Kanayan yara Afrika'ya huzur nasıl gelir?
Afrika'daki acı ve sefaletin ürkütücü boyutları "Afrika", bugün adeta açlık, sefalet, yoksulluk, acı ve zorluk kavramlarıyla eş anlamlı hale gelmiş durumda.

Oysa Afrika kıtası bilindiği gibi, hem yer altı kaynakları hem de sahip olduğu birçok imkan ve zenginlik sayesinde halkının çok rahat, üstelik de yüksek refah seviyesinde yaşayabileceği bir potansiyele sahip.

Ancak, Sanayi Devriminden sonra Avrupalıların hem doğal zenginlik hem de insan gücü açısından bu kıtaya yönelik yürüttüğü sömürü politikasından ötürü şu anda bütünüyle fakirlik, kargaşa ve sefaletin eşiğine düşmüş bir vaziyette. Çok sayıda insan burada kıtlık ve açlık nedeniyle zor şartlar altında yaşam mücadelesi veriyor, işsizlik çok ileri boyutlarda.

Başta AIDS olmak üzere, salgın hastalıklar son derece yaygın. Modern toplumlarda basit tedavilerle iyileştirilebilen hastalıklar tıbbi malzeme ve tedavi eksikliği nedeniyle Afrika'da çok sayıda çocuğun hayatını kaybetmesine yol açıyor.

Afrika'ya birçok yerden yardımlar yapılıyor elbette... Ancak bu yardımlar, bölgedeki mafyalaşmış kabile mensupları ve çeteler tarafından gasp edilerek bambaşka yerlere ticari olarak para karşılığında satılıyor. Bu yüzden, yardımların hemen hiçbiri gerçek ihtiyaç sahiplerine ulaşamıyor.

Yine uyuşturucu ve silah kaçakçılığı da Afrika'da büyük anlamda sorun teşkil ediyor. Irkçılık, petrol ve değerli madenlerin paylaşımı gibi anlaşmazlıklardan doğan kabile savaşları, ülkeler arası çatışmalar ve sınır sorunları Afrika ülkelerinde, değil normal şartlarda en düşük standartlarda bile yaşamayı imkansız hale getiriyor.

Örneğin Mali'de kısa süreli bir ateşkes yapılmasına rağmen iç çatışmalar yeniden başladı. Burada, 600 dolara ailelerinden satın alınan çocuklar asker olarak kullanılıyor. Düşünün, aileler yalnızca birkaç yüz dolar karşılığında çocuklarını feda edip ölüme gönderebilecek derecede insanlıktan çıkmış durumda. Diğer yandan, Afrika'da insan ticareti de çok yaygın vaziyette. Kadınlar 1000 dolar gibi bir bedele evlilik için satılabiliyor.

Bu örnekler, Afrika'daki hakim zihniyetin insana verdiği, daha doğrusu vermediği değeri gözler önüne seriyor.

Kıtada çok ciddi bir su sorunu var. Normalde, dünyanın debisi en yüksek nehri olan Nil'in suyu bölgedeki bütün halkların su ihtiyacını çözmeye yetiyor da artıyor. Fakat bölge halkları arasında körüklenen kavga ve düşmanlıklar yüzünden bu su insanlara ulaşamıyor. Aksine bu en temel ihtiyaç maddesi sömürgeci zihniyetin de kışkırtmalarıyla insanlar arasında bir savaş unsuru haline getiriliyor ve ortaya "su savaşları" çıkıyor.

Oysa bölgede barış ve kardeşlik ortamı hakim olsa, insanlar birbirlerinin rahat ve mutluluğunu gözetseler, mevcut imkan ve zenginlikler insanlara adil biçimde ulaştırılır; açlık, susuzluk, yoksulluk gibi sorunlar da bütünüyle ortadan kalkar. Fakat, bu ahlak hakim olmayınca en doğal ve insani haklar da engellenmiş oluyor.

Birinci hedef yine Müslümanlar Bütün dünyada olduğu gibi Afrika'da da Müslümanlara yönelik maddi manevi çok ciddi baskılar ve saldırılar sürüyor. Bilindiği gibi, Mart 2013'de isyancı çeteler Orta Afrika'da bir darbe gerçekleştirdiler. Darbenin ardından, 5 ayrı isyancı çetenin koalisyonundan oluşan Fransa'nın da destek verdiği Seleka grubu Müslümanlara ağır bir baskı ve işkence politikası başlattı. Bir Müslüman kasabasına yapılan silahlı baskın sonucunda 40 kişi hayatını kaybetti, yüzlerce ev ateşe verildi.

Yine Eritre ve Etiyopya'da Müslümanlara karşı yürütülen vahşi ve zalimce eylemler yüzbinlerce insanı mülteci olarak ülkesini terk etmeye mecbur etti. Bu olay gelmiş geçmiş en büyük mülteci akınlarından biri  olarak tarihe geçti.

