Demokratikleşme Paketi ve Getirdikleri
Atatürk'ün ardından Türkiye üzerinde oynanan oyunlar Türkiye Cumhuriyeti'nin modern, çağdaş ve laik kişiliğine Gazi Mustafa Kemal Atatürk vesilesi ile kavuştuğu hepimizin bildiği bir gerçek. Büyük Önder, uçurumun kenarındaki ülkeyi içine düştüğü felaketlerden kurtarıp Türkiye'nin çağdaş uygarlıklar düzeyine dönük yolculuğunu başlattı. Devrimleriyle modern Türkiye'nin refah ve gelişimine öncülük etti.

Döneminde, sömürgeci güçlerin böl-parçala-yönet mantığında tüm Ortadoğu ve Kuzey Afrika, 'Sykes Picot' anlaşması ile paylaşılırken bu hain planlardan yara almadan kurtulan tek ülke Atatürk'ün liderliğindeki Türkiye oldu. Türkiye milli birlik ve bağımsızlığını, istikrarını bölgede koruyabilen tek istisnaydı.

Ancak, Atatürk'ten sonra demokratikleşme, özgürlük, insan hakları, hür düşünce, toplumsal barış, ekonomik ve teknolojik ilerleme, modernizm anlamlarında 21. yüzyılın başlarına kadar elle tutulur, kalıcı ve somut bir atılım gerçekleşmedi. Menderes ve Özal dönemlerindeki bazı kısa vadeli ve sınırlı iyileştirmeler dışında... İlerlemek bir yana, tam aksine ciddi bir geriye dönüş yaşandı. Türkiye, birtakım derin güçlerin hakimiyetindeki bir darbeler, yasaklar ve müdahaleler ülkesi haline dönüştü. Adı, anarşi, terör ve insan hakları ihlalleriyle anılmaya başladı.

Bugün, "İddia edilen Ergenekon Terör Örgütü" çatısı altında yapılandıkları artık deşifre olmuş bu derin güçler onlarca yıl kendilerini besleyen Batılı çıkar odaklarının talimat ve yönlendirmeleriyle Türkiye'yi neredeyse parçalanmanın eşiğine getirdiler.

Irk ve mezhep ayrılıklarını körükleyip, Türk, Kürt, Alevi, Sünni her kesimden vatandaşımızı birbirine düşürmeye, kardeşi kardeşe kırdırmaya çalıştılar.

Önce bağnazlığı ve yobazlığı kışkırtıp sonra da bunu dine mal ederek İslam'ı büyük bir tehlikeymiş gibi öne sürdüler. Böylelikle, Müslümanları ezmek, sindirmek ve pasifize etmek için gereken toplumsal psikolojik zemini oluşturmaya çalıştılar.

Diğer yandan etnik unsurları bahane ederek Kürt kardeşlerimizi 30 yılı aşkın süredir devam eden kanlı bir teröre alet ettiler. Bu sayede binlerce vatandaşımızın şehit olmasına sebep oldular. Kürtlere tepeden bakan hatta onları yok sayan tutumlarıyla bu kardeşlerimize büyük zulüm ve işkenceler yaşattılar, tarifsiz acılar çektirdiler.

Özetle her türlü kargaşa, çatışma ve istikrarsızlığı ülke geneline yayarak Türkiye'yi Batılı güçlerin sömürüsüne hazır bir coğrafya haline getirmeyi amaçladılar.

Ne var ki, on yıllar süren bütün çabalarına, sağlanan her türlü dış kaynaklı imkan ve desteğe rağmen, Allah bunu başarmalarına ve alçakça emellerine ulaşmalarına izin vermedi.

Geride kalan karanlık günler Allah'ın dilemesiyle, artık bu devirler geride kaldı. Yaklaşık son on yıldır bu saydığımız olumsuzluklarda hissedilir bir gerileme oldu ve kapsamlı bir iyileşme sürecine girildi. AK Parti hükümeti son derece önemli atılımlara imza attı. İktidarı döneminde, Atatürk'ten bu yana Türkiye'nin refahı, kalkınması, istikrarı, gelişmesi, zenginliği, demokratikleşmesi ve modernleşmesi yönünde ilk ciddi ve kapsamlı adımlar atıldı. 'İddia Edilen Ergenekon Terör Örgütü'nün su yüzüne çıkarılıp çökertilmesi ve büyük ölçüde etkisizleştirilmesi, terör örgütünün pasifize edilmesi gibi ülkenin bekası bakımından en kritik konularda önemli ve somut başarılar kaydetti.

