Özgürüz Ya Ey Ülkem!
Özgürüz ya ey ülkem, manevi ve ahlaki değerlerimizi yok sayarak böylece çağdaş bir ülke olacağımızı sandık hep.

Özgürüz ya ey ülkem, bekaretin önemi yok dedik, bebekler doğurup doğurup ya cami avlularına, yada okul tuvaletlerine attık.

Özgürüz ya ey ülkem, ihaneti evliliklerimize yerleştirdik, kadın başka kolda, adam başka yolda, bir bakmışsın son ya boşanmada, ya karakolda.

Özgürüz ya ey ülkem, imam nikahını öylesine küçümsedik ki, resmi nikahlarda işimize gelmedi; beraber yaşamalar başladı ve alemdarlıklar; bilemedik ki maneviyatın olmadığı yerde başlar mutsuzluklar!

Özgürüz ya ey ülkem, biz kadın erkek eşitliğini bile yüzümüze gözümüze bulaştırdık.

Biz kadın erkek eşitliğini terazinin eşit ağırlığında aramadık.

Sahi biz terazinin bir tarafında dururken, diğer tarafında neyle tartılmak istendik?

Biz kadın erkek eşitliğini erkeğin hal ve tavrında, giyiminde kuşamında aradık.

Eşitlik ne erkeğin hal ve tavrındaydı, nede ceketinin altında saklıydı.

Biz var olma savaşı verirken pembe kimliklerimizi yok sayıp mavi kimliklere bürünerek yok olma savaşı verdik. En çok da biz bizi yok saydık, uzaklaştık kendimizden, terk ettik kendimizi ve unuttuk pembe rengimizi.

Biz esasen sona baktığımızda erkekleşmek istedik.

Erkeklerin pantolonlarını elinden aldık küpelerimizi onlara taktık.

Biz erkekleştikçe erkekleri dişileştirdik.

Doğan çocuklar anne baba modelini aynı tas aynı hamamda gördüğü için kadın neydi, erkek neydi bilemedi. Kendisi bu hamamın hangi locasındaydı onu da bilemeyecekti tabi, büyünce anlayacak tercihini yapacaktı nasılsa.

Reşit olunca yapacaklarımızın listesine birde cinsiyet tercihleri eklendi ya.

 Özgürüz ya ey ülkem; eskiden yani edep erkanın, örfün adetin, gelenek göreneğin, ahlaki değerlerin ve utanmak denen olgunun olduğu zamanlarda Leylalar Mecnunlarına, Mecnunlar Leylalarına bakamazlardı bile. Nede güzel gizli gizli bakışmalardı onlar; saniyesinde yakalanan bakışın mutluluğu dünyayı içine alırdı. Sahi utanmak denen olgu nede güzel bir örtüydü. Oysa zıvanalığın tamda çukurunda aynı havayı teneffüs ettiğimiz şimdilerde erkek erkeğe, el ele, göz göze, hatta dudak dudağa. Bize ne oldu be ülkem. Vay anam vay!

Anam anam eski anam, bari sen kal eski, istemem yeni anam!

 

Özgürüz ya ey ülkem, inançlı tanımlamasına dinciler dedik.

Dinciler derken kendimizi hangi kategoriye koyduk bilemedik, yada bildik mi acaba? 

Dincilerin karşıt anlamı dinsizler, dinciler derken kendimize dinsizler mi dedik?

İşte biz inançlarımızı bu kadar asi, bu kadar aleni inkar ettik.

Sadece kendi dinimizi inkar etsek iyi, biz bunu hemen yanı başımızdakinin beynine de dayattık. Dini inkara medeniyet,  dini direnişe geri kafalılık dedik. Oltaya atılan bu yeme inanan, çıplak kralın olmayan kıyafetini övüp övüp durduk, inanmayanlar ise 'Kral Çıplak' diye bağırdık durduk. Öyle ya her düşüncenin sahibi bir kral var ya.

Özgürüz ya ey ülkem; ya dekolte zıvanası olduk, soyunmayı marifet bildik, parça kumaş kalmadı üstümüzde. Ne edep, ne terbiye ad oldu 'Süs böceği.'

Yada sözde başımızı kapattık, baş hariç çok daha açıldık, bir tek baş kapattık gerisini varın siz düşünün. Örtülerimizle kapanıp bize bakmayın değildi amaç; 'Hiiişt yolcu bakmadan geçme' ydi yaptığımız; ad oldu 'Süsporospu.' Peeeh, pehki peh. Ülen dünyanın cılkını çıkardık be!

 Özgürüz ya ey ülkem, yaptığımız her türlü çirkinliğin zıvanalığın adına medeniyet deyip susturduk dilleri. Malum konuşan cehaletten görünecekti. Kim üstlenir ki bu görevi.

Kral çıplak diyen bir çocuğumuz olmadı bizim her zaman. Medeniyet bu değildi elbet, adı kullanılarak içeriği değiştirilen yaptığımız çirkinliklerin kamuflaj adı oldu medeniyet.

Özgürüz ya ey ülkem, zıvanadan çıkmışlığı özgürlükle karıştırdık biz, maneviyattan örften adetten, ahlaktan uzak kaldıkça huzuru bulamadık; bir yanımız hep boş, bir yanımız hep sancı.

 
Özgürüz ya ey ülkem, bir yandan programlar yapıp zıvanalıklara zemin hazırladık, bir yandan zıvanalıklarımızı toplamak için programlar yaptık. Ne tuttu ama.

Cami avlusuna bırakılan bebekler büyüdü babalarını analarını aradı, okul tuvaletlerine atılanlar ise sesleri sonsuzluğa gömüldü gitti. 

Programlar yetişmez oldu, dün ektiğimiz yanlışları toplamaya.

Sahi bizim istediğimiz özgürlük, hak, hukuk, düzen, medeniyet, çağdaşlık bu muydu bu değil ama bizim yapıp ülke duvarına astığımız medeniyet tablosuna bakınca tamda buydu!
 
Meğer biz ne çok özgürmüşüz be ülkem, özgürlüğün bu kadarı zıvanalıkla noktalandı hep. Hala özgürlük mü diyoruz?

İyide bakıyorum da özgürlük adına yapılmayan hiçbir zıvanalık kalmamış ki be ülkem.

Gerçekten bizim istediğimiz özgürlük bu muydu yoksa biz mi karıştırıp at iziyle it izini birbirine karıştırdık ey ülkem?  DİLEK EJDER

2013-11-13