Ortadoğu'da ordular kimin hizmetinde?
Ortadoğu'da ordular halklarının hizmetinde mi?

Bugün Mısır'da, Darwinist ve materyalist eğitimle yoğrulmuş ve bunun sonucunda kendi vatandaşını, kardeşini gözünü kırpmadan katleden bir ordu var yönetimde. (Haşa) Allah'sız, Dinsiz, Kitapsız yetişen bu ordu halktan topladığı vergilerle yine kendi halkına kadın, çocuk, yaşlı, haklı-haksız gözetmeden, ölüm saçmaya devam ediyor. Halkın paralarıyla aldığı mermileri kendi halkına sıkıyor, halkın paralarıyla aldığı gaz bombalarını kendi halkına atıyor. İşte Mısır'daki Müslüman katliamı bu Darwinist yetiştirilen ordunun eseri.

Bu Darwinist-materyalist zihniyet sadece Mısır değil Fas, Tunus, Cezayir, Libya, Suriye, Ürdün, Irak gibi birçok Ortadoğu ülkesinin ordularına da hakim. Kuveyt, Suudi Arabistan gibi, en küçük bir dış tehditte ABD'nin arkasına gizlenen bu orduların gücü ve cesareti hiçbir zaman dış güçlere, dış düşmanlara yetmiyor. Zaten tarihlerinde de en ufak bir kahramanlık, cesaret, yiğitlik örneği yok bu orduların. Yalnızca kendi sivil halklarına karşı örgütlenmiş ve güçleri ancak silahsız ve savunmasız Müslümanları kırmaya, katletmeye yeten ordular bunlar. Başka deyişle, Batı'lı derin güçlerin kendilerine biçtiği Müslümanları şehit etme misyonunu yerine getiren kiralık katiller... Kuşkusuz bu orduların içinde münferit olarak inançlı olan kişilerin sayısı da çoktur bu kişileri tenzih ederim ancak orduların genel örgütlenmelerinin bu yönde olduğu da aşikardır.

İslam aleminin son yüzyılına bakıldığında, Türkiye hariç çoğu Ortadoğu ülkesi için durum aynı. Batılı güçlerin Müslümanlar üzerine bir tür bekçi olarak tayin ettikleri bu ordular ve diğer güvenlik güçleri aldıkları özel Darwinist eğitim sayesinde sevgi, şefkat, merhamet gibi insani vasıflardan yoksun olarak, Müslümanlara zulmetmeyi, onları aşağılayıp katletmeyi makul görecek hatta bundan zevk alacak bir nefret içinde yetiştiriliyor.

Mısır darbesinin zeminini hazırlayan da yine ordu ve güvenlik güçlerinin organize faaliyetleri. Mursi döneminde hükümeti başarısız göstermek amacıyla ülkede suni benzin kıtlığı oluşturan 3 büyük petrol şirketinin 3 büyük generale ait olduğu ortaya çıktı. Her nasılsa hayatı felç eden benzin kuyrukları, enerji kesintileri, karaborsalar darbenin ardından mucizevi biçimde bir günde sona erdi, bütün sıkıntılar bitti.

Mursi iktidarı döneminde kasıtlı olarak hayatı zorlaştırmak ve suç oranını yükseltmek amacıyla ortalarda görünmeyen güvenlik kuvvetleri darbe sabahı birden sokaklarda boy göstermeye başladı. Şu sıralar ise Mısır polisi son derece faal, Irak'ta Müslümanlara işkence yaparken fotoğraf çektiren ABD askerlerine duyduğu özentiyle işlediği katliamların önünde kameralara poz vermekle meşgul.

Batı ülkelerinde, İsveç'te, İrlanda'da tek bir ölü olsa yer yerinden oynarken, Mısır'da sayıları yüzlerle, binlerle ifade edilen sivil Müslüman katliamlarına sanki onlar insan değilmiş gibi kimse aldırmıyor, herkes seyirci kalıyor. Mısır'da, Suriye'de, Irak'ta toplamda şehit edilen Müslümanların sayısı milyonları bulurken bu tarihi felaketten sadece istatistiki sayılar verilerek ara haber şeklinde bahsediliyor.

Şehit edilen Müslümanlar isimleriyle değil ancak sayılarıyla gündeme geliyor. Müslüman hayatı hiçe sayılıyor, hiçbir değer verilmiyor. Diğer yandan, Mısır'da öldürülen tek bir Avrupalı gazeteci için ise kapsamlı haberler, anma programları, konuşmalar düzenleniyor.

