''Din Afyondur..!'' -2
Cemaatler üzerinden toplumları seküler bir alana sıkıştırma çabaları tarih boyu hep var olmuştur. Bunu planlamanın yolu da FETÖ gibi takiyyeciliğin binbir şekline bürünüp devletin her sahasına nüfus etmekle mümkündür. Burada en güçlü silah hiç şüphesiz din olgusudur.

Neticede ifade ettiğimiz gibi vahiyle perçinleşmesi gereken aklın, zihnin, düşüncenin yaratılana bakarak yaratanı bulmanın doğruya ulaşmada, gerçeği keşfetmede bir eksersiz olduğunu kavrayamamak, kıraat edememenin bir sonucudur bugünkü kaos ortamı. Ne yaparsanız yapın bu sistem değişmediği sürece bu tür hain yapılanmalara her zaman zemin hazırlayacaktır.
Çünkü,Gençlerin, içinde yaşadığı toplumun telkinleri nedeniyle dinin baskıcı, sıkıntılı ve özgürlüğünü kısıtlayıcı bir yaşam sunacağını zannetmesi de cemaatlerin bu yanlış okuma biçimiyle ilişkilendirilebilir. Ne acıdır ki, İslam'ın ilk emri olan 'İkra-Oku' bağlamındaki emirleri vahyin, akla, zihine ve düşünceye formatlanmaması, genç dimağlar üzerinde iman etmenin bir 'kabus' olduğu algısını da beraberinde getirmektedir.

Oysa Allah, iman eden kullarından, şahit oldukları yaratılış delillerini incelemelerini, olağanüstü yaratılış ilmini öğrenmelerini ve üzerinde düşünmelerini ister. İman etmek insan yaşamının en önemli konusudur.Bu durum ister istemez yaratılışa uygun davranmayı geliştirir. İnsanın yaratılışına aykırı olan felsefe ve sistemler ise,tarih boyu hep acı, hüzün, sıkıntı ve bunalım getirmiştir.

Daha anlaşılır olması hasebiyle şimdi konuya biraz daha farklı yaklaşalım.

Anlaşılan o ki, insan bedeninin ve zihninin Allah'a iman etmeye göre ayarlandığı şüphe götürmez bir gerçektir.

'İman' ile 'insan' ruhu arasında çok özel bir ilişki olduğu tıp dünyasında yapılan çeşitli araştırmaların da konusu olmuştur. Bir bilimsel araştırma sonucuna göre, inanan gençlerin inanmayan gençliğe nazaran daha mutlu oldukları ortaya çıkmıştır.

24 Ağustos 2007 günü Associated Press bu araştırmayı 'Bir çok çocuk için inanç mutluluğun anahtarıdır' başlığı ile duyurmuştur.

Konuyu biraz daha derinleştirelim,

Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Dr. Herbert Benson'ın 'Dini inanç ve bedensel sağlık' arasındaki ilişkiyi inceleyen kapsamlı araştırmaları da, bu konuda dikkat çekici sonuçlar vermiştir. Oysa Benson, inançsız bir kişi olmasına rağmen, Allah'a olan inancın ve ibadetlerin insan sağlığı üzerinde başka hiçbir şeyde görülmeyecek derecede olumlu bir etki meydana getirdiği sonucuna varmıştır. Benson, 'diğer hiçbir inancın, Allah'a olan inanç gibi zihne huzur vermediği sonucuna' vardığını açıklamaktadır. (Englewood Cliffs, Prentice-Hall Inc., 1993, s. 205)

Bizim bugün yaşadığımız buhran ise , bir çok insanın dine inandığı halde bilinçsizlik yada Kur'an dışı mantığının yani aklın,düşüncenin,zihnin vahiyle perçinlenmemesi sonucu yaşanmaktadır.Böyle vahim bir durum, insanı Kur'an hükümlerini bilerek göz ardı etmeye kadar sürüklemektedir.Bu tehlikeli duruş,Allah'ın Kur'an'la haber verdiği kesin hükümleri önem ve öncelik sıralaması yapmaya kadar götürmektedir.Daha da korkutucu olanı ise , bazı hükümleri yaşamlarından çıkarma gayretinde olmalarıdır.Kendi nefislerinde oluşturdukları din algısı , onları kendilerince önem ve öncelik verdikleri emirlere uymadıklarında vicdani bir rahatsızlık duymaması olmaktadır.

İşte bugün 'Hizmet Hareketi ' diyerek işe başlayanlar tarihin en kanlı,en vahşi 'Terör Örgütü' olarak tarihe geçmişlerdir.Bunun nedeni düşüncenin ve zihnin 'tek akla' kapanması gibi korkunç bir olgudur.Vahiyle perçinleşmeyen Kur'an hükümleri önem ve önceliklerini bu tek akla hapsetmiştir.Neticede 'Kur'an müslümanlığı diye bir sapıklık icad ettiler' diyen Fetullahlar yetişmiştir bu topraklarda.Her ne hikmetse Müslüman kardeşinden kendisini gizlemek zorunda kalanlar İslam'ın atom çekirdeği Tevhit akidesini parçalamakta hiç bir beis görmemektedirler.Bağlı bulundukları cemaat aidiyetlerini belli etmemek için dinin direği olan namazı ima yolu ile kılmayı da ruhsatlarına eklemişlerdir.Deşifre olmamak için içki içmeyi,zevk almadan zina yapmayı,müslüman kadının asli kimliği olan başörtülerini furuat olarak göstermekte bir beis görmemişlerdir.İşte bu tek akla kapanmanın acı reçetesidir.Manevi Diktatörlerin bu tek aklına kapanmak,onu sorgulanamaz ve hatadan münezzeh bir makama oturtmuştur.

Vahyin penceresinden bakmayan bu mantık,Kur'an'da ki bazı hükümleri 'yaparsam sevap kazanırım ama yapmasam da bir şey olmaz' şeklinde değerlendirerek 'Allah nasılsa bağışlar' sloganını gençlere enjekte etmekten çekinmemektedirler.İşte bu sapkın inanış maalesef cahiliye Arap'larının savunmaya geçtiği gibi atadan-dededen aktarılarak günümüze kadar gelmektedir.

İslam'ın ve İman'ın şartlarını çocukluktan başlayarak parmak hesabıyla mukayese edenler sadece belli koşulları yerine getirerek dini vecibeyi tamamladıklarını zannederler.Onlara göre,adaleti ayakta tutmanın,öfkeye gem vurmanın,zandan kaçınmanın,iyiliği emredip kötülüklerden kaçınmanın göz ardı edilmesinde bir beis yoktur.

Dolayısıyla dinimiz, İsmail Hakkı Hz. leri'nin ifade buyurduğu gibi 'Yamadık dünyamızı yırtarak dinimizden / Din de gitti devlette gitti elimizden...'ifadesindeki şekle bürünmektedir.

Son bölümde kendisine her ne hikmetse 'İslam Titri' ekleyen cemaatlerin dinimizi nasıl yamalıklı bohça haline getirdiğine ibretli örnekleriyle şahitlik edeceğiz ve Marks'ın kendisini tek akla hapsedenler için söylediği 'Din bir toplumun Afyonudur' paradigmasını ele alacağız.

İlhan Nezor



2016-08-18