Kim barbar?
Dün sona eren 13. İstanbul Bienali'nin ismi, Lale Müldür'ün kitabından alıntılanmıştı: 'Anne, ben barbar mıyım?'
Kentsel kamu alanlarına ve vahşi kentsel dönüşüme odaklanan Bienal'in içeriği de başlığı kadar çarpıcıydı.
Barbarlık bizde 'yabanilik, ilkellik, vahşilik' anlamında kullanılır.
Oysa barbar, eski Yunan'da 'Yunancayı konuşamayan, dolayısıyla vatandaş olmayanları imleyen' bir tanım.
Tarih boyunca Avrupalılar, bizim 'gâvur' dediğimiz gibi, kendilerinden olmayanlara 'barbar' demiş.
Peki, bugün kimler 'vahşet, ilkellik' açısından barbar? Kimler 'vatandaş' sayılmayanlar? Kimler 'bizden olmayanlar'?
Bugün sadece Türkiye'de değil, dünyanın pek çok yerinde bunlar sorgulanıyor. Sermaye-iktidar işbirliğinin kamusal alanlara, birey haklarına, ekolojik dengeye ihanet eden saldırıları, toplumlarıisyan noktasına götürüyor.

Ormana gece baskını
Hintli aktivist Vandana Shiva, 'Ne zaman ihtiyacımızın fazlası olan tüketim ve üretim şekillerine başvurulursa, şiddet uygulanmış olur' der.
Oysa modern hayatımızda neredeyse her şey ihtiyacımızdan fazla olan tüketim ve üretim şekilleri üzerine kurulu.
Neokapitalizm, doğanın sınırlı kaynaklarını büyük bir iştahla tüketirken, insana, hayvana, doğaya, gezegene korkunç zararlar veriyor. Sadece ekonomik ve sosyal anlamda değil, ekolojik ve kültürel olarak da.
Bu yüzden Brezilya'da Amazonları mahveden barajlara karşı binler direniyor. Bu yüzden İstanbul'da 'üç beş ağaç' yüzünden on binlerce insan sokaklara dökülüyor.
Ankara'da bayramın son günü, belediyenin polisle birlikte ODTÜ'ye ait ağaçları gece vakti kesmesi, Gezi Parkı'nda yaşananların kötü bir tekrarı gibi.
ODTÜ'ye ait, kamuya açık arazide hiçbir izin, bilgilendirme yapılmadan baskın yapıldı.

Hani çevreciler masumdu?
ODTÜ'yü temsil eden farklı derneklerin ve Eğitim Sen'in dün yaptığı ortak açıklamada, üç bin ağacın büyük bölümünün tahrip edildiği, alanı korumaya çalışanların gaz fişekleri ve plastikmermilerle yaralandığı yer aldı.
Aylardır tartışılan 'yol' meselesinde, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın hazırladığı 'koruma planı'naitiraz süresi dolmamıştı.
Peki, bugün, Gezi'nin 'başlangıcı'nı sonrasından ayıranlar, 'çevreci gençleri' masum, diğerlerini 'vandal' ilan edenler acaba ne diyecek?
ODTÜ arazisinin yasal statüsüne rağmen yapılan bu akıl almaz müdahale, vatandaşı ve yasaları hiçe saymaktır.
Barbar burada kim, kamusal alan ne? Bu korkunç iştahın sonu ne?

BİENAL NEDEN REKOR KIRDI?

Cumartesi günü 13. İstanbul Bienali'nin ana mekânları, hıncahınç doluydu... Radikal, tahminlere göre 350 bin kişinin Bienal'i ziyaret ettiğini yazdı. Bu bir Türkiye rekoru.
Bienalin ücretsiz olmasının etkisi büyük. Ama ilgiyi sadece 'bedava köfte'yle açıklamak, eksik olur...
1. Kavramsal sanat, artık daha geniş kitlelerin ilgisini çekiyor: Bienal ziyaretçileri heterojenleşti.Üniversiteli gençler ve Avrupalı turistler çoğunlukta. Ama muhafazakâr gençler de var... Kalabalığa rağmen bebek pusetleriyle ve küçük çocuklarıyla mekân gezen ailelerin bolluğuşaşırtıcı.
2. Bienalin çerçevesi ve Gezi ruhunun etkisi: Gezi'den Sulukule'ye, İstanbullunun dertlerine ve 'uyanışı'na dokunan bir bienal, bize daha yakındı... Galata Rum İlköğretim Okulu'nun en üst katındaki 'Mülksüzleştirme Ağları'na ve Halil Altındere'nin videosuna gösterilen yoğun ilgiden çıkardığım bir sonuç.


2013-10-21