Toplum ürettiği değerlerle var olur
Yeryüzünde insanın var oluşuyla birlikte toplum hayatının başladığını ileri süren görüşler ideal gerçeklik olmaktan ziyade reel bir gerçekliktir. Yeryüzünde insanlığın varoluşuyla başlayan sosyal hayat kendi dinamiklerini oluşturarak tarihsel süreçte var olabilmiştir.

Bu gelişimsel süreçte her toplum kendi özel koşullarına dayanan dinamiklere göre sosyal ilişkiler ağı oluşturmuştur. Dolayısıyla toplumlar kendi özel koşullarıyla oluşturdukları bu ilişki ağından kaynaklanan kültürel algılamalara sahip yapılar var ederek gerçeklik kazanmışlar.

Tarihsel süreçte gerçeklik kazanan bir toplumu anlamanın yolu, onun sosyal yaşamla oluşturduğu kültürel algı ve değer dünyasını kavramakla mümkün olur. Ki onu diğer toplumlardan ayırt eden temel nitelik sosyal yaşama sunduğu kültürel değerlerle ifade edilen farklılığıdır.

Tarihsel süreç, toplumları birbirinden ayırt etmeye yarayan farklı kültürel algı ve değerler var ettiğine göre, tüm toplumlar için geçerli olabilecek toplumsal değişim ve dönüşüm kurallarından söz edilemez.  Öyleyse her toplumu ancak kendine ait özel koşullarla oluşturduğu kültürel değerlerle ele alarak anlamaya çalışmak gerekir.

Bu nedenle toplumların sosyal değişim ve dönüşümlerinde etkili olan faktörler ancak o toplumun özel koşullarına göre ele alınıp tartışılması gerekir.  Böylece her toplumu kendi özel koşullarıyla anlamaya yarayacak argümanların tarihsel süreçte nasıl oluştuğu daha kolay anlaşılmış olur. Ki buna yönelik geliştirilecek değişim ve dönüşüm önerilerinin bu mantıksal çerçeve içerisinde geliştirilmesi sağlanmış olur.

Örneğin Ortaçağın karanlığından şahlanarak aydınlanma sürecine giren Avrupa ancak kendi özel koşullar üzerinden ele alınınca yaşananlar anlaşılabilir. Aynı şekilde İslam Dünyasının çöküşü de ancak ona ait özel koşullarla anlam kazanabilir. 14. ve 15, yüzyıllarda Osmanlının doğudan Avrupa'yı piston sıkıştırmasına alarak batıya doğru sıkıştırmasıyla oluşan açmazın çözümü deniz aşırı yolculuklara dayanan keşiflerle bulunacaktır.

Bu keşiflere kadar Avrupa için anlamsız olan mamul ürün üreterek pazarlama ihtiyacı yeni bir sorun olarak varlık kazanacaktır. Bu sorunu aşmaya çalışırken Avrupa toplumsal yapılanma biçiminde onlara özgü yeni bir yapıyı var edecektir.  Bugün dünya toplumları içerisinde üst düzeyde yer edinerek varlık kazanan Avrupa medeniyeti aslında bu iki sorununa çözüm üretme çabasına girmemenin sonuçlarını devşirmektedir. Öyleyse Avrupa medeniyetini buradan üretilen değerlerle ele almak, onu doğru anlamaya götürecektir bizleri.

Tıpkı toplumların farklı değerler üzerinden okunarak anlaşılabileceğini salık veren sosyolojik ilkenin ehemmiyetini bilme zorunluluğu gibi. Doğu veya Batı medeniyetlerini kendilerine ait olan değerler üzerinden anlamak yerine, bir diğerine ait olan değer üzerinden anlamaya kalkışmanın sorunu çetrefilleştirmekten başka bir şey üretememesi gibi.

Doğu ve Batı medeniyetlerine dine ait algısal değerler üzerinden baktığımızda bu toplumların dünya algılarının temel dayanaklarıyla karşılaşırız. Mesela, bir toplumun dinsel inanışındaki toplumsal karşılık neyi ifade etmekte ve toplumun dinsel farklılıkları neyi kapsamaktadır.