Sudan da burada ele alınması gereken bir ülke. Güney Sudan ayrıldı, fakat 22 yıl süren ve 1.5 milyon insanın ölümüne sebep olan bir savaştan sonra. Yani, nerdeyse insan ömrünün yarısına yakın bir süreden bahsediyoruz burada. Zihninizde canlandırmak isterseniz, 22 yıl önce doğan insanlar bütün çocukluklarını ve gençliklerini savaş ortamı içinde geçirmişler.

Savaşın nedeni ise Güney Sudan'da bulunan Orta Afrika'nın en kaliteli petrol rezervleri. Bu son derece değerli doğal zenginlik Sudan'ı söz sahibi bir Müslüman ülke konumuna getirebilecek iken Batılı sömürgeci zihniyetin kışkırtmaları sonucunda on yıllarca süren bir iç savaşa sürükledi. Ardından da kendi içinde kardeş olan ülke ikiye bölündü. Şu anda ise, Güney Sudan'ın petrol yatakları pek çok fırsatçı gücün üzerinde sayısız oyunlar ve planlar geliştirdiği bir konu.

Ülkenin bu duruma gelmesinde tabii ki Güney Sudan'a adil bir yönetim uygulayamayan bağnaz zihniyete sahip Hartum yönetiminin de büyük rolü var.

Afrika üzerinde planları olanlar yalnızca belli Batılı ülkeler ve güç odakları ile sınırlı değil. Brezilya ve Çin gibi ülkeler de bu pastadan pay alabilmek için yarışa dahil oldu. Hatta Çin'in hızlı ekonomik yükselişinden kaynaklanan ABD - Çin rekabetinin her geçen gün artması ile Afrika üzerinde oynanan oyunlar da aynı oranda kızışıyor.

Yani ortada bir Afrika kıtası var, içinde onlarca ülke ve bu ülkelerde yaşayan milyonlarca insan var. Fakat, kendileriyle alakası olmayan dünyanın bir ucundaki ülkelerin ekonomik çıkarları nedeniyle acı, ızdırap ve sefaleti bu masum insanlar çekiyor. Kargaşa, savaş ve çatışmalar bu insanların ülkelerinde çıkartılıyor. Bu suçsuz insanlar, ölüyor, sürülüyor, iltica etmek zorunda bırakılıyor.

Afrika için de tek kurtuluş çaresi İslam Birliği Buraya kadar aktardığımız hiç de iç açıcı olmayan tablo bize Afrika'nın şu anda hiçbir şekilde yaşanması mümkün olmayan bir kıta haline geldiğini gösteriyor.

Bu karanlık görünümü ortadan kaldırabilecek tek güç ise Müslümanların kendi aralarında kuracakları sevgi, kardeşlik ve dayanışma ruhuna dayalı olacak bir İslam birliğidir. İslam birliğinin sağlayacağı güç bu ülkelere hakim olduğunda ve ülkeler arasındaki manevi bağ tesis edildiğinde Afrika'nın ve Afrika halkının kurtuluş ve mutluluğu da an meselesi olacaktır. Allah'ın izniyle.

Aksi halde on yıllardır olduğu gibi, bir sömürgeci güç gidip yerine bir başkası gelecek veya radikal gruplar bağnaz fikirlerinin kendilerini yönlendirdiği saldırılara devam edecekler ve yaşanan kargaşa, sefalet, acı ve sıkıntılara her geçen gün bir yenisi daha eklenecektir. En doğrusunu Yüce Allah bilir.

Burada, Afrika kıtası ile Afrika insanı arasındaki çok ilginç bir çelişkiye dikkatinizi çekmek isterim. Normalde, en zengin petrol yataklarına, elmas ve altın rezervlerine ve değerli maden yataklarına sahip olduğu halde kıta, dünyanın en perişan, en yoksul, en büyük sefaleti çeken insanlarını barındırıyor. Yerin altındaki bu zenginlikler, üzerinde yaşayanlara hiçbir fayda sağlayamıyor.

Çünkü görünür nedenleri bir kenara bırakırsak, batında Allah'ın emrine aykırı hareket etmekten başka hiçbir gerçek nedeni olmayan bu bela ve sıkıntılar Allah'tan korkup Allah'ın emrine uygun davranıldığı takdirde derhal son bulacak, yerini güzelliklere ve nimetlere bırakacaktır, inşaAllah.

Allah'ın bu değişmez kanunu Kuran'da şöyle haber verilir:

Nedeni şu: Bir kavim (toplum), kendinde olanı değiştirinceye kadar Allah, ona nimet olarak bağışladığını değiştirici değildir. Allah şüphesiz işitendir, bilendir. (Enfal Suresi, 53)

Sonuç olarak, Ortadoğu, Türk dünyası, İslam dünyası ve tüm dünya ülkelerinin kurtuluş, mutluluk ve refahı için geçerli tek çözüm olan İslam Birliği kan ve gözyaşına boğulmuş Afrika'nın kurtuluşu için de yegane çıkış yolu olacaktır.

Böylelikle insanlar arasında önceden hakim olan kavga, nefret, bencillik, çıkarcılık ve düşmanlığın yerini Kuran'da emredilen sevgi, saygı, alayış, dostluk ve fedakarlık gibi güzel ahlak özellikleri alacaktır.

 İnşaAllah.


2013-10-07