Köyüm ve 'Kusursuz Türk'
Yıl 1923...
Cumhuriyet yeni kurulmuş. Taptaze tomurcuk cicek gibi tüm dünyanın gözü ve iki gözü üstümüzde öleee bakıyo...
Ve tarih yazan o yorgun bitkin yarım yamalak virane düşman istilasından geriye kalan osmanlı'dan kalan havo...
Yigit cefakar anadolu insanı ile vatanını tekrar tek yürek yapan lider mustafa kemal ve silah arkadaşlarını işte o tarihlerde taaa amarikada yayın hayatına yeni başlamış dergi taa oralardan görüp takip edip şöyle başlık atmış...

'Kusursuz Türk'.

24 mart 1923 tarihli dördüncü sayısında tam sayfa kapak fotografla şöyle yazmız derginin genel yayın yönetmeni Sn.Ishaan Throor;

Bugun osmanlı imparatorlugu'nun yıkıntılarından egemen, bagımsız bir ülke olarak cıkan Türkiye  Cumhuriyeti'ni kurmuştur.

Henüz  Atatürk ünvanını almamış Mustafa Kemal Paşa'ya şöyle iltifatta bulunuyor;

Halkını yabancı bir makamın boyundurugundan kurtaran, sahip oldukları özelliklerin farkına varmalarını saglayan ve düşünce ve eylem özgürlügü getiren Türkiye'nin özgürleştiricisi olarak selamlamıştı.

Atatürk Osmanlı ordusunda subaylıkla yola cıkan Atatürk, Türk güclerine 1. dünya savaşının sonunda imparatorlugun yıkılmasıyla ortaya cıkan siyasi karmaşada liderlik etti ve ülkesini batı avrupa imparatorluklarının saldırılarından korudu.

Türkiye yeni bir Cumhuriyet olmaya dogru ilerlerken T İ M E bunları yazmıştı ve Kemal ''KUSURSUZ''   bir Türk ve tüm dünyaya Modern Türkiye'nin cekirdegi oldugunu kanıtladı.

 Rütbelerini ülküsüne sarılarak kazanmış başarılı bir profesyonel asker..

 Ve daha bir cok ünlü yazar düşünür siyaset adamı tarafından gıpta ile izlenmiş, tarih yazmış ülkesi icin milleti icin hic durmadan kendi şahsi  dünyasını bile hep ertelemiş. Hatta hatta annesinin vefatına bile katılamamış gercek bir vatanperver, bir şahsiyet o kadar ki geceler boyunca acaba ülkem adına daha neler yapabilirim düşüncesi ile devamlı olarak anadoluyu bizzat gezip sorunlarını hep yerinde bire bir görmüş yaşamış... Ve hec belli etmeden insanların icine karışıp dertlerini kah yol kenarında kah tarlada calışan ileşber cifcilerle kah dag başında koyun otlatan cobanla kah evinin önünü süpüren ev hanımlarını hatta hatta amale pazarlarına ugramış hasbael hasbel etmiş ve tüm bunları angaraya varınca yetkilileri cagırıp istişare etmiş böyle bir lider..

 Böyle bir günlerde yine bir teftişte..

Bir gün bir köylü Atatürkün orman çiftliği hudutları içindeki bir tarlayı, kendi tarlasıymış gibi sürüyordu. Onu gördüler. İhtar ettiler, dinletemediler. Bunun üzerine Atatürk'e söylediler.

Atatürk teftişe çıktığı zaman o tarafa gitti. Yanındakiler toprağı sürmekte olan köylüyü göstererek:

- İşte budur! dediler.

Atatürk yavaş yavaş ona doğru yürüdü. Yaklaşınca sordu:

- Burada ne yapıyorsun?

Köylü gülümsüyordu. Son derece sevip saydığımız, fakat asla korkmadığımız bir insan karşısında nasıl durursak köylü de öyle duruyordu. Sakin bir sesle cevap verdi:

- Tarlayı sürüyorum.

- İyi ama, bu tarla senin midir?

- Değildir.

- Kimindir?

- Atatürk'ündür!.

Köylü bu cevabı vermekle suçu kabul etmiş oluyordu. Bu itibarla dava kaybolmuş demekti. Atatürk, kendi toprağına tecavüz edildiği için değil, haksızlık yapıldığı için sertlendi ve sordu:

- İyi ama, sen başkasının toprağını ona sormadan ve izin alınmadan sürülüp ekilmeyeceğini bilmiyor musun?

Köylü hiç telaş etmiyordu. Aynı sükunetle dedi ki:

- Biliyorum, fakat benim bu tarlayı sürüp ekmeye hakkım vardır!

Atatürk'ün kaşları çatıldı ve büyük bir merak ve hayretle ona sordu:

- Bu hakkı nereden alıyorsun?

- Çok basit... Atatürk bizim babamız değil mi? İnsan babasının tarlasını sürüp ekerse kabahat mi işlemiş olur?

Atatürk'ün yüzünde takdir ve sevgi duygularının en coşkununu anlatan engin bir gülümseme oldu, köylünün sırtını okşadı ve;

- Haklısın!.. diyerek uzaklaştı.

