Kazanma Kuşağında Kaybetmek
'Hayat bir sınavdır; ama diğer sınavlara pek de benzemez. Çünkü bazen yaptığın bir yanlış, tüm doğrularını götürebilir.' Dünya edebiyat tarihinde derin izler bırakan ünlü Rus edebiyatçı Lev Tolstoy'a ait olan bu söz, kendi içinde müthiş dersler barındırıyor. Hayatı boyunca hayırlı işlerin içinde olup da son düzlükte nefis ve şeytanın oyununa gelen, kazanma kuşağında kaybeden, nice yiğitler tanımıştır şu yaşlı dünyamız.

Yola çıkarken tamamen Allah rızası için, gayet halisane duygularla, hizmet etmeye koşan nice dava adamları, muvaffak olup güç ve kudreti ellerine geçirdiklerinde, zafer sarhoşluğuyla kendilerini nefis ve şeytanın pençelerine kaptırmış, benlik ve enaniyetlerinin gözlerini kör etmesi neticesinde, gayyalara yuvarlanmış, yok olup gitmişlerdir.

Gerek siyaset sahnesinde, gerekse de maneviyat ikliminde bunun örneklerine çok rastlanmıştır. İnsanların teveccühü ve alkışları nice yiğitlerin bakışlarını bulandırmış ve akıllarını başlarından almıştır.

Yola çıkarken ettikleri yeminlerini ve ideallerini unutturmuş, dünyanın zehirli bal hükmündeki cazibedar ve aldatıcı güzelliklerine kendilerini kaptırmışlardır. Daha düne kadar başkaları yaparken kınadıkları ve ayıpladıkları amelleri, kendileri için bir hak gibi telakki ederek yapmaktan dur olmamışlardır. Zirvelere çıkmak zordur. Ancak zirvelere çıktıktan sonra orada sabit kadem olmak, safiyetini muhafaza etmek çok daha zordur. Zira zirvelerde kar vardır. Boran vardır. Tipi vardır. Şeytanın ve nefsin türlü oyunları, desiseleri vardır. Kalbin, mana alemleri ve vicdanla irtibatı kesilirse, zirvelerden uçurumlara yuvarlanma tehlikesi vardır.

Bu sebeple, zirvelere çıkan insanların samimi dualara daha fazla ihtiyacı vardır. Ayaklarının kaymaması, başlarının dönmemesi, rızayı ilahi dairesinden ayrılmaması ve zulme sebebiyet vermemesi için, dualı ağızların samimi gönüllerin desteğine ihtiyacı vardır.

Ülkemizde son on yıl içinde, imanlı ve vicdanlı idarecilerimizin samimi ve fedakarca gayretleri sayesinde bir çok alanda devrim niteliğinde atılımlar gerçekleştirildi.

Askeri vesayetin kırılması, çetelerin ve mafyanın temizlenmesi, sağlıkta, ulaşımda büyük reformlar gerçekleştirilmesi ve demokratikleşme adına önemli adımlar atılması ülkemizi daha yaşanılır bir ülke haline getirdi. Yasakların yasak olduğu, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilmediği, keyfiliklerin ve ötekileştirmenin olmadığı bir ülke meydana getirme iddiası ve hedefiyle yola çıkan Ak Parti iktidarı, özellikle ilk iki döneminde bu konuda çok önemli icraatlara imza attı. Bu sebeple, Başbakanın ustalık dönemi olarak adlandırdığı üçüncü dönem büyük umutlara gebe idi.

En başta; daha özgür bir Türkiye'nin inşası için, askeri darbe ürünü olan ve vesayet anlayışının hakim olduğu, 82 anayasasını değiştirerek sivil ve demokratik bir anayasanın yapılacağı beklentisiyle, büyük halk kitleleri Ak Partiye destek verdi. Ama maalesef bu heves kursağımızda kaldı. Bu da yetmiyormuş gibi adeta, tüm bu yaşananlar yoksa yalancı bir bahar mıydı? Dedirtecek ve bir güç zehirlenmesi olarak algılanabilecek tavır ve davranışlar içine girildi.

Özellikle medya ve sivil toplum kuruluşları üzerinde ciddi bir baskı oluşturuldu. Gezi ve dersane meselesinde ortaya konan yapıcı eleştirilere dahi ciddi bir tahammülsüzlük gösterildi. Eleştiri yönelten herkes, düşman ve hatta hükümeti yıkmaya çalışan dış güçlerin ajanı olarak bellendi.

2004 MGK toplantısında Hizmet hareketini bitirmeye yönelik hazırlanmış olan belge gün yüzüne çıkınca, olmaz öyle şey baskı altında imzalamışlardır, uygulaması olmamıştır derken, ortaya çıkan fişleme belgeleri ise tam bir soğuk duş etkisi meydana getirdi.

Fişlemelerin bir alçaklık olduğunu ve Ak Parti iktidarında böyle bir kepazeliğin olmayacağını söyleyerek kanuni düzenleme bile yapan bu iktidar döneminde böyle belgelerin ortaya çıkmış olması ve buna karşı fişleyenlere değil de belgeleri ortaya çıkaranlara tepki gösterilmesi hayret edilecek bir tutum oldu.

Maalesef, fişleme belgeleri ve o paralelde yapıldığı anlaşılan bürokraside ki tasfiye işlemleri 2004 MGK toplantısında alınan karaların uygulandığı ve dersaneleri kapatarak da can alıcı darbenin vurulmaya çalışıldığı hissi uyandırıyor. Ancak şu unutulmamalıdır ki; tamamen ilay-ı kelimetullah uğruna yola çıkan ve başkaları mal mülk ve dünyalık biriktirme hesabı yaparken, gerek yurt içinde gerekse de dünyanın dört bir tarafında, hiçbir dünyalık beklentiye girmeden, namı celili Muhammediyi tüm insanlığın kalbine nakşetme sevdasıyla gecesini gündüzüne katan, Hizmet gönüllülerini bitirmeye kimsenin gücü yetmeyecektir.

Acı olan ise, şer güçlerin, karanlık kurulların, yıllardır uğraşarak muvaffak olamadıkları hizmet hareketini bitirme işini ehli iman insanlara ihale etmiş olmaları ve imanlı ve insaflı olduklarına inandığımız bu insanların, belki de farkında olmadan şuursuzca giriştikleri bu beyhude uğraşlarının sonunda, kazanma kuşağında kaybedecek olmalarıdır.

2013-12-17