ARKADAŞ
Orta Asya'da, savaşın ok ve yay ile yapıldığı dönemlerde, Türk savaşçılar, arkalarından gelebilecek bir saldırıyı önlemek için sırtlarını, önceden bu amaçla hazırlanmış bir TAŞ'a dayarlardı. Bu taş 'ARKA-TAŞ' veya Azerbaycan'daki telafuzuyla 'ARKA-DAŞ' olarak adlandırılırdı.

'Dostluk' kavramının, zaman içinde insanın arkasını yaslayabileceği ve kendisini muhtemel kötülüklerden koruyacağı fikri ile özdeşleştirilmesi sonucu 'arkadaş' kelimesi 'dost' anlamında dilimizdeki yerini buldu.

Evet; insanın gerçek bir dosta ve hiç düşünmeden arkasını dayayabileceği candan bir arkadaşa ihtiyacı diğer zaruri ihtiyaçlarından daha önemsiz değildir. Maalesef yaşadığımız şu kayıp asırda gerçek bir dost bulmak hiç kolay değil. Etrafımızda dost bildiğimiz insanları, dar zamanımızda yanı başımızda bulmak çoğu zaman mümkün olmuyor. Herkes kendi menfaatlerini koruma derdinde. Dostluklar genelde karşılıklı menfaatlerin devam ettiği süre içinde canlılığını koruyabiliyor. Çok ibretlik olduğunu düşündüğüm ve dostluk kavramını çok güzel anlatan iki hikaye paylaşmak istiyorum sizlerle...

'Savaşın en kanlı günlerinden biri. Asker, en iyi arkadaşının az ileride kanlar içinde yere düştüğünü görür. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındalar. Asker teğmene koşar ve:

- Komutanım. Fırlayıp arkadaşımı alıp gelebilir miyim?..
    Delirdin mi? der gibi bakar teğmen...
    - Gitmeye değer mi?. Arkadaşın delik deşik olmuş. Büyük olasılıkla ölmüştür bile.. Kendi hayatını da tehlikeye atma sakın..
    Asker ısrar edince teğmen "Peki " der.. "Git o zaman.."
    İnanılması güç bir mucize. Asker o korkunç ateş  yağmuru altında arkadaşına ulaşır. Onu sırtına alır ve koşa koşa döner. Birlikte siperin içine yuvarlanırlar. Teğmen, kanlar  içindeki askeri muayene eder.. Sonra onu sipere taşıyan arkadaşına döner:
    - Sana değmez, hayatını tehlikeye atmana değmez,demiştim. Bu zaten ölmüş..
    - Değdi Komutanım. der asker..
    - Nasıl değdi? der teğmen. Bu adam ölmüş görmüyor musun?..
    - Gene de değdi komutanım. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak, dünyaya bedeldi benim icin..
    Ve arkadaşının son sözlerini hıçkırarak tekrarlar
    - Geleceğini biliyordum!.. dostum... Geleceğini  biliyordum..'

Hiç düşünmeden sizin için hayatını tehlikeye atabilecek kaç arkadaşınız var, hiç düşündünüz mü? Dost ve arkadaş zannettiğiniz insanların hayatında nasıl bir yeriniz olduğunu hiç merak ettiniz mi? Sizin için uykularını feda edebilecek, başınız sıkıştığında senin meselen benim meselemdir diyebilecek kaç insan var hayatınızda biliyor musunuz? İşte ikinci hikayemiz...

'Gün görmüş, insan sarrafı olmuş bir adam, günün birinde oğlunun çevresindeki arkadaşlarının gerçek yüzünü göstermek için oğluna bir ders vermek ister ve ona kaç dostu olduğunu sorar. Bu soru üzerine oğlu, onlarca dostu olduğunu söyleyince , kendisinin bir buçuk dostu olduğunu ve dostlarının kalitesini ölçmek için bir deney yapmalarını teklif eder. Oğlu kabul edince, bir koyun keserek çuvala koymasını ve dost bildiği insanlara giderek bir adam öldürdüğünü, bundan kurtulmak için yardım istemesini söyler. Oğlu gittiği bütün kapılar yüzüne çarpılıp boynu bükük geri dönünce şimdide benim dostlarımı test edelim diyerek bir adres verir ve adresteki kişiye gitmesini, babasının bir adam öldürdüğünü yardım için kendisine gönderdiğini söylemesini ister. Genç adam elindeki adrese gidip durumu anlatınca babasının arkadaşı içeri girip bir tomar para ile geri döner ve bu parayı babana ver kurtulmak için kullansın şu an elimden başka bir şey gelmez diyerek gönderir. Oğlu babasına gelip olanları anlatınca, bu benim yarım dostum şimdide gerçek dostuma çuvalla birlikte git der. Çuvalla birlikte verilen ikinci adrese gidip durumu anlatınca buradaki kişi cesedi içeri koymasını ve artık bu meselenin kendi meselesi olduğunu o yüzden bırakıp gitmesini ister. Babasına gelip olanları anlatınca babası işte buda benim tam dostum der. Yaşananlardan babasının kendisine vermek istediği dersi çok iyi bir şekilde anlayan oğlu daha sonra dost seçerken çok daha dikkatli davranmaya özen gösterir.'

Unutmayalım ki dertlerimizle dertlenecek, sevinçlerimizle sevinecek, mutluluğumuzu en az kendi mutluluğu kadar önemseyecek gerçek dostlar bulabilmek için öncelikle bizim fedakarlık yapmamız gerekir. Bunun içinde maddeden çok manaya önem vermek, dünya malına bel bağlamamak, dostlukların her türlü dünya malından daha değerli olduğunu kavramak çok önemlidir.

2013-09-03