Siirt'te Açılan İlk Dershane
     Sene 1989 ve ben, o zaman Siirt'e bağlı Şirvan Lisesinde kimya öğretmeni olarak vazife yapıyorum. Şirvan o zamanlar 4 bin nüfuslu küçük bir ilçe. 1 tane Lisesi, 1 tane YİBO su ve belki iki tane de ilköğretim okulu var. İlçede ve Siirt'te dershane yok. Üniversite sınavını kazanan öğrenci sayısı yok denecek kadar az. Kazananlar ise bir şekilde dershanesi olan illere gidip destek almışlar.

     O günlerde tanıdığım Mehmet Karahan isminde Siirt Eğitim Enstitüsünü bitirmiş genç bir öğretmen arkadaş var. Afyon'un Dinar ilçesinden zayıf, kara yağız bir delikanlı. Aynı zamanda yerinde duramayan hizmet delisi biri... Belletmen olarak vazife yaptığı Veysel Karani Erkek Öğrenci Yurdunda öğrencilere ders veriyor ve onları Fen Lisesi sınavlarına hazırlıyor. Bir gün kaldığı yurdun müdürü Mustafa Tuncer Bey ile istişare edip Siirt'e Etüt Merkezi açmayı kararlaştırmışlar. Hafta sonu yanlarına gittiğimde heyecanlı bir şekilde projeyi anlattılar ve benden hafta sonlarında Kimya ve Fen kursu vermemi istediler.


     Tekliflerini kabul ettim ancak projeleri bana çok saçma gelmişti. Çünkü en başta paraları yoktu. Sonra bina, sıra ve en önemlisi öğretmen... Etüt merkezinde ders verecek öğretmenler için para söz konusu bile değildi. Sadece Allah rızası ve gönüllük esasına dayanan bir uygulamaydı bu. O gün için bunun ne denli büyük bir hizmet olabileceğini hayal bile edemiyordum.
Sonraki haftalardan birinde çarşı içinde bir bina tuttuklarını söylediler. Aman Allah'ım heyecanlanmıştım. Bütçe olmadan çarşı içinde bir bina nasıl olurdu?

     Binayı görünce şaşkınlığım kayboldu. Hayırsever bir vatandaştan binasının terasını az bir fiyatla kiralamışlardı. Teras diyorum çünkü üstünde gündüz güneş ve gece ise yıldızların parladığı, Yahya Kemal'in ifadesi ile çatısı 'kendi gök kubbemizden' oluşan bir binaydı bu.
Elbette çıplak terasta ders yapılmayacaktı, binanın kat izninden yararlanarak kendimiz yapacağız, dediler. O gün, Mehmet Karahan'ın on parmağında on marifet olduğunu bir kez daha gördüm. Babası inşaat ustası olduğu için tecrübeliydi. Günlerce binada çalıştı. Beton briketler ile duvar ördü, çatı yaptı, sıvadı, boyadı ve aylar sonra bizim bile şaşırdığımız mükemmel sınıflar oluşturdu. Tabi hafta sonlarında bir iki briket taşıma fırsatı bize de nasip olmuştu.

     Artık etüt merkezi hazırdı. Eski bile olsa sıraları, kara tahtası ve tabii Siirt mahallelerinden akın eden talebeleri vardı. Hafta sonlarında uğruyor ve fen dersleri veriyordum. Mehmet Hoca, matematik ve sosyal bilgiler olmak üzere pek çok derse giriyordu. Yurt müdürü Mustafa Bey, ilim irfan eksenli sohbetlerle öğrencilere motivasyon ve ufuk kazandırıyordu. İşte o günlerden tesirinde kaldığım bir iki tabloyu sizlerle paylaşmak istiyorum.
 Kahvaltıda otlu peynir ve ekmek yeniyor, yemekler son derece mütevazı ve maaş diye bir şey yok. Ben Devlet okulunda öğretmen olduğum için maaşım var ve onları görünce utanıyorum. Mustafa Hoca paraya sıkıştığında seccadesine kapanıyor ve gözyaşları içinde Rabbinden istiyor taleplerini. Cevabını da hemen alıyor. Bazen devlet memuru birileri koşuyor imdadına, bazen hayırsever işadamları. Fakat yokluklar talebeye hizmet için engel teşkil etmiyor. Akşamları etüt binasında Mehmet Hoca'yı bir görmeliydiniz. Talebeler, sarı Edison ampullerinin aydınlattığı loş ışık altında ders çalışırken, Mehmet Hoca eski siyah pardösüsünün tüm düğmeleri ilikli bir şekilde talebenin arasında dolaşıyor ve sorulara cevap veriyordu. Onu bazen bir köşede elinde Cevşen okurken görüyordum.

   Sonraki günlerde Mehmet Hoca ile ne zaman karşılaşsam bana, 'Abi dershane açmalıyız' diyordu. Neden dediğimde, cevabı sebepleri izah ederek açıklıyordu. 'Etüt merkezinde her konuyu düzenli işlemek mümkün değil. Gönüllü hocaların bazen işleri oluyor gelemiyorlar. Bir deneme sınavı yapmanın masrafı var ve paramız yok. Kışın ısınma masrafları, su elektrik parası derken olmuyor abi...'
  Siirt'e açılan ilk dershane yine Mehmet Hocaya nasip oldu. Aynı şekilde günlerce inşaat işçiliği yaparak bir binayı adam etti ve dershane açıldı. Allah razı Olsun ilk öğretmenleri gönüllülük esası üzerine GÜVENDER kurumlarında çalışmış arkadaşlar oldu. Fakat Siirt'in ilk dershanesinde Mehmet Hocaya çalışmak nasip olmadı. Mustafa Hoca ve Siirt Mütevelli heyetinden ağabeyler belki ihlasını muhafaza edemez düşüncesiyle ona başka ilde dershane işi buldular ve uğurladılar. Tabi Dershanenin adına Mehmet Hoca ve Mustafa Hocaları unutturmayacak bir isim verdiler: 'VEFA DERSHANESİ'

     Vefa dershanesi Siirt'te yıllardır hizmet veriyor. Ben Vefa Dershanesini her anışımda Etüt Merkezini hatırlıyorum. Çarşı Caminin ezan sesinin işitildiği o etüt merkezinden üniversiteyi kazanan çok öğrenciler oldu. İsimlerini vermek isterdim ama uygun olmayabilir düşüncesiyle sadece ikisinin adını vereceğim. Murat Yıldız matematik öğretmeni ve İstanbul'da dershanecilik hizmeti veriyor. Abdüsselam Üner Batman'da MEB okullarında öğretmenlik yapıyor. Onlar vefalı ellerden hizmet gördüler ve vefa ile insanımıza hizmet veriyorlar.

     Dershanelerin kapanmasını isteyen her kim olursa olsun bu yazıyı okusun ve vakıf şuurunun ne anlama geldiğini hesap etsin. Mahiyetinde Mehmet Hoca ve daha nice insanların kul haklarını muhafaza ettiğini bilsinler. Cebimizken 1 lirayı çıkarıp dilenciye verirken tereddüt yaşıyorsak şayet; lütfen millet malı hakkında düşünmeden hüküm vermeyelim. Allah Hizmet kurumlarına zeval vermesin...

@kimyaci64 

2013-12-09