Cumhuriyetimizin kuruluşunun 90'nıncı yılını tüm ulus olarak kutluyoruz, az buruk aksak işleyen adalet duygusu ile de olsa da genede yüce allahım daha beterinden saklasın diyerek her milli bayramlarda sabah erkenden kalkar türk bayragını evin yola bakan tarafına şıp diye asarım cünki şehirde olmamıza ragmen pek az insan bu duyguyu biliyor malesef,sokak olarak tek tük asan var insanlar biraz daha egitim şart gibi.

ama şehir merkezi cadde  ve sokaklar genc kızlar gibi gelin gibi, öyle güzel süslenmiş cigden gibi gül gibi karanfil gibi..

Büyük büyük bayraklar evlerin işyerlerin camlarını süslemiş o muhteşem Atarürk'lü dev bayraklar ve bazı duyarlı vatandaşlar...

Ellerinde yüzlerce kücük bayrakları gelen gecene verip sallıyorlardı havanın da cok güzel olması ile coluk cocuk tüm yurttaşlar resmi törenlerde olanca coşkusu ile istiklal marşımızı ve kaldırılan Andımızı coşku ile söylüyorlardı..

Derken köye gidiyoruz az işimiz var hem artık anam bubam köyden pılı pırtıyı toparlamışlar hadin gelin artık şehre dönüş vakti deyip araıyorlar ve yapılacak bahcede az işler var son rütüşlar ici,n yolda yız ..

Uşak devlet yolu izmir- Ankara arsında ilerliyoruz o tarihi türkiyenin ilk şeker farpikası olan Sn.Nuri Şeker in emaneti olan o 

farpikayı selamlayıp pancar siloları ve sıra bekleyen sıra sıra kaymonları ile bacasından cıkan o beyaz duman ile asılı duran dev Atatürk ve Al kırm ızı  Türk Bayragı salana salına tüm yoldan gecenlere sanki cumhuriyetin az kalan demirbaşları bizlerden selam,selam tüm yolculara deyip sallanıyorlardı..

Yol boyu bir iki benzinlik var ve onlarda bayrakları asmış duyarlı insanlar cok şükür,ve ilk köy carıkköy, icinde bizi gene yaşlı bi ihtiyar balkona asmış türk bayragını uzatmış ayaklarını yaslanmış balkona yorgunluk yaşlılıktan olsa gerek keyif yapıyor ve başındaki afyon işi kep şapka az egmiş öyle gelip gecene aha ben astım bayragımı  gerisini bilmem der gibi ve köy icinde


köy mıhtareıl üstünde de dalgalanıyo belli ki mıhtarda az okumuş biri ki işibiliyo..

Derken tarih ile yolculuk ya devlet demir yolları nın kapaklar istasyonu na geliyoruz agırlaşıp demir yolunu hafif ten gecip tarihi Cumhuriyet istasyonuna selam cakıp aha bura calışsa idi oraya da bayrak asılırdı deyip  kırka köyune dogru şaban kılıc,ın yamaca dogru tırmanıyoruz sag tarafta hacı adil sünter ceşmesi de el salıyor ve arap dayının kaşdan da gecip şibit alinin tepeden aşagıya süzülürken köy kabirligi  ve cevreleyen o cam  selviler ve orada yatan tüm gecmişimize de fatihalar

üfleyip köye ait tabela '' KIRKA '' hoşgeldiniz der gibi öglen olmuş köy cok sakin ve köy camisinden ögle ezanı okunuyo köye yeni gelmiş orta dogu fatihi kudus fahri elcisi degerli   '' Üstat'' ezan okuyo hemen sesinden belli hoş gedin hocam

deyip namaza yetişiyoz,köy icinde bi neşeli irametlinin catısında ve köy konagında, dalgalanır bayragımız ve istisna köyde 

bayram akgun ve mustafa gencerin balkonda görünüyor daha da başka görünmüyo..bunada şükür..

Ve insanlar arasında bir coşku var ama angarada ise buna mukabil altarnatif güya acılışmış da falanmış da sanki nazire yapıyorlarbi karşı bayram gibi de olsun istemeden de olsa resmi protokole mecbur oldukları icin uyuyorlar,olsun olsun ama halk

anıtkabire koşup fatihalar okuyorlar dualar okuyorlar selam duruyorlar bu günlerde gecer bu halk neler neler gördü ve

bu halk bu millet artık cok akıllı cok..

İşte bi Cumhuriyet bayramı tüm ülkemizde dış temsilciliklerimizde kuzey kıbrıs türk cumhuriyrtinde coşku ile gurur ile tüm 

şehit gazilerimizi anıp dualar okuyup kutladık nice mutlu yıllara tüm Türk vatandaşlarının bayramı kutlu olsun..

Köyüm kırka köyünden sonbaharın  tüm şıklıgı ile o muhteşem yaprak dansları ile doga manzaralı tavşan kanı cayı ile selam saygılar sunarım salıcakla kalın 'ÜSTAT'

 

 


2013-11-01