Siyasi manevralar değil güçlü imani zemin...
Başarılı siyasi manevralar değil güçlü imani zemin...

Ülkenin birinci dereceden sorunlarından olan PKK hareketiyle ilgili olarak önemli bir konuyu ele almak istiyorum. En başta, PKK hareketinin adını doğru koymakta yarar var:


PKK etnik değil, Marksist-Stalinist-Komünist temelli bir ideolojik harekettir. Güneydoğu'da 30 yıldır süregelen terör hareketi bugüne kadar hiçbir siyasi, askeri ya da teknik yöntemle sona erdirilemedi. Bunun nedeni terör örgütünün salt silahlı bir çete değil, temelinde belli bir felsefesi ve dünya görüşü olan ideolojik bir yapılanma olmasıdır.

Bu ideoloji ise Marksist-Stalinist-komünist düşünce sistemidir. Şu ana kadar yapılan en büyük hata örgütün bu felsefi arka planının göz ardı edilerek çözümün yalnızca siyasi ve askeri formüllerde aranmış olması.

Oysa terör örgütünün, ideolojik altyapısıyla  etkili olduğu birçok açıdan ortada:

-Örgüt, bölgenin sosyal koşullarını ve etnik yapısını fırsat bilerek taraftarlarını Marksist-komünist ideolojinin felsefe, taktik ve tekniklerini kullanarak toplamakta.

-Arkasına aldığı kitleleri bu ideolojinin telkin ve propaganda yöntemleriyle etkilemekte ve kendisine bağlamakta.

-Mücadele yöntemlerini, askeri ve siyasi stratejilerini Stalinist-komünist anlayışın devrimci, anarşist metotlarından almakta.

-Gerillalarını Darwinist, Marksist, Stalinist öğretilerle eğitmekte.

-İhtiyacı olan maddi, siyasi ve askeri desteği dış güçlerden yine bu ideoloji sayesinde sağlamakta.

Özetle, terör örgütü bunca yıldır varlığını sürdürme ve halen pek çok konuda söz sahibi olma başarısını askeri ve maddi üstünlüğüne değil, sahip olduğu komünist inanç ve davaya olan ideolojik bağlılığına borçlu.

PKK militanları, batıl da olsa hayatlarını dahi feda edebilecekleri derecede körü körüne bağlandıkları ideolojilerinden aldıkları şevk ve heyecanla mücadelelerini sürdürüyorlar. Yine bundan aldıkları özgüven ve cesaretle, üst perdeden konuşmayı adet edinmiş örgüt yöneticileri kendilerine her konuyu çözmüş ve aşmış birer filozof havası veriyorlar.

Bu tiyatro karşısında imani temeli, kültürel altyapısı zayıf olan kişiler ise kolayca etkilenip örgütün peşinden sürüklenebiliyorlar.

Komünist sistemin en önemli taktiği eğitimsizlikten faydalanmasıdır. Komünizm, cehalet ve inançsızlıktan kaynaklanan vahşi dürtüleri, düzeni bozmaya, yakıp yıkmaya, insan öldürmeye, kargaşa, terör ve anarşi çıkarmaya olan nefsani eğilimleri kendi çıkarları için kullanır. O yüzden komünizmin, özellikle de bunun Güneydoğu'daki kanlı temsilcisi PKK'nın tuzağına düşmemek, düşenleri de kurtarmak için tek çare, aciliyetli olarak akılcı ve sistemli bir imani ve kültürel eğitim politikası başlatılmasıdır.

Asıl Hedef Alınması Gereken PKK'nın İdeolojisidir Komünist telkin ve propagandalara dayalı bir hareketi durdurmak ancak anti-komünist, anti-materyalist, anti-Darwinist bir propaganda ile mümkündür. Nitekim komünizmin sefaleti, materyalizmin felsefi çürümüşlüğü ortadadır; yine komünizmin sözde bilimsel dayanağı olan Darwinizm, bilimin bütün dalları tarafından geçersizliği defalarca kanıtlanmış bir teoridir. Tüm bu gerçeklerin insanlara delilleriyle anlatılması PKK'ya en ölümcül darbeyi vuracak ve örgütün ideolojisinin bilimsel temeli yıkılacaktır.

Sözde bilimsel dayanağı olan Darwinizmin çökmesi ile komünist ideolojinin boş, hayal ürünü, gerçek dışı ütopyalara dayanan, temelsiz bir felsefe olduğu alenen ortaya çıkacaktır. Bu suretle PKK'lı militanlar, örgüt sempatizanları ve örgütü destekleyen kitleler üzerindeki büyü ortadan kalkmış, cehalet bulutları dağılmış olacak, örgüt taraftarları da nasıl boş, hayali ve saçma bir dava uğruna hayatlarını feda ettiklerini net biçimde anlayacaklardır.

Sonuçta kısa zaman içinde, ideolojisi çöken PKK tüm dayanağını kaybedecektir.