İşte İslam dünyasının geldiği bu içler acısı durumda artık Müslümanların eziklik, zavallılık, çaresizlik ruhundan çıkıp kendilerinin değerli olduğunun bilincine varmaları gerekiyor. Allah'ın yarattığı değerli kullar olduklarının farkında olarak kendilerine Batılı derin güçler tarafından layık görülen muameleyi kabullenmekten şiddetle kaçınmalılar. Bununla birlikte, "darbe" kelimesini bile telaffuz etmeyen Avrupa'dan veya istese tek bir sözüyle bu katliama son verebilecek ABD'den medet umma gibi hayallerden de sıyrılmalılar. Tek kurtuluşun yalnızca Müslümanların birlik, beraberlik ve dayanışma içerisine girmelerinde olduğunun farkına varmalılar. Muhalefetin lideri Baradey'in, bir yıl boyunca İhvan hükümetine karşı Batılı ülkelerle işbirliği içinde darbe planı geliştirdikleri yönündeki itirafları Batılı derin güçlerin gerçek niyet ve tutumunu açıkça gözler önüne seriyor.

Kendi ülkelerinin çıkarlarını gözetme, Mısır'la olan ekonomik ve ticari ilişkilerini zedelememe adına eli kanlı zalim bir katile ses çıkarmayan, üstelik destekleyen siyasetçiler ve devlet yöneticileri de bu katliamlara göz yummuş ve bir anlamda ortak olmuş olduklarını bilmelidirler. Bu noktada, Mısır'daki zulüm ve haksızlığa başından beri gereken insani tepkiyi gösteren, katliamları ilk olarak lanetleyen Türkiye'nin adaletli ve hamiyetperver politikasına dikkat çekmekte fayda vardır. Tarih ve geleneğinden gelen tecrübe ve birikimiyle İslam'ı gerçek anlamda laiklikle bağdaştırarak en güzel biçimde uygulayan Türkiye'nin Ortadoğu ve tüm İslam dünyasındaki rol-model konumu tartışılmazdır.

Hamiyeti İslamiyeyi feveran ettiren Mısır'daki son katliamlar, İslam Birliği'nin yegane çözüm olduğunu ve Müslümanların bir başının, bir liderinin olması zorunluluğunu bir kez daha göstermiştir. Allah'ın Kuran'da emrettiği ve Müslümanlara güç, izzet, onur ve şereflerini tekrar kazandıracak yegane çözüm budur. Aksi bir tutumun, bölünmenin, ayrılığın, ihtilaf ve çekişmenin Müslümanları zayıf ve güçsüz kılacağı, yılgınlaştıracağı Kuran'da haber verilmektedir. Nitekim, böyle bir tutum içine giren Müslümanların başına bela, sıkıntı, horluk ve aşağılanmadan başka bir şey gelmediği tarihi bir gerçektir. Önemli bir konu da, yalnızca "Mısır'ın kurtuluşu", "Filistin'in kurtuluşu", ... tarzında sadece kendi ülkesini, kendi milletini umursayan, bir tavırla değil, tüm İslam aleminin birliğini, kurtuluşunu, mutluluğunu gözeten bir üslup ve gayretin ortaya konmasıdır. Allah Katı'nda makbul ve karşılık görmesi umulan duanın ve çabanın ancak böyle olacağı bilinmelidir.

Amerika'nın da, Avrupa'nın da, İsrail'in de ve diğer tüm dünya ülkelerinin de barış, huzur, mutluluk ve refahı için İslam birliği dışında kesin bir çözüm olmadığını görmeleri gereklidir. Aksi takdirde, darbeyi, terörü, illegal eylemleri desteklemesi, anti demokratik müdahalelere göz yumması, Batı'yı radikal örgütlerin, fanatiklerin ve bağnazların hedefi haline getirmekten başka bir fayda sağlamayacaktır.

Ki Mısır'da bugün gelinen noktada barışçıl göstericilerin açıkça katlediliyor olması Batı'yı da bunu kınama ve kabul etmeme durumuna getirmiştir

Aynı şekilde, İslam dünyasının bir başı ve liderinin olması da tüm Batı ülkelerinin çıkar ve rahatlarına en uygun sistem olacaktır. Elbetteki burada kastedilen model, Kuran dışı bağnaz ve müşrik din anlayışı değil, Kuran'da bildirilen sevgi, şefkat, merhamet, hoşgörü, barış, özgürlük ve demokrasi ruhuna dayalı bir İslam birliği ve yine bu birliğin başındaki aynı ruhu taşıyan manevi lideridir. İşte bu lider de Peygamber Efendimiz (sav)'in müjdelediği ve çıkışının alametleri gerçekleşmiş olan Hz. Mehdi (as) olacaktır, Allah'ın izniyle. Ve yine Allah'ın bir hikmeti olarak, bütün İslam alemi, Müslümanlara barışı, sevgiyi, huzuru sağlayacak bu mübarek şahsı, yani Hz. Mehdi (as)'ı hasretle bekleyecek ve arayacak konuma getirilmekte ve Allah'ın kaderi o yönde işlemektedir, İnşaAllah.




2013-08-30