Üstat Necip Fazıl'ı Anlamak
Yıl 1970 Üstat Necip Fazıl'ın şiirlerin seslendirildiği bir gece. Ve o gecede bir genç

-Bir yanda akan benim öbür yanda Sakarya! Nidası ile duygu yüklü şiiri sonlandırır ve kürsüden iner. Üstat o ana kadar okunan hiçbir şiirden bu denli etkilenmemiştir. Üstadı etkileyen bu ses kime aittir? Bu yüzden bu genci merak eder. Genci yanına çağırır ve tebrik eder. Bu genç Recep Tayyip Erdoğan‘dan başkası değildir.

Üstat bir yerde konuşmasında şöyle ifade etmektedir: O geceden sonra şiirleri ben yazardım. Recep okurdu ve dinlerdim. Onun okuması beni etkilerdi. Bazen hüzünlenir bazen de mutlu olurdum. Şeklinde dile getirmektedir.Necip Fazıl'ın şiiri denildiği zaman akla gelen ilk insanın Sayın Başbakanın olması sanırım bundan dolayıdır.

Fakat İşin trajik yönüne değinmek istiyorum. Özellikle bizim dönemin gençlerinin pek çoğu Sayın Başbakanın okuduğu şiirlerin kime ait olduğunu bilmez. Ya da Başbakanın kendisine ait olduğunu zanneder. Belki de en vahim durum ise: İslam davasının zerre tavizsiz müdafili, Üstad Necip Fazılın, Başbakanın okuduğu şiirlerin, şairinden ibaret kalmasıdır. Yani Üstadın fikirlerinin ve hassasiyetlerinin yeterince bilinmemesidir.

İzninizle ötekileştirme yapmadan bir duruma dikkat çekmek istiyorum. Yanlış anlaşılmalara sebebiyet vermemek için baştan belirteyim. Muhakkak ki bu ülkenin şairi ve yazarı yetmiş milyonun şairi ve yazarıdır. Fakat bazen yazarların sahip olduğu ideoloji ve mevcut kitleleri arasında diğerlerinden farklı bir bağ olabilir ve de mümkündür. Bu bahisten hareketle ideoloji ekseninde muhafazakâr nesil, İslamcı gençlik, ak gençlik denilen mevcut kitlenin Necip Fazılı yeteri kadar tanımadığı kanaatindeyim. Şöyle ki sol ideolojiye mensup bir gencin Nazım Hikmetin ideolojisini tanıdığı, benimsediği kadar tanımadığını ve de benimsemediğini belirtmek istiyorum

 Ayrıca bu dönemin gençliğin özellikle İslamcı-muhafazakar gençliğin edebiyat dünyasının duayen isimlerinden, İslam düşünürleri ve dava adamlarından Sadık Albayraklar'ı,Nuri Pakdilleri,Bediüzamanları da yeterince tanımadığını düşünüyorum.Bunun altında yatan temel sebebi uzun uzadıya tartışmak sanırım şuan için yersiz ve yetersiz olur.

  Bunun yerine Recep Tayyip Erdoğan'ın, Abdullah Gül'ün ve mevcut devlet adamlarının fikir babası, dava adamı, Üstat Necip Fazıldan bahsetmek istiyorum. Daha doğrusu Üstadın arzuladığı gençlik profili, hayat felsefesinden kesitler aktarmak istiyorum. Ayrıca dönemin ekonomik ve sosyal açıdan sıkıntılı sürecine rağmen yayın hayatına kararlılıkla devam eden, dönemin ilk ve tek İslamcı dergisi olan Büyük Doğudan da bahsedeceğim.

Öncelikle yaklaşık altı ay önce gündemde epey yer eden dindar gençlik profilini Üstat Necip Fazıl şöyle tarif ediyor:

İslamcı nesil! Benim yeni bir İslamcı nesle ihtiyacım var. Yani onu görmeye ihtiyacım var. Öyle bir nesil ki ne dünü beğensin ne de bugününde tiksinmede derin derin devam etsin. Modelini ta Saadet devrinde Sahabe tipinde bulsun. Yepyeni, bütün dünyaya hâkim bir ideoloji sahibi, her şeyin hesabını veren, büyük bir nesil olsun. Şeklinde arzuladığı nesli  dile getirmiştir. (Konuşmalar isimli kitaptan alınmıştır.)