Doğu-Batı ekseninde, din ele alındığında odaklanılabilecek dinler İslam ve Hıristiyanlık olacaktır. Teolojik bir tartışmaya girişmeden bu dinlerin toplumsal yaşam açısından oluşturdukları algının dayandığı arka plan da yer alan değerler levhasının dayanaklarına bakmak gerekecektir.

Bu anlamda, Hıristiyanlık insanın dünyaya kirlenmiş bir varlık olarak geldiğini temel alan bir algıdan hareket etmektedir. Buna karşılık İslam insanın saf ve temiz bir varlık olarak dünyaya geldiğini referans olarak kullanan bir algıya dayanmaktadır. Bu durum ise bu dinlerin, dünya üzerindeki hâkimiyet alanlarına ve hâkim olma güdülerine etki ederek tarihsel süreçte çatışma alanlarının ortaya çıkmasına yol açmıştır.

Dolayısıyla din insanın toplumsal yaşamını düzenleyen ve bu alana yönelik denetlemeler geliştirerek sosyal bir algı oluşturmaya çalışan alandır. Dünya üzerinde önemli sayıda mensubu bulunan dinler arasında diyalog varlığından söz etmekten çok çatışmadan söz etmek mümkündür.

Çünkü her toplumun yapı şekillenmesinde farklı dinamiklerin rol oynamasından kaynaklanan özel oluşumlar etkili olacaktır. Toplumların kendi özeline ait bu dinamikler farklı nitelikteki sosyal ilişki ağlarından kaynaklanan biçimlenmelerle yeni ve farklı olan değer algılarının oluşumunu sağlayacaktır.

Aslında tarihsel süreçte Hıristiyanlık Doğu kökenli bir inanç olmasına karşın Dünya egemenliğini Batı ile bütünleşmesi sayesinde elde etmiştir. Bunu elde edildikten sonra tüm olumsuzluk içeren algısını doğu üzerinde yoğunlaştırarak varlık kazanmaya çalışmıştır. Belki de Roma imparatorluğunun alan hakimiyetini bu şekilde sağlaması bunda etkili olmuştur.

Alan hâkimiyeti sonuç itibarıyla aslında ekonomik değerlerin kontrolünü amaçlamaktadır.  Bir toplum oluşturduğu değerler dünyasıyla olup biteni anlamlandırdığına göre kendisi için avantaj olan hiçbir koşulu es geçmeyi düşünmeyecektir.

Bugün dört devlet arasında bölüştürülen Kürdistan'a sahip olma güdüsü de aslında bu devletlerin kendi ekonomik çıkarlarını korumak adına egemenliklerinden vazgeçmemeye dayanmaktadır. Ki oluşturdukları değerlerle bunu sağlamaya çalışırlarken egemenlikleri altındaki Kürdleri ancak kendilerine benzeme koşuluyla kabul etmektedirler.

Oysa kadim bir geçmişten gelen bu toplum tarihsel süreçte kendisini ürettiği kültürel değerleriyle var kılarak bugüne taşımıştır. Bunlar o değerlerde oluşturacakları gediklerle kadim geçmişi yok edebileceklerini tasarlamaktadırlar. Bu nedenle kendi hâkimiyetleri altındaki Kürdleri asimile ederek alan hâkimiyetini sağlamayı düşünmektedirler.

Sonuç: Her toplum oluşturduğu değerler dünyasıyla varlık kazandığına göre, Kürdlerin tarihsel nitelikteki kültürel değerleriyle buluşması geleceklerinin aydınlık olmasına vesile olacaktır. Bu değerleriyle ancak dünya toplumları içerisinde varlık kazanabileceklerdir. Bu nedenle her türlü entegrasyon fikri toplum geleceğinin başkalarının ipoteğine verilmesi anlamına geleceği unutulmadan hareket edilmelidir.


2013-11-15