Kentsel Dönüşümün Şifreleri
Türkiye'nin çevresindeki tüm ülkeler daha temiz ve daha düzenli yerleşimlere sahip. Bunu artık devletin en üst seviyesinden, en sade vatandaş seviyesine kadar anlamış durumdayız. Örneğin, hemen yanı başımızdaki Batum;  küçük ve fakir bir ülkenin 2. şehri, ama şehrin dokusu ile tarih dolu, parkları ve meydanları ile adeta düzen ve güzellik abidesi. Sınırın bizim tarafı ise, Suriye'nin bombalanan şehirleri kadar felaket görünümünde.

Şehirlerimizin plansızlığı, estetik görünümlerine olduğu gibi, ekonomik boyutu ile de yaşayanları geri itiyor. Örneğin, dar caddelerde toplu ulaşım olmaması nedeni ile 1 birim mesafe için trafikte geçen süre, ve harcanan yakıt çok fazla. Herkesin kendi başına, izolasyonuz, aşırı büyük ve projesiz inşa ettiği daireleri ısıtmak için harcanan enerji güneş ülkesi olan Türkiye'de, soğuk Avrupa'ya göre daha pahalı.

Neden bizim şehirlerimiz böyle düzensiz ve plansız? Neden ekonomik yerleşim alanları kuramıyoruz? Aslında bir imar yönetmeliği var, parseller, yollar, yeşil alanlar ayrılıyor, kat alanları, inşaat tipleri makro planlarla, büyük ölçekten küçük ölçeğe projelendiriliyor.

Yetgin mimarlarımız, mühendislerimiz var, dünyanın her yerindeki o imrenilen belgesellere konu olan binaların birçoğunda insanımızın imzası var. Peki ama yine de neden olmuyor? Neden Batum gibi fakir bir ülkenin şehri tablo gibiyken, zengin doğası ve çalışkan insanların yaşadığı Türkiye de planlı bir kavşak bile yok?

Cevabı gördüğümüz kadarı ile şudur;

Türkiye'de bireyin hakkına ve belediyedeki gücüne göre parsele indirgenen inşaat ruhsatlandırma ve imar sistemi vardır. Bir alan, küçük parsellere bölünür, arsa sahipleri, bu parsellerin kimini satar, kimine istediği gibi binasını yapar. Kimi parseli boş tutar. Sonuçta, arsaya imar gelip, parsellendikten sonra orada inşaatlar da başlatılmış olur ve bu inşaat yıllarca sürer, hatta hiç bitmez. Zaman farklından dolayı gelişen bölgede, eski yapılara yeniden ilave kat izinleri verilir; yaşam yükü artarken, caddeler genişletilmez, sosyal alanlar, yeşil alanlar yoktur, kaldırımlar esnaf mağazası olurken, çöp konteynerleri yollara dükkanların önüne araç çekilmemesi için yerleştirilir.

Hiçbir ülke sokaklarında bu manzarayı göremezsiniz.

Bireysel arsa bazlı parselasyon sisteminde, toplu taşıma, tramvay veya metro hatları, bisiklet yolları, engelli bölümleri, otobüs durakları veya tren garları, büyük hastane kampüsleri veya yeteri kadar yeşil alanlar düşünülemez. Sadece cami ve okul alanları ile ufak çaplı çocuk oyun alanları çıkartılabilir. O alanda gerçekte kaç kişinin yaşayacağı bilinmez, altyapı planlanamaz. Sistem parsel açısından bakıldığında mükemmeldir ancak bir bütün olarak asla bitmez, çalışmaz ve ekonomik olarak işletmek çok pahalı olur. En ufak bir yağmurda sokaklar dere olur. Trafiği kaldıramayan sokaklar tek yönlü yapılır. Araç fazlalaştıkça yol kenarları otopark işletmesine dönüşür.

Türkiyenin ithal ettiği enerjinin %30unun sadece konutların ısınmasında kullanılmasının nedeni yukarıda diğer eksiklerini sıraladığımız 'serbest parsel tabanlı inşaat ruhsatlandırması'nın bir neticesidir. 

Sistemin çöktüğünü Türkiye devleti sonunda gördü, Kentsel Dönüşüm adında bir çalışma başlattı. Standartlar getirilmeye başlandı, ancak eski alışkanlıklardan kopulamıyor.

Türkiye için Kentsel Dönüşüm şart, deprem riski olan bölgeler öncelikli olarak başlatılmalı. Ama 'Rantsal Dönüşüm' olarak algılanmaması için, parsel bazlı değil, alan bazlı imara geçilmesi şehirlerimize dünya standartı getirecektir.

Mehmet C. SAVAŞKAN

2013-11-04