Sera Mahsulleri Denetleniyor mu?
Geçen haftaki yazımda Helal Gıdaya dikkat çekmiştim. Etkili oldu mu bilmiyorum fakat yazının yayınından sonra 'Hileli Gıda' ve 'Helal Gıda' konusu gündem oldu. Uzmanlar bu konuyu tartıştı ve nihayet Sağlık Bakanından konuyla ilgili açıklama geldi. Sayın Mehmet Müezzinoğlu, hileli gıda üretenler için kasım ayında cezai müeyyideleri artıran hükümlerin torba kanun tasarısına konulacağını söyledi. Eh çok şükür diyelim, bu konuda atılan her adım takdire şayandır ve alkışlanır. Aslında insan sağlığının hiçe sayıldığı, para kazanma uğruna her türlü melanetin gıdaya karıştırıldığı bir ülkede, geç bile kalınmıştı diyebiliriz. 

  Geçen yıllardan hatırlarız, domates fiyatlarının 3 ile 5 lira arasında seyrettiği günlerde, birden bire 1 liraya düştüğünü hepimiz biliriz. O domateslerin üzerinde fazla ilaç taşıdığı için Rusya sınırından döndürüldüğünü de biliriz. Rus devleti halkının sağlığını önemserken bizde nasıl bir anlayış varsa iç piyasada alıcı bulur domatesler... 

  Aslında bu olay ne ilktir ne de son... Benzer olayları üzümde de yaşamıştık. Sıkıntının kontrol sisteminde olduğu aşikâr... Öyleyse bu konu enine boyuna tartışılmalı ve çözüm önerileri üretilmelidir. Şimdiye kadar denetim yetkisi Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının elindeydi. Muhtemelen onlarda problemin farkındalar. Bundan sonra nasıl bir yol izleyeceklerini duyurmalarını bekleriz. 

  Yaz tatillerinde çocuklarımla beraber Uşak iline bağlı Banaz ilçesine gideriz. Eskiden bağlar ve bahçelerin olduğu bir ilçeydi Banaz. Şimdi bahçelerin yerini naylon brandalı seralar almış. Köylü vatandaşlar bile sera kurmuşlar. İnsanlara gidişatı soruyorum, hallerinden memnun olduklarını söylüyorlar. Seralardan yaz kış ürün alıyorlarmış. Hayırlı olsun dedim ve çocukluk arkadaşımın kurduğu böyle bir serayı ziyaret ettim. Sırıklara sarılmış fidanlardan domates, biber ve salatalıklar fışkırıyordu. Arkadaşıma masraflı mı, diye sorduğumda aldığım cevap düşündürücüydü. Bana, 'Bizi zorlayan tek şey zararlı böcekler' dedi ve ekledi: 'Güneş ve su kadar zirai ilaç kullanıyoruz ve bu ilaçlar çok pahalılar!' 

  Arkadaşımın ilaç dediği maddeler kimyasal zehirlerdi. Tüm seralarda bu zehirler kullanılırmış. Kullanılmadığında haşereler bitkiyi kuruturmuş. Buraya kadar belki her şey normal görünüyordu fakat dikkat çekmek istediğim asıl nokta, arkadaşımın zehri nasıl ve hangi miktarda kullandığıydı. Acaba sadece bitki zararlılarını mı öldürüyordu, yoksa tedrici olarak ürünü tüketen bizleri mi? Zira arkadaşım serasından topladığı mahsulü direk olarak manav ve pazarlara veriyordu. 
 
  Rusya ve Avrupa ülkelerinin sınırda uyguladıkları denetimleri bizler,  iç piyasada beklesek bilmem çok şey istemiş olur muyuz? Aslında zirai mahsullerin yetiştirilmesinde Üniversitelerimize de iş düşüyor. Keşke, Ziraat ve Veterinerlik Fakülteleri laboratuar sınırlarını genişletseler ve beldelerindeki köyleri de dâhil etseler...  Ürün kalitesine etki eden çalışmalarını bölge halkıyla paylaşsalar ve köylülerle ortak çalışmalar yürütseler... Tarım ve hayvancılıkta reform yapmak denince akla sadece çiftçiye verilen krediler geliyor. Hâlbuki çiftçinin yetiştirilmesi de bir o kadar önemlidir. Seralardan soframıza gelen mahsuller bir denetimden geçirilse ve standartlara uymayan mahsullerin satışı engellense mesela. Bazı ilaçlar için bol su ile yıkamak bile yetersiz kalıyor diye duyuyoruz. Zaten öyle olmasaydı ziraat mahsullerimiz ihracat kapılarından döndürülmezdi, değil mi? 

  Üreticileri de unutmamak lazım. Onlar işini yapıyorlar. Zirai ilaçlar konusunda art niyetlerinin olmadığını düşünüyorum. Çünkü aynı ürünü onlar da tüketiyorlar. Öyleyse bir eğitim sürecinden geçirilmeleri elzemdir. Bu eğitimi ister üniversiteler yapsın isterse Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı fark etmez. Fakat her geçen günün kayıp olarak sağlığımızı etkilediği ülkemizde ne kadar çabuk davranılsa kar sayılır.

2013-11-04