Elbette henüz her şey mükemmel, tam gereken ve arzulanan düzeylerde değil. Fakat şu ana kadar ciddi aşamaların kaydedildiği ve ileriye yönelik umut veren bir tablonun ortaya çıktığı inkar edilemez bir gerçek. 

Hükümet'in son olarak sunduğu "Demokratikleşme Paketi" de yukarıda bahsettiğimiz gelişmeleri tamamlaması ve Türkiye'nin daha özgür, çağdaş ve demokratik bir toplum olması açısından son derece önemli bir adım.

Paketle birlikte yıllardır beklenen çok sayıda talep ve ihtiyaca çözümler sunuluyor. Ancak burada unutulmaması gereken konu, en öncelikli gerçek hedefin halkımızın mutluluğu, huzuru ve refahı olduğudur. Bunun da temeli halkımızın birbirine karşı içten ve samimi olarak beslediği sevgi, saygı, kardeşlik, şefkat, ve merhamet gibi insani duygularıdır.

İnsanlarımız arasındaki candan sevgi ve kardeşlik bağları güçlendirilip pekiştirilmedikçe, karşılıklı sevgi, saygı duyma, değer verme, koruyup kollama gibi üstün insani vasıfları geliştirmeye yönelik söylem ve politikalar izlenmedikçe, tedbirler alınmadıkça, yalnız isim ya da harf değişiklikleriyle, dil eğitimleriyle gerçek bir mutluluk sağlanamayacağı açıktır.

Elbette isteyenin istediği dili öğrenmesi, konuşması son derece doğal ve insani bir haktır. Ancak kardeşliği ve milli birlik ve bütünlüğü zedeleyecek, insanları birbirinden uzaklaştıracak, başkalaştıracak bir dil politikası da kabul edilemez.

Ayrıca, andın kaldırılması konusunda, belki bazı insanlar "Türk" tanımını tam olarak kavrayamamış olabilirler. Oysa, "Türk" ifadesi ırkçılık anlamında değil, etnik kökeni ne olursa olsun Türkiye topraklarında yaşayan bütün insanları tanımlayan bir terimdir.

Ancak, eğer bu anttan rahatsız olan kesimler varsa, o zaman Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan Laz, Kürt, Çerkes, Boşnak, Arap, Türkmen, Arnavut, vs. gibi farklı etnik kökenlerden herkesi içine alacak, birlik, kardeşlik ve bütünlük ilkelerine dayalı yeni bir ant hazırlanabilir. Çocuklara küçük yaşta vatan sevgisi aşılaması bakımından böyle bir uygulama güzel bir vesile olabilir.

Demokratikleşme paketinin sadece belli bir bölgenin değil tüm halkımızın refah ve mutluluğunu sağlaması, bütün Türkiye'nin ihtiyaçlarına yönelik olması esastır. Türk milleti, tarihi boyunca bölgeler, ırklar, hizipler halinde değil topyekun hareket eden bir millet olmuştur. Bugün de 76 milyon olarak hareket etmektedir. O nedenle bir fayda sağlanacaksa 76 milyon için sağlanmalı, ülke menfaati için bir tedbir alınacaksa 76 milyon el birlik almalıdır.

Elbette Kürt kardeşlerimizin iyi, güzel, mutlu ve müreffeh yaşamaları en büyük dileğimizdir. Ancak bu, PKK'nın hain bölücü yöntemleriyle değil tüm milletimizin birlik, bütünlük ve kardeşlik ruhu içerisinde sağlanacaktır. Komünist PKK'nın Kürt kardeşlerimizi alet etmeye çalışarak devletimizin üniter yapısını bozmaya yönelik getireceği her türlü teklif baştan reddedilmeli, hiçbir taviz verilmemelidir. Nitekim hükümetimizin ve milletimizin bu konudaki kararlılığı açıktır.

