Bizim Gök Kubbemiz
Tam 1500 sene önce inşa edildi.

Büyük savaşlar, büyük yangınlar, büyük depremler gördü.

O, inananların simgesi olarak hep ayakta durdu.

Hristiyanlığa hizmet için kurulan yapı, son 560 senedir İslam tarafından sahiplenilmiş, desteklenip korunmuş; kubbesi ve kemerleri, kendine özgün şekli ile Osmanlı ve günümüz camilerine ilham olmuştur.

Bugüne kadar sakladığı sırları; kapanmış ve aşınmış mozaikleri, kayıp yazıtları, çalınmış eserleri ile insanlık için halen daha tamamı okunamamış bir tarih kitabıdır Ayasofya.

Eski kıtada bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar, halkların inançları ile bütünleşmiş anıt eser var. Çoğu topraklarımızda olan bu eserlerden, 'Müjdelenmiş Ayasofya' bizim için en önemlisidir.

Ayasofya'nın da kurulduğu şehir, sadece iki kıtanın birleştiği, iki dinin siyasi birliğini kurduğu bir karargâh değil, bizce dünyanın merkezi ve başkentidir.

Her yere yakın ve herkese aittir.

Ortodoks Bizans'ın, Avrupa'dan sıyrılıp, Asya medeniyetine el verdiği, Asya'nın da Avrupa'nın zulüm içindeki halklarını birliğine katıp, onların da inançlarını saygı ile koruduğu bir çatıdır.

İnsanın gökyüzüne uzanma hevesini, kendince ne kadar muazzam bir kubbe ile taştan ördüğünü anlatır Ayasofya. Aynı zamanda da insanın yapabileceği en büyüğün, aslında esas gök kubbeye kıyasla ne kadar küçük ve aciz kaldığını söylemektedir, bakan gözlere.

Ayasofya ibadete açılacak mı? 

Kanımca artık açılmalıdır.  

Ezilen, zulüm edilen, kandırılan, birbirlerine düşürülen ve ekmeği elinden alınan milletleri; 'ezene karşı' birleştirecek şekilde;  'Büyük Doğu' felsefesi ekseninde, Cumaları ve Pazarları ibadethane olabilmelidir.

Kubbesinin altında af dilenebilmeli; tövbe, dua ve şükür edilebilmedir.

560 yıl önce, farklılıkları nasıl birleştirmiş ise, bugün de aynısını yapılabilir Ayasofya.

Yorgun toprakların kadim komşu halkları; inatlaşmadan, kin gütmeden, kavga etmeden; şeytanın takındığı sahte maskeyi birlikte kaldırıp, gerçek ve geleceği ile birbirine güvenen tek bir dünya inşa edebilmelidirler, Ayasofya'da el ele tutuşarak.  

Böylelikle, medeniyetin merkezine ait olan topraklarda; bugün olduğu üzere; savaş, sefalet, göç, yokluk ve gözyaşı değil; samimiyet, ihsan ve muhabbet içinde; yeniden bereket, mutluluk ve barış olacaktır.



2013-12-03