Helal lokma ve bizler...
Dinimiz islam'a göre, helal lokma ve helal kazancın önemi çok büyüktür. Yapacağımız bütün ibadetlerin makbul olmasının en temel ve vazgeçilmez şartı alın teri ile helal yoldan kazanılan, helal lokmadır, Müslüman tamahkar olmadan, helal yoldan kazandıkları ile iktifa edip, ibadet ve tatlarını emredilen şekilde yapmalıdır.

Şunu kesinlikle unutmamalıyız ki, dünyevi maddi konularda bizlerden daha az imkana sahip olanlara bakarak şükrümüzü artırmalı, onlara yardımcı olmak için çalışmalıyız. Uhrevi ve manevi konular da ise, bizden daha iyi yaşayanları örnek alıp, onları geçmek için tatlı ve güzel bir yarışın içine girmeliyiz. Allah'u Teala Kur'an-ı Kerim'de 'Ey insanlar, yeryüzünde bulunanların helal ve temizinden yiyin, şeytanın peşine düşmeyin; zira şeytan sizin açık bir düşmanınızdır.(Bakara-168),

'Ey iman edenler, size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin, eğer siz yalnız Alah'a kulluk ediyorsanız, on'a şükredin.'(Bakara-172),

'Ey peygamberler; Temiz olan şeylerden yiyin, güzel işler yapın, Ben sizin yaptıklarınızı hakkıyla bilmekteyim.(Mü'minun-51)buyurulmaktadır.

Evet, Allah'u Tala peygamberlerine helal ve temiz olanlarından yiyin ve güzel işler yapın diye buyuruyor. Bütün peygamberler insanı kula kulluktan Allah'a kul olmaya çağırdıkları halde, eksiksiz 124 bin peygamber(a.s.)sizden bu davetimizin karşılğında bir ücret de istemiyoruz, ücretimizi misliyle Rabbimiz verecektir diyor.

Helal lokma dediğimizde, ariflerin piri Hz.Ebubekiri  sıdık(r.a.)ı anmasak olur mu; 'Hz.Ebubekir Halife'lik makamında devletin işlerini yürütüyor. Bir tane koyunu var, hizmetçisi her gün o koyundan 1 bardak süt  sağıp, Hz.Ebubekir'e getiriyor, Halife sütü içmeden soruyor sütü nerden getirdiğini, hizmetçisi de koyunumuzdan sağıp getirdim diyor, bir gün Hz.Ebubekir devletin işine odaklanıp unutuyor, hizmetçiye sormadan sütü içiyor, birazını içtikten sonra hizmetçiye kızım bu sütü nerden sağdın diyor, hizmetçi de Ya emirel muminin, sabah çıktığımda koyunumuz otlamaya gitmişti, beklemeyesiniz diye sonradan vermek koşuluyla izinsiz olarak komşunun koyunundan sağıp getirdim der. demez, Hz.Ebubekir, parmağını boğazına götürüp kusana kadar durmadı. haram lokma bugüne kadar boğazıma girmiş değil, ben bu haram lokma ile kıyamet gününde Rabbime ne derim diye ağlıyor,

Ya bizler...

Peki ya Hz. Sad Bin Ebi Vakkas'a ne demeli, kendisi aşere-i mübeşeredendir, cennetle müjdelenen on sahabiden biri'dir. onunda bir tane keçisi var, her gün onun sütünden içerdi, Bir  gün yolda giderken aniden komşunun tarlasından bir tutam ot yedi, Hz.Sad bunu görür görmez, yemin etti ölünceye kadar bu keçinin sütünden ve etinden yemeyeceğini, zira izinsiz kul hakkına girmişti,Allah'u ekber sahabinin hassasiyetine hayran olmamak elde mi?

Ya bizler..

