Eşitlik, O Ne ki! Kardeşlik Neyinize Yetmiyor?
İnsanın zihin dünyası etkisinde kaldığı toplumsal uyarıcılara göre şekillenir. Bu durum zihnin insani fıtrat ve vicdanı dikkate almamaya yönelterek işlemeye başlar. Türkiye sınırları içerisinde yaşayan İslamcıların zihin dünyaları fıtrat, vicdan ve İslami referansları yerinde ve doğru olarak kullanma becerisinden hayli uzak bir görüntü çizmektedir.

Türkiye İslamcılarının geneline ait zihin dünyasının işleyiş biçimi Kur'an ve Hz. Peygambere ait referanslara kulaklarını tıkayarak çevrelerinde olup bitene anlam yüklemeye çalışmaktadırlar. Hz. Peygamber ve sonrasına ait birkaç basit uygulama dikkatle incelendiğinde hak, hukuk ve eşitlik anlamında bizleri gerçekliğe ulaştıracak verilerin onlara ait uygulamalarda var olduğugörülür.

O döneme ait bu uygulamaların temel dayanaklarının Müslümanlık ve inanç üzerinden bina edilmediği bilakis hak, hukuk ve eşitlik üzerinden bina edildiğidir. Dolayısıyla din kardeşliğinin ve din dışı olmanın herhangi bir şekilde hak, hukuk ve eşitlikten mahrum olunacağı anlamına gelmediğini belirlemek açısından önemli dayanaklar ortaya koymaktadır.

Bu uygulamalardan bir iki örnekle yetinebiliriz. Mısır valisi olan Amr bin As'ın oğlu Hiristiyanbir Kiptiye tokat attığı için konu hak ve hukuk bağlamında ele alınarak eşitliğin sağlanabilmesi için kendisine Kipti tarafından tokat atılmasına hükmedilmiştir. Ki hükmün gerekçesi olarak  'Anaları insanları hürolarak doğurmuştur. Siz onları ne zaman köleleştirdiniz' şeklinde formüle edilmiştir.

Yine Medine döneminde Tu'me bin Ubeyrik adında biri Müslüman birisinden çaldığı kılıcı bir Yahudi'ye emanet bırakmış.  Bu kişininyaptığı hırsızlık eylemi sabitlenince yeminle suçu Yahudi'nin üzerine atarak kurtulmayı ummuştur. Bunun üzerine haksızlığa uğrayan Yahudi'nin hak ve hukukunun sağlanması için Yüce Allah tarafından ayet indirildiği herkesin malumudur.

Diyarbakır'ın fethi sonrasında Müslüman bir Arap tarafından Müslüman olmayan Diyarbakırlı bir yerli sebepsiz yere öldürülür.Hz. Ömer'e durum iletilir ve katli gerçekleştiren kişinin kaçtığı bildirilir.Ömer katilin derhal yakalanarak kısasın uygulamasını emreder ve emir yerine getirilir.(Şibli Numan'ı 'her yönüyle Ömer dönemi")

İslam tarihinde adaletin timsali olarak kabul edilen Hz. Ömer'e ait şu söz insanlar arasında hak ve hukukun sağlanması açısından önemlidir. 'Anaları insanları hür olarak doğurmuştur. Siz onları ne zaman köleleştirdiniz.'

Bu örneklerde dikkat edilmesi gereken temel nokta sosyal ilişki üzerinden gerçekleşen bir eylemin bireysel bir nitelik taşıyan takva bağlamında değerlendirilmesidir. Sosyal nitelik taşıyan durumların takva bağlamında ele alınmak istenmesinin temel nedeni insanların yaşanan olumsuzlukları daha kolay içselleştirmelerini sağlamayı amaçlamaktadır.

Oysa İslamcıların, bu uygulamaları hak, hukuk ve eşitlik düzleminde ele almaları gerekirken bunları takva bağlamında ele almaları onların zihinsel yapılarının işleyiş biçimine yönelik veriler ortaya koymaktadırlar.Dolayısıyla Kürdün hak ve hukukunu çalmak için takva İslamcılar tarafından bir araç olarak kullanılmaktadır. Takva, hak kapsamında ele alınması gereken bir durum iken hak ve hukukun çiğnendiği bir ortamda insanları takva beklentisine yöneltmekhiçbir zaman gerçekliği yansıtmamaktadır.

Aslında İslamcıların yaşadığı yanılgının temel noktası takva eyleminin bireysel bir durum iken sanki toplumsal bir nitelik arz ediyormuş gibisunmaya çalışmalarıdır. Aynı zamanda bunun hak ve hukukla eşleştirilmesi zihinleri karmaşaya yöneltme gibi bir amacı da içinde barındırmaktadır.  Oysa hak ve hukukun temel esprileri bireysel bir duruma değil toplumsal bir duruma yönelik nitelikler taşıyor olmalarıdır.

Toplumsal nitelik taşıyan bir durumun bireysel bir durumla özdeşleştirilmesi mantıkla izah edilmekten yoksundur.Bu durum basit mantık kurallarını bilen herkesin malumudur. İslamcılar konu Kürdlerin hak ve hukukları olduğunda çözüm yolu olarak takva bağlamında argümanlar sunarak hak, hukuk ve eşitlik taleplerini susturmayı yeğlemektedirler.

Böylece bireysel bir durum olan takva olgusu hak, hukuk ve eşitlik bağlamında insanlara sunularak yaşatılanların kabulünü sağlayan içselleştirme oluşturulmaktadır. Herkesçe bilinir ki 'İslam'da kendin züht ve zahitliğe yönelebilirsin ama çoluk ve çocuğuna zahid ol deme hakkına sahip değilsin.'  Ki Türk İslamcılığı bu noktada bizlere (Kürdlere) takvaya yönelik zühdü öğütlerken, temel hedef olarak hak ve hukukumuzun gaspını kolaylaştıracak veriler üretmenin derdindedir.

Laik Türkiye Devletinin Kürdlerin hak ve hukukuna yönelik gerçekleştirdiği olumsuz uygulamaların bu kesim tarafından göz ardı edilmesi İslami hassasiyetle açıklanabilir olmaktan uzaktır. Devletin gerçekleştirdiği uygulamaları İslami referanslarla tölere etmeye kalkışmaları ise buna yönelik açık bir veridir.

Kardeşlik vurgusunun sürekli gündemde tutulması bir anlamda size hak olarak reva görülene rıza göstermenize yönelik isteğin dışa vurumdur. Tıpkı şu hikâyedeki gibi 'Baba vefat eder çocuklar malları bölüştürürken çocuklardan biri her koşulda en iyi tarlayı kendisine yontar paylaştırmada ve bunu kardeşliğin gereği olarak diğerlerine sunar.'

Tıpkı Türk İslamcılarının 'Bizi devlete ve yönetimine itaate çağırırlarken hak ve hukuk gasplarını görmememiz gerektiğini ifade etmelerinin kardeşlik gereği olarak sunmaları gibi.'Bununla yetinemedikleri durumlarda ise devletin benzer zulümlerine Müslümanlarında maruz kaldıklarını ifade etmeleri soruna nereden baktıklarını açıkça ortaya koymaktadır.

Sonuç: Eğer takva toplumsal sorunları çözme becerisine sahip bir durum ise öncelikle Türk İslamcılarının hak ve hukuklarından vaz geçerek zühdü ve zahitliği temel alan bir yaşama yönelmeleri gerekir ki bunu bize öğütleme hakkına sahip olabilsinler.

 


2013-10-07