Pakette yer alan, başörtüsü yasağının kaldırılması da uzun süredir Türkiye'nin beklediği gecikmiş bir karardı. Elbette başörtülü, başörtüsüz bütün hanımlar bu ülkenin birinci sınıf vatandaşıdır ve diledikleri gibi yaşama, diledikleri yere girip çıkabilme hak ve özgürlüklerine sahiptir. Hepsi kardeşimizdir, hepsine sevgi, saygı ve şefkat duyulması esastır. Aralarında ayrım yapılması hiçbir insani ve demokratik ölçüye sığmaz.

Diğer bir madde olan, 'hazine yardımından yararlanma barajının %3'e düşürülmesi' ise BBP, Saadet Partisi gibi Türkiye'nin çimentosu niteliğindeki partiler açısından önemli ve yerinde bir karardır.

Kişilerin din, mezhep veya etnik kökenleri nedeniyle ayrımcılığa tabi tutulmasının, hakaret, baskı ve eziyete uğramasının önüne geçmeyi hedefleyen 'nefret suçları' ile ilgili yeni düzenlemeler de olumlu bir adım. Ancak 'nefret suçu' kavramının tanım ve sınırlarının çok net ve somut biçimde ortaya konması gereklidir. Ki ilerde bu yasalar art niyetli kişilerin ellerinde yorum ve spekülasyona, şahsi kanaat ve inisiyatife açık bir ezme ve sindirme aracına dönüşmesin. Çağdışı, anti-demokratik "düşünce suçu" kavramının farklı isimdeki bir versiyonu haline gelmesin.

Ayrıca, bu yeni düzenlemeler konusunda halkımız çok detaylı bilgilendirilsin ki bilinmeden işlenebilecek suçların önüne geçilebilsin.

Kadın erkek eşitliği, kadın hakları ve özgürlükleri ile ilgili daha etkili ve belirleyici düzenlemeler yapılması gerekiyor. Kadınlara yönelik şiddet suçlarına yönelik caydırıcı ve kadınları koruyucu somut tedbirlerin alınması hayatidir.

Şu an, milletçe el ele geçmişin üzerine özgür, aydınlık, demokrat, hukukun üstünlüğünü esas almış bir Türkiye inşa etmenin eşiğindeyiz. "Demokratikleşme Paketi" de bunun önemli adımlarından biri.

Birçok kişinin acı, zorluk ve sıkıntılarla dolu bir geçmişten gelmenin tedirginliğiyle yenilikleri kolay karşılayamadıkları bir gerçektir. Her ne kadar bu karanlık geçmişin mağduru olsalar da mevcut ortama yeni yeni adapte olmalarını anlayışla karşılamak gerekir.

Ancak, yakın geçmişe kadar, faili meçhullerin hesabının tutulamadığı, Başbakan, Bakan, Kuvvet Komutanlarına düzenlenen suikastlerin sıradan günlük olaylar haline geldiği, işkencenin sistematik olarak uygulandığı, darbelerin, muhtıraların rutin haline geldiği bir Türkiye'de yaşadığımızı da hatırlamamız lazımdır.

Bu nedenle, iktidarıyla, muhalefetiyle milletçe topyekun bu adımı desteklemeli, paketin Türkiye'nin ihtiyaçlarına yönelik olması için gerekli revizyonların yapılıp eksiklerin giderilmesinden sonra hayata geçmesini kolaylaştırmalıyız. Türkiye üzerinde çıkarları olan dış güçlerin her an tetikte beklediklerini ve Türkiye aleyhinde harekete geçmek için fırsat kolladıklarını unutmadan vatan ve milletimizin menfaatine olacak hayırlı adımları geciktirmeden atmalıyız.

Sonuç olarak tüm bu gelişmelerin, Allah'ın Türkiye ve Türk milletini özel olarak koruduğunun ve bu ülke için yakın gelecek için çok özel bir kader yarattığının işaretleri olduğu fark edebilenler için çok açıktır. Tüm olaylar, tüm kararlar ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olmakta ve olacaktır. Demokratikleşme Paketi de aynı şekilde Türkiye için hayırlı olacaktır. İnşaAllah.


2013-10-18