Ünlü mutasavıflardan Ebul Vefa'yı nereye koyacağız, onun bir oğlu vardı. İşi gücü çarşıya çıkıp elindeki iğne ile çarşıda su ve süt satan esnafın deriden yapılmış kaplarına iğneyi batırıp, kapların delinip içindeki su ve sütün dökülmesine çalışıyordu. Önceleri Ebul vefa hazretlerinden utanan halk olayı gizledi. Olay devam etti. En sonunda esnaflar Ebul vefa hazretlerine gelip Ey Üstad, siz muteber bir insansınız, size anlatmaktan utanıyoruz, ama oğlunuzun durumu bu, bilginiz olsun dediler, Ebul vefa hazretleri onlara dua edip gönderdikten sonra,

Hanımını çağırıp, hanım oğlumuzun şu şu durumları olmuş, Ya senden kaynaklıdır, ya da benden, ben kendimde bir şey bulamadım, söyle bakalım neden dolayı olabilir, hanımı düşünür, düşünür, aklıma sadece bir şey geliyor acaba bundan mı olacak, dedi. Ebul Vefa hazretleri hanımına anlat dedi. Ben oğlumuza hamileyken canım çok ekşi çekti, misafirlikteyim, önümde de bir tabak var, tabak ta da nar, üzüm ve mandalina gibi meyveler var, ev sahibi gelmeden elimde iğne ile meyvelere batırıp iğne ucuna yapışan meyve suyunu izinsiz içiyordum. Bu olabilir mi, dedi. Ebul vefa, evet hemen git komşundan hellalik dile, dedi. helallik diledikten sonra oğlu babasına gelip babacığım; hakkınızı helal edin size layık evlat olamadım. tövbe ediyorum babacığım dedi.

Ya bizler....

Büyük velîlerden Şâh Şücâ Kirmânî hazretleri'nin bir kızı vardı. Kirman vâlileri ona tâlibdi. Şâh onlardan üç gün mühlet istedi. Bu üç gün içinde mescidleri dolaştı. Güzel namaz kılan bir genç gördü. Namazı bitirinceye kadar onu seyretti. Sonra yanına gidip: 'Ey genç, evli misin?'  diye sordu. Genç; 'Hayır.' deyince, ona; 'Kur'ân-ı kerîm okuyan, takvâ sâhibi ve güzel bir kızla evlenmek ister misin?' dedi. Genç; 'Bana kim kız verir ki, dünyâda üç dirhemden başka hiç bir şeyim yok.' dedi. 'Ben veririm, bu üç gümüşün biri ile ekmek, biri ile katık, biri ile güzel koku satın al.' dedi.

Şâh Şücâ kızını o genç ile evlendirdi. Kızı, o fakir gencin evine girdiğinde, bir kuru ekmek parçası gördü. 'Bu nedir?' diye sorunca, genç; 'Senin nasibindir. Yarın sabah yemek için ayırmıştım.' dedi.

Şâh'ın kızı babasının evine doğru gitmeye başlayınca, genç; 'Ah ! Ben Şâh'ın kızının, benim yanımda durmayacağını bilmiştim.' dedi. Kız bunu işitince; 'Ben senin fakirliğin sebebiyle gitmiyorum, îmânının zayıflığı için gidiyorum. Sen akşamdan, sabahın ekmeğini hazırlıyorsun. Ben ise babama şaşıyorum, bunca senedir yanındayım, bana seni haramlardan kaçan, dünyâyı hiç düşünmeyen birine vereceğim derdi. Bugün öyle birine verdi ki, Rabbine îtimâd etmiyor, rahat içinde bulunmuyor. Bu evde ya ben kalırım, ya bu ekmek. Sen karar ver.' dedi. Genç ekmeği bir fakire verdi. Şâh'ın kızı geri döndü ve onunla mesûd olarak yaşadı.

Ya bizler..

Peki ya üstadın babası mirza bey'in hassasiyetine ne demeli, bir tane hayvanı var, arazi ve bahçelerin arasından hayvanını otlatmaya götürürken, hayvanın ağzını bağlıyordu, ta ki varacağı yere varana kadar, istemeden hayvan izinsiz bir araziden veya tarladan otlayıp haram ile beslenmesin diye,

Ve haram malı hanesine götürmediği için Üstad Bediüzaman gibi bir şahsiyete nail oldu.

Peki bizler..

Helal lokma ile yetişen bir iman dileğiyle sizleri Rezzak olan Allah'a emanet ediyorum.

Tahirhan OSAL

[email protected]


2013-07-30