan dolayı yanıldığımız gibi! Yıllarca; Avrupalılaşacağız, Avrupalı olacağız.... Diye diye bu günlere gelmedik mi? ABD, müttefik oldu! NATO'ya girdik! Şimdiye kadar hangi yaramıza merhem oldu? Özellikle 15 Temmuz darbe girişiminde bizim yanımızda olması gerekmez miydi? AB'ye gireceğiz diye yapmadığımız şaklabanlık kalmadı! Onlar ne yaptı? 'sizi AB'ye almayacağız' diyerek bizimle alay etti!

Hala düşünmeyecek miyiz? Hala; 'Müslümanın kardeş' olduğunu idrak etmeyecek miyiz? Müslüman Türk'ün, Müslüman Türk'ten başka dostunun olmadığı şuuruna ermeyecek miyiz?   

2016-08-17