Kendi hayatını iki dönemde değerlendiren üstat, 1934 yılında Abdulhakim Arvasi ile tanıştıktan sonra hayatında meydana gelen değişimi ise şu dize ile ifade etmektedir.

Tam otuz yıl saat işlemiş ben durmuşum

Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.

Hayatının bu döneminden sonraki kısmı için üstat kendisini İslam'ın görev ve sorumluluklarına adamış. Hz Allah'a ve Hz Peygambere olan sevgi ve muhabbetini çeşitli dizelerle dile getirdiğini görmekteyiz.

Mecnun olup Leyla için çölleri aşmışsın ne fayda!

Mümin olup Mevla için secdeye varmadıktan sonra..

 

Bir namazım, bir duam, bir de eski seccadem.

Hepsi, hepsi bu kadar, işte benim sermayem

 

Mistik tarzda yazı ve şiirler kaleme alan Üstat Necip Fazıl zaman zaman sert ve ironi bir konuşma yapısının olduğu bilinmektedir. Bir defasında Üstada geçmişinde yaptıklarıyla ilgili bir takım hoş olmayan sözler sarf eden bir kişiye yönelik. Ben geçmişimi çöplüğe attım. Çöplüğü ise kedi köpek kurcalar diyerek. O kişiyi sert bir dille eleştirmiştir.

 Aristokrat aileden gelen, varlıklı bir ailede büyüyen Üstat eğitiminin büyük bir çoğunluğunu batıda (özellikle Fransa'da) geçirmiştir. Fakat Büyük doğu dergisini incelediğimizde derginin ciddi manada batıya karşı bir direniş ve Üstadı ise dönemim batıda tahsil görmüş yazarlarının aksine, yazı ve şiirleriyle batıya karşıtı bir tavır takındığını görmekteyiz.

17 Eylül 1943 yılında ekonomik yoksulluk içinde çıkarılan Büyük doğu dergisi yukarıda da belirttiğim üzere dönemin İslamcı ilk ve tek dergisidir. Toplumun din ile olan bağının kesildiği o dönemde. Batının allanıp pullanıp baldıran zehrinde sunulduğu zamanlarda. Büyük doğu dergisi İslam davasını arkasına almıştır. Bu coğrafyanın insanlarını, bu coğrafyanın neslini İslam ile nasıl bütünleştiririm gayesiyle, dualarla çıkmış bir mecmuadır. Üstat'a göre bir mecmuadan öte bütün ideolojiyi kucaklayan, mukaddes bir kapıya işarettir.(Cahit Tanyol'un Hatıratından alınmıştır.)Ayrıca Üstat İslamcılığın şemsiyesi altında Türkçülüğü de vurgulamaktadır. Sakarya ve Tohum adlı eserlerinde bu durumu yakinen hissetmekteyiz.

Üstadın yaşama ve ölüme bakışını kendi dizelerinden hareketle şu şekilde ifade edebiliriz: Dünya güzel olsaydı, doğarken ağlamazdık. Yaşarken temiz kalsaydık ölünce yıkanmazdık. Ölüm hakikatini ise: Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber. Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber? Diyerek ölüm hakikatini Hz Mevlana gibi bir saadet kapısı olarak nitelendirmektedir.Üstat Necip Fazıl 25 Mayıs 1983 de, geride davasını yaşatacak olan milyonlar ile sonsuzluğa göç ederken yazımı yine onun kıymetli sözleriyle noktalamak istiyorum:

YARIN ELBET BİZİM ELBET BİZİMDİR!

GÜN DOĞMUŞ GÜN BATMIŞ EBED BİZİMDİR! 


2013-11-26