Canlıların rastlantı ve tesadüfler eseri değil, bir anda ortaya çıktıkları ve milyonlarca yıldır hiç değişmeden günümüze kadar geldikleri gerçeğini gören ve şuurları yerine gelen insanlar Allah inancına yöneleceklerdir. Böylelikle toplum genelinde bütün sorunların ve kötülüklerin çözümü olan "güçlü bir imani zemin" tesis edilmiş olacaktır.

Güçlü İmani Zeminin Sağlanması En Temel Devlet Politikası Olmalıdır Görüldüğü gibi, terör sorununa çözüm bugüne kadar defalarca denenmiş ve sonuç alınamamış siyasi manevralarda değildir. Yegane çözüm ülke çapında başlatılacak güçlü ve sistemli bir anti-komünist, anti-Darwinist bilinçlendirme politikası; beraberinde "İman Hakikatleri" ve "Kuran Mucizeleri" ile desteklenecek bir eğitim seferberliği ve bunun doğal sonucu olarak toplumsal boyutta bina edilecek güçlü imani zemindir.

Bu nedenle kültürel ve imani faaliyetlerin önünün açılması ve desteklenmesi gereklidir. Bu eğitimi en kapsamlı ve en kusursuz biçimde sağlayacak kültürel altyapı da mevcuttur. Bunlardan biri de kitapları, CD'leri ve internet siteleriyle dev Harun Yahya külliyatıdır. Külliyat bu hizmeti Türk insanına yıllardır sunmaktadır ve bugün de ilmi mücadelenin bir devlet politikası olarak uygulanması için görev almaya hazırdır.

Ülke çapında güçlü bir imani zemin oluşturulması yalnızca PKK ile mücadelede değil, her konuda ve her zaman geçerli olan ve önemle korunması gereken bir devlet politikası haline getirilmelidir.

Devlet yönetiminin, başarılı siyasi manevralara, heyecanlara, alkışlara değil köklü ve sağlam bir zemin üzerine bina edilmiş olması önemlidir. En güçlü ve köklü zemin ise yukarıda belirttiğimiz gibi imani zemindir. Unutulmamalıdır ki samimi imana ve bu imandan kaynaklanan güzel ahlaka dayalı bir zemin olmazsa bütün yöntemler havada kalır, köklü, sağlam ve kalıcı olamazlar.

Bu fikri altyapı sağlandığında ise artık salt kişilere dayalı bir sistem değil, sağlam temeller üzerinde yükselen kurumsal bir sistem meydana gelir. Liderlerin, yöneticilerin görevden ayrılması ya da ilerleyen yıllarla vefatı gibi olaylar bir kriz konusu olmaz. Onların yerine geçecek uygun ve ehil kişiler de, sağlam temellere dayalı devlet sistemini kaldığı yerden rahatlıkla devam ettirebilirler.

Sayın Adnan Oktar, A9 televizyonundaki bir konuşmasında bu konuyu şöyle açıklamaktadır:

"Türkiye'yi şekillendirirken gelecek 10-20 yılı düşünmek lazım. Hatta 30 yılı düşünmek lazım. Şu anın gençleri ileride idareci olacaklar. Şimdi iktidarda olan insanlar da iktidarı bırakmış olacaklar. Çünkü yaşları ilerliyor... Onların yerine gelecek insanlar şimdiki vizyonu devam ettirebilir mi? Onun için çok güçlü bir inanç zemini olması gerekir... İnanç üzerine kurulmazsa bu sistem, yani güçlü bir inanç üzerine kurulmazsa, siyasi manevralar üzerine kurulu olursa başarılı siyasi manevralar bir süre sonra tam tersine dönebilir. Bugün mesela şenlik-eğlence ile uygulanan bir şey yarın çok büyük tepki ile karşılaşabilir. Bambaşka şeyler olabilir. Herkes geçici, hepimiz geçiciyiz. Bunu hesap ederek hareket etmek lazım. Yani başarılı siyasi manevralara göre değil de çok güçlü bir inanç zemini üzerine kurulu olması gerekiyor sistemin."

Resulullah (sav)'in hadislerinde müjdelediği Mehdiyet hareketinin başarısının altında yatan en önemli sırlardan biri de üzerinde yükseleceği çok güçlü inanç zeminidir.

Aynı konuşmasında, Sayın Adnan Oktar bu konuyu şöyle ifade etmektedir:

"Mehdiyetin özelliği çok güçlü bir inanç sisteminin üzerine kurulu olmasıdır. Yani devrilmez olmasının nedeni... Güçlü siyasi manevranın hiçbir kıymeti yoktur. Güçlü siyasi manevralar üzerine kurulu sistemler mutlaka yıkılır mutlaka başarısız olur. Bunu unutmamak lazım. Tabi bu Cenab-ı Allah'ın kontrolünde. Biz bunları anlatıyoruz. İmani, Kurani zemini Cenab-ı Allah zaten kaderde yaratmış. Kader içinde biz akıştayız. Kader bizi götürüyor şu an. Kaderdeki konuşmaları yapıyoruz. Kaderde ne olursa onları söylüyoruz. Ona göre hareket ediyoruz."

İnşaAllah. En doğrusunu Allah bilir.


